İmleyen bir özneyi bir başka imleyene temsil etmekle ifadelendiriliverir. Keyfiyete [jouissance] yönelen o başlatıcı yinelemeye bu yolla anlam veririz.
Böylece şunu kavrarız: Öyle bir düzey vardır ki bilgiye hükmeden, onu ifadelendiren, saf formel lüzumlardır, yazının lüzumlarıdır. Bunların güncel karşılığı da belli bir mantık tarzıdır ki mantık zaten yazının ele alınması demektir. Çağdaş mantık deneyimiyle desteklenen bu bilgi, analitik klinikte yinelemenin etkisini ölçerken işleyen bilginin aynısıdır. Bize en damıtık gözüken bilgi odur, ampirik gözlemden damıtıp çıkarılamayacağı besbelli olsa bile.
Bu bilgi kendi kaynağını yinelemede açığa vurur, öncelikle de özgül unsur [einziger Zug, trait unaire, unary trait] şeklinde keyfiyet aracı oluşuyla. Keyfiyet tam da hayatın olağan gerilimlerine “haz” terimi altında dayatılan sınırların ötesine geçen şeydir.
Bu formelleşmeden çıkan şeyse, hâlâ Lacan’ın izindeysek eğer, demin dediğim gibi, ortada kalan keyfiyet kaybıdır. O kaybın yerinde benim a dediğim kayıp nesne işlevi belirir. Bu da bize olsa olsa şu formülü dayatır: İşleyen bilgi özgül unsurun kendini dayattığı en temel düzeyde bir entropi üretir.
Bakın e, n, t diye yazılır, gerçi a, n, t, h diye de yazılabilir, fena bir kelime oyunu olmazdı. [1]
Buna hayret etmeyelim, zira anlamalısınız ki, insanlar ne düşünürse düşünsün, tertemiz kalpli mühendisler neye inanırsa inansın, enerjetik, dünyayı kaplayan imleyenler ağından başka hiçbirşey değildir.
Şunu kanıtlamanın bir yolunu bulun da göreyim: 80 kilo ağırlığı sırtınızda 500 metre aşağıya indirip sonra gene 500 metre yukarıya çıkarmanız sıfırdır, hiçbir iş yapılmamıştır. Bir deneyin bakalım, kendiniz bir kalkışın, aksinin kanıtlandığını göreceksiniz. Ama onun üzerini imleyenlerle kaplarsanız, yani enerjetiğin yoluna gelirseniz, hiçbir iş yapılmamış olduğu mutlak ve kesindir.
Peki o zaman imleyen keyfiyet aygıtı halinde çıkagelince entropiyle alakalı bir şey belirmesi bizi şaşırtmamalı, zira entropi de zaten fiziki dünyayı imleyenler aygıtıyla kaplayarak tanımlanır.
Şaka yaptığımı sanmayın. Bir değirmen kurduysanız nerede olursa olsun doğaldır ki enerji çıkarırsınız, hatta onu biriktirebilirsiniz. İşte bir değirmende işleyen aygıtların çalıştırdığı türbinler sayesinde enerjiyi bir kovaya doldurabilirsiniz. O aygıtlar işler çünkü size bahsettiğim mantıkla yapılmışlardır, yani imleyenin işleviyle. Çağımızda bir makinenin bir aletle hiçbir alakası yoktur. Kürek ile türbini birbirine bağlayan hiçbir soyağacı bulunmaz. Kağıda çizdiğiniz bir şekle makine diyebilme meşruiyetiniz de bunun kanıtıdır. Çok bir şey gerekmez, çok ama çok verimli bir makine yaratabilmek için iletken mürekkebiniz olması yeterlidir. Ve niye iletken olmasın ki, zaten iz de zevkin iletkeni değil mi?
Analitik deneyim düşlem dünyasına dair bize ne öğretmiş olabilir? Sanki o dünyaya analizden önce hiç girmemişiz gibi gözükse de aslında ondan nasıl çıkacağımızı bilmediğimiz için ‘acayip’liğe, ‘anormal’liğe başvuruyorduk, sonra da özel isimlere nakşettiğimiz terimlerle mazoşizm aşağı, sadizm yukarı falan demeye başladık. Bu ‘-izm’ler zooloji seviyesindedir. Her halükarda düşlemin tam kaynağında, temelinde, epey radikal bir şey vardır, o da diyebilirim ki “iz’in ihtişamı” ile kurulan bağlaşımdır.
Düşlemi esinleyen iz deridedir, özne bir keyfiyet nesnesi olmakla özdeşleşir. İma ettiğim erotik pratikte (sağırbaşlılar varsa adını da verelim: kırbaçlamada) keyfin üstlendiği muğlaklık aracılığıyla, yalnızca o düzeyde, beden kendini iz bırakma jestiyle eşdeğer kılabilir.
Kimin keyfiyet nesnesidir? “İz’in ihtişamı” dediğim şeye bürünen her kimse onun keyfiyeti midir? “Başkasının keyfiyeti” anlamına geldiğinden emin miyiz? Elbette! Başkasının insanın dünyasına girme yollarından biri kesinlikle budur ve emin olun ki çürütülemez. İz ile bizzat bedenin keyfiyeti arasındaki yakınlıkta ise tam olarak şu belirtilir: Nesne ilişkisini narsisizmden ayıran bölünme sadece ve sadece keyfiyet yoluyla kurulur.
Bu hiç muğlak değil. Haz İlkesinin Ötesi düzeyinde Freud ısrarla belirtir ki son kertede Ego aygıtının ayna imgesine asıl desteğini ve tutarlılığını veren şey, kayıp nesnenin onu içeriden ayakta tutmasıdır; keyfiyeti öznenin oluş boyutuna getiren kayıp nesnenin büründüğü kılıktır o.
Zira apaçıktır ki eğer keyfiyet yasaklanmışsa, ancak başlatıcı rastlantıyla, şans eseri, kazayla devreye girebilir. Canlı normalde tıkır tıkır işler ve hazla mırıldar. Eğer keyfiyet fevkaladeyse, özgül unsur ve yinelemeyle tasdiklenip bir iz halinde kurumlaşmışsa – eğer böyle olmuşsa keyfiyet duyusunda azıcık bir değişiklikten kaynaklanmıştır. Böylesi çeşitlemeler hiç de öyle aşırı falan değildir, demin bahsettiğim pratiklerde bile.
Bir çiğneniş sözkonusu değildir, dirimsel düzenleme aygıtlarını aşındırarak yasak bölgeye hücum edilmez. Aslında ancak bu entropi etkisi yoluyla, bu harcanma yoluyla, keyfiyet bir statü edinir ve kendini gösterir. İşte bu yüzden onu başta “Mehrlust” (keyfiyet fazlası) terimiyle belirtmiştim. Tam olarak kayıp boyutu içinde algılanarak, telafi gerektiren negatif bir sayı olarak birşey gelip çarpmıştır, çan duvarlarında yankılanmış, keyfiyet yaratmıştır, yinelenecek bir keyfiyet. Kurtarılıp geri kazandırılacak keyfiyet fazlasına ancak entropi boyutu beden verebilir.
İşte bu boyutta iş, iş-başında-bilgi, gerekli oluverir, şu ölçüde: Bilse de bilmese de ilk kaynağı özgül unsurdur ve onu müteakip imleyende dile gelebilecek herşeydir. Keyfiyet boyutu konuşana çok muğlak gelen bu noktadan yola çıkıp teoriler yazabilir, dinler üretebilir, kayıtsızca yaşayabilir, ki kayıtsızlık hazcılıktır; hatta kayıtsızlığı dinleştirebilir, herkes şunu bilir: Gruplaştığı zaman –Freud’un yazılarından birinin başlığı Massenpsychologie‘ydi bu arada– onu canlandıran şey, onu işleten şey, onun bilgi düzenini Umwelt‘i Innenwelt‘e bağlayan ahenkli bilgilerden ayırt eden şey, işte bu keyfiyet fazlası işlevidir.
Bu oyuğu, bu ayırıyı/çatlağı kuşkusuz en baştan bir dizi “nesne” gelip doldurur – bu nesneler bir anlamda önceden uyumlanmışlardır, “tıkaç” işlevi görmek üzere tasarlanmışlardır. Burası kuşkusuz klasik bir analitik pratiğin son durağıdır, oral, anal, skopik, hatta vokal gibi çeşitli terimleri vurgulayarak durduğu yerdir. Bunlar bir nesne olarak a‘ya verebildiğimiz çeşitli adlardır – ama a‘nın bizzat kendisi şu olguyu izler: Bilgi kendi kaynağında imleyenlerin ifadelendirilişine indirgenir.
Bu bilgi bir keyfiyet aracıdır. Ve tekrar ediyorum, iş başındayken entropi üretmektedir. Bu entropi, bu kayıp noktası, yegane noktadır, bizi keyfiyet meselesine eriştiren yegane düzenleyici noktadır. İmleyenin konuşanın yazgısına olan etkisinin tercümesi, burgusu, güdüsü işte budur.
Onun konuşmasıyla pek alakası yoktur, yapıda konuşlanmasıyla alakası vardır. İnsan denen özne –kuşkusuz konuştuğu dili kendinin sandığından– yeter ki o araçta konuşlansın. [2]
Dört işaretimle demin size hissettirebilmiştim: Bu özgül unsura bir unsur daha eklemek yeter: S1‘den sonra S2 eklenir ki o da meşrulaşabilsin: Duyusu/anlamı konuşlansın ve Başkasının keyfiyetine girerek keyfiyet aracı olabilsin.
İşte iş burada başlar. Keyfiyet aracı olan bilgiyle bu anlamlı iş üretilir, bu müphem anlam hakikate aittir.
Jacques Lacan 1969-1970 Seminer 17: Psikanalizin İçyüzü, s. 48
[1] Fransızcada “entropie” ve “anthropie” sözcüklerinin okunuşları aynıdır.
[2] Buradaki sözcük oyunu çevrilemiyor: “Cela a à faire avec la structure, laquelle s’appareille. L’être humain, qu’on appelle ainsi sans doute parce qu’il n’est que l’humus du language, n’a qu’à s’apparoler à cet appareil-là.”
Türkçesi: Işık Barış Fidaner






























Geri bildirim: Rüya işinde mantık ve mantıkdışı (3) — John Sallis | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Rüya işinde mantık ve mantıkdışı — John Sallis | Psikanalitik Şeyler
Geri bildirim: Renk nedir? — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Çeviri: Entropi üzerine – Jacques Lacan | Birtakım İşler
Geri bildirim: Rüya işinde mantık ve mantıkdışı (1) — John Sallis | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İş-başında-bilgi, Gerçek Angajmanlı Çabadır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Entropi: Deleuze’ün Semptomu, Lacan’ın Anahtarı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hep Sonradan: Entropi ve Feda — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Entropi — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Gezegenler neden konuşmaz ki? — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Aslan Kovala(nı)r — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yanlı Şanlama — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: N’aaapar amblem? ~ MFÖ | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Cool’a Cool’luk edene Ja-Zug’lar olsun ~ Orhan Gencebay | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Entropi ve Lacan’da İz’in İhtişamı — ChatGPT | YERSİZ ŞEYLER