Monthly Archives: Haziran 2016

Affedilmemişsin — Metallica

Yeni kan katılır yeryüzüne
Ve çabucak baskılanır
Durmadan acıtan küçültmeyle
Genç çocuk öğrenir onların kuralını Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Sevgili Britanya — Slavoj Žižek, Yanis Varoufakis

Sevgili Britanya,

Stalin’e 1920’lerin sonunda “Sağ mı sol mu, hangisi daha kötüdür?” diye sorulduğunda, “İkisi de daha kötüdür!” diye hemen yanıtlamıştı. AB’den çıkıp çıkmama meselesine benim ilk tepkim budur.

Britanya halkına “Lütfen Avrupa’da kalın!” diye duygusal mesajlı aşk mektupları göndermek değil derdim. Nihayetinde tek bir mesele beni ilgilendiriyor. Avrupa bir kısır döngüye kapılmış, fol karşıtlar [false opposites] arasında–küresel kapitalizme teslim olmak ile göçmen karşıtı popülizme teslim olmak arasında– salınırken, bu çılgın oyunun dışına adım atma şansını bize hangi politika sağlayabilir?

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Lobiciler Antlaşması — EDRi

EDRi — 13 Ekim 2013 — lobbycharter.eu (İngilizce metin daha güncel)

Amerika Birleşik Devletleri hükümeti ve Avrupa Komisyonu

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’na (TTIP) ek olarak

Endüstri lobicilerine işbu antlaşma ile demokratik karar süreçlerini şimdi ve gelecekte kısıtlandırabilmeleri için aşağıdaki kuvvetlerin teslimini vakaretle temin eder:

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Bildiri

Büyücülük ve bilim üzerine – Jacques-Alain Miller

Kilise daha en baştan bilimsel söylemin gelip doğa diye koruduğu gerçeğe bulaşacağını algıladı, ama Galileo’yu hapsetmek karşı konulmaz bilimsel dinamiği durdurmaya yetmedi. Latince torpitudo diye, kâr, kazanç iştahı diye nitelenmesi kapitalizmin dinamiğini durdurmaya nasıl yetmediyse öyle – kâr anlamında Latince torpitudo sözcüğünü kullanan Aziz Thomas’tır.

Ümitsiz dava, ama Lacan şunu da demişti: Kilisenin davası belki de bir galibiyeti duyurur. Peki neden? Çünkü doğadan azat edilen gerçek o kadar beterdir ki giderek daha dayanılmaz hale gelir; kaybedilmiş düzene dair nostalji gibi bir şey vardır ve telafi edilemese de bir yanılsama gibi geçerliliğini sürdürür. Bilimsel söylemin fiilen açığa çıkışından önce, gerçeğe dokunmak için bir arzu; doğa üstüne eylemek, ona itaat ettirmek, onun gücünü harekete geçirmek ve yararlı kılmak biçimi altında ortaya çıkıyordu. Nasıl? Bilimden önce, diyelim ki bilimsel söylemin açığa çıkışından yüz yıl önce, bu arzu büyü denen şeyde tezahür etmişti. Büyü, çocukları eğlendirmek için kullandığımız gözbağı numaralarından farklı bir şeydir. Lacan büyüye o kadar önem verir ki Yazılarının son metni “Bilim ve Hakikat”te büyüyü hakikatin dört aslî konumundan biri olarak işaretler: büyü, din, bilim, psikanaliz. Bu dört terim ünlü dört söylemden bir şeyleri sezinler. Büyüyü doğrudan doğadaki imleyenin çağrısı diye tanımlar, ruh çağırma [incantation] imleyeni temelinde. Konuşulması –birinin, yani büyücünün konuşması– doğayı konuşturmak içindir, onu aksatmak içindir, bu da gerçeğin ilahi düzenini ihlal eder, öyle ki büyücülük bir cadılık türü sayılarak büyücülere eziyet edilmiştir. Fakat bu büyücülük, bu büyü deliliği, bilimsel söyleme duyulan özlemin dışavurulması gibiydi. Bilge Francis Yates’in savı buydu, ona göre hermetisizm bilimsel söylemin yolunu hazırlamıştır. Şu da tarihsel bir olgudur ki bizzat Newton seçkin bir simyacıydı. Ekonomist Keynes bu konuda yazdı, Newton’un yerçekimi yasalarına kıyasla çok daha fazla vaktini simyaya adadığını söyledi… Bilim tarihi branşında araştırma konusudur diye söylüyorum. Ama Alexandre Koyré’yi takip etmekle daha iyi ederiz, o aradaki farkta ısrar etmiştir: Büyü doğayı konuştururken bilim onun çenesini kapar. Büyü retorik ruh çağırma ya da kovuşturmadır [purgation]. Bilimde konuşma yazıya döner. Galileo’nun dediği gibi: Doğa matematiğin dilinde yazılmıştır. Şunu hatırlamalıyız ki öğretisinin aşırı ucunda Lacan –artık psikanalizi bilimsel kılma hırsı olmadığında– korkmadan sormuştu: Psikanaliz bir çeşit büyü değil mi? Bunu sadece bir kere söyledi, ama düşünülecek bir yankısı vardır. Böylece elbette doğanın mutasyonu başlar, Lacan’ın aforizmasıyla ifade edersek: “gerçekte bilgi vardır”. Yenilik budur, doğanın içine bir şey yazılmıştır.

Jacques-Alain Miller 2012 “21’inci Yüzyılda Gerçek” sunumundan

1 Yorum

Filed under Çeviri

Belçika Bunalımları — Stijn Vanheule

pils

Stijn Vanheule — 7 Mayıs 2016 — thelacanianreviews.com

Dünya çapında psiko-eczai ürünlere artan erişim, tüketimi de yükseltiyor. Belçika örneğine bakalım: Ulusal Eczai Sosyete verilerine göre 1996’da eczacılar yaklaşık 95 milyon tanımlı günlük doz anti-depresan satmış. Yirmi yıl sonra tüketim üç katından fazla: 2015’te bu eczai üründen neredeyse 314 milyon tanımlı günlük doz pazarlanmış. Yıllar içinde düzenli artış göstermesi dikkat çekici. Tüketim her yıl 11 milyon günlük doz civarında yükselmiş, 11 milyon nüfus için hatırı sayılır bir yükseliş. Anti-psikotik ilaç kullanımında da çok keskin olmasa da benzer bir yükseliş var: 1996’da 22 milyon tanımlı günlük doz, 2015’te ise 50 milyon civarında tanımlı günlük doz satılmış.

Belçikalı politikacılar ve sağlık sigortacıları, tüketimdeki bu yaygınlaşmanın genel sağlık bakım [healthcare] bütçesini olumsuz etkilemesinden endişeli. Yaygınlaşmayı durdurmak için sağlık bakım psikologları getirilirse belki sorunun çözüleceğine inanılıyor. Belçika sağlık bakım sistemi, (genel pratisyenlerle yakın ilişkide çalışsalar da) psikologlarla yapılan görüşme masraflarını henüz karşılamıyor, ama bu yakın gelecekte değişebilir. Sağlık bakımı için bir psikologlar ağı kurmaktan söz ediliyor, böylece bu psikologlar masrafın karşılanacağı sınırlı sayıda (muhtemelen en fazla 5) görüşmeyle hastaların mental sağlık sorunlarına daha farklı yaklaşacak (bilgi sağlayacak, öz-yönetim stratejileri öğretecek …). Bu sayede eczai tüketim azaltılacak.

Naif bir inanç bu. Yaygın mental acının ilaç tüketicisine ürün sağlayarak verimli bir karşılık bulabileceği fikrine dayanıyor. Kapitalist söylemin yapısına dair Lacan’ın fikirlerini izlersek, bu cevapların başlangıçta yatıştırıcı bir etkisi olabilir. Fakat sonunda özneyi tatminsiz bırakırlar. Kapitalist söylem daha yeni yeniliklerle problemin çözüleceği düşlemini besler, ya da alternatifinde, eski günlerde hayatın daha az karmaşık olduğuna dair nostaljik bir kurgu oluşturur.

Aşırı ilaç tüketimi krizindeki gerçek mesele, öznenin statüsüdür. Kapitalist söylem özneye soru sorduğu konularda yardım etmeyi amaçlar. Bunun etkisi hiç sonu gelmez bir yenilik arayışıdır. Aslında bu söylemsel sistemde, öznel tatminsizliğin pazarda karşılık bulması gereken bir talebe indirgenebileceği varsayılır. Özne, kendi krizi ($) karşısında anahtar (S1) bulmaya çalışırken Öteki’ne inanmaz; ona göre öteki, bir portföy dolusu cevabı olan enstrümantal bir uzmandan (S2) ibarettir.

Psikanalitik söylem bunun aksine, özneye soru soruyor olması bakımından karşılık verir. ‘Kriz dostu’ olan Lacancı psikanalist, öznenin trajedisinin a nesnesiyle oluştuğunu varsayar: öznel tatminsizlik cevaplanamaz ve çözülemez [cannot be answered or solved], ama onun ısrarı karşısında bir yanıt [response] formülleştirilebilir. Böylece savoir-faire bulma projesiyle psikanalist, çağdaş [contemporary] özneye öğretici bir partner olabilir.

1 Yorum

Filed under Çeviri

New York, New York Teması — Frank Sinatra

Başla yaymaya haberi
Bugün gidiyorum
Oraya dahil olmak istiyorum
New York, New York

Bu avare pabuçlar
Boş boş dolaşma özleminde
Tam kalbinin içinden geçip
New York, New York

Keşke sabah uyansam o
Hiç uyumayan şehire
Ve alemin kralı olmuş olsam
En tepedeki olsam

Taşralı bunalımlarım
Eriyip gidiyor
Yepyeni bir başlangıç yapacağım
Eski New York’ta

Eğer orada becerirsem
Her yerde beceririm
Artık sana kalmış
New York, New York

New York, New York
Keşke sabah uyansam o
Hiç uyumayan şehire
Ve bir numara olmuş olsam
Liste başı olsam
En tepedeki olsam
Alemin kralı olsam

O taşralı bunalımları
Eriyip gidiyor
Yepyeni bir başlangıç yapacağım
Eski New York’ta

Ve eğer orada becerirsem
Neredeyse her yerde becerebilirim
Artık sana kalmış
New York, New York

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri, Robot şarkı, Şarkı

Yıldız gözeten — Rainbow

Gün ortası, ah canımı verirdim su içmek için
Dokuz yıl kadar bükmüş belimi
Güneş yok büyücünün gölgesinde
Bak nasıl süzülüyor, havadan da hafif!
Ah onun yüzünü gördüm!

Nerde senin yıldızın?
Uzak mı, uzak mı, uzak mı?
Ne zaman çıkarız?
Hiç inanmam mı, inanmam mı?

Sıcakta yağmur altında
Kamçılar ve zincirlerle
Onun uçuşunu görmek için
Çok ölenler olur
Taştan bir kule inşa ederiz
Etimizle kemiğimizle
Sırf uçuşunu görelim diye
Nedendir bilmeyiz
Şimdi nereye gideriz?

Sıcak rüzgar, çölü hızla kateder
Vaktimizin geldiğini hissederiz
Dünya döner, biz onun hayalini toparlarız
Taştan kule onu dosdoğru göğe çıkaracak
Ah onun yüzünü gördüm!

Nerde senin yıldızın?
Uzak mı, uzak mı, uzak mı?
Ne zaman çıkarız?
Hiç inanmam mı, inanmam mı?

Sıcakta yağmur altında
Kamçılar ve zincirlerle
Sırf uçuşunu görmek için
Çok fazla ölen olur
Taştan kuleyi inşa ederiz
Etimizle kemiğimizle
Onun uçuşunu görelim diye
Ama nedendir bilmeyiz
Ya şimdi nereye gideriz?

Tüm gözler büyücünün çehresine çevrilir
Tırmanırken o dünyanın tepesine
Çıt çıkarmadan yere düşer yükseleceğine
Zaman donup kalır, ve kumlarda kan vardır
Ah onun yüzünü gördüm!

Nerdeydi senin yıldızın?
Uzak mıydı, uzak mıydı?
Ne zaman çıkmıştık?
İnandık, inandık, inandık

Sıcak ve yağmurda
Kırbaç ve zincirlerle
Uçtuğunu görmek için
Çok ölenler oldu
Taştan kule inşa ettik
Etimizle kemiğimizle
Uçtuğunu görmek için

Ama neden
O kadar yağmurda
Hep o zincirlerle
Bunca ölen oldu
Sırf uçtuğunu görmek için

Bak etime kemiğime
İşte bak, bak, bak, bak,
Bak taştan kulesine
Yükselen gökkuşağını görüyorum
İşte bak ufukta
Ve eve dönüyorum, eve dönüyorum, eve dönüyorum

Zaman donup kaldı
İrademi bana geri verdi
Ah ah ah ah
Dönüyorum
Eve dönüyorum

Gözlerim kanıyor
Kalbim de gider burdan
Evinde değil ki
Evinde değil ki
Ah

Beni geri götür
İrademi bana geri verdi
Ah ah ah ah

Dönüyorum
Eve dönüyorum

Gözlerim kanıyor
Kalbim de gider burdan
Evinde değil ki
Evinde değil ki
Ah

Beni geri götür, beni geri götür
Evime geri götür ah ah ah

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Efsane ve şeytanîlik — Jacques Lacan

İşte burada konuşmacımız Diotima şeytanîlik mefhumunu öne sürer: Ölümsüzler ile ölümlüler arasında, tanrılar ile insanlar arasında aracı gibi şeytanîlik mefhumunun burada anılması elzemdir, zira tanrıların ne olduğunu düşünmemiz gerektiğine dair size dediğim şeyi onaylar, yani tanrıların gerçeğin alanına ait olduklarını onaylar. Bize tanrıların varolduğu söylenir, varoluşlarına hiç karşı çıkılmadığı söylenir; şeytanî olanın, iblisin, daimonların, ki aşk dışında birçok başkaları da vardır, tanrıların ölümlülere mesajlarını duyurdukları aracılar olduğu söylenir “uyanık da olsalar uykuda da olsalar” (…)

Şunu demekle yetinelim: Efsane, şeytanîliğin düzenini, psikolojimizde animizmin dünyasından söz edilen yere yerleştirir. İlkelin dünyasını animist saymaktaki aceleciliği düzeltmemiz için bize cesaret vermesi de hesap edilir. Bize burada geçerken söylendiğine göre bu dünya, muammalı mesajlar diyebileceğimiz şeylerin dünyasıdır, bu da bizce, öznenin mesajda kendi oynadığı rolü bilmediği mesajlardan ibarettir. Bilinçdışının keşfi elzemdir, zira -simgeselliği temel alan birer mesaj olduklarını- doğrulayabildiğimiz mesajların alanını genişletmemizi sağlar, yani gerçeğe ait mat birer mesaj saydıklarımızın birçoğunun kendimize ait olduğunu gösterir, tanrıların dünyasında fethedilen yerdir burası, aynı zamanda ulaştığımız yerdir, daha fethedilmemiş olan yerdir.

Jacques Lacan 1960-1961 Seminer 8: Aktarım, s. 107

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

2 Yorum

Filed under Çeviri