Sütur ve Südur — Işık Barış Fidaner

Sütur dikişlemedir. Birine veya bir şeye isim vermek süturdur. Sütur edilen şeyin ismiyle cismi dikişlenerek birbirine tutturulur. Süturun simgesel yanı nesnenin adıdır, gerçek yanı nesnenin kendisidir [1].

Südur ise yayılımdır, neşirdir. Südurun ilk anlamı fiziki yayılmadır. Işığın çevreyi aydınlatması, elektromanyetik dalganın ortama yayılması, nükleer radyasyon, atmosfere karbondioksit neşredilmesi fiziki südur örnekleridir.

Südurun dinsel ve felsefi anlamı, evrendeki çokluğun Tanrı’nın tekliğinden taşarak genişlemesidir. Bu mefhum fiziki mecazlara başvurarak açıklanır: Tanrı adeta bir ışık kaynağı gibi bir noktadan çıkıp evrenin neredeyse her yerine ulaşmıştır. Tanrı evrenin hepsine tam anlamıyla ulaşmadığı ölçüde dünyada kötülüklerin yuvalandığı karanlık bölgeler kalmış olduğu izah edilir.

Südurun başka bir anlamı, bir yayıncı adına matbaada kitap basıp dağıtmak veya bir internet sayfasında yazı yayınlamaktır. Bu kavramsal benzerlik, neden tarih boyunca matbaacıların en hevesli müşterilerinin her zaman dini kitap yayıncıları olduğunu açıklar.

Südurun bir diğer anlamı ise simgesel südurdur, yani etkileyici bir sanat eserini sarmalayan haledir (aura=afra). Walter Benjamin mekanik reprodüksiyon çağında simgesel südurun bozunarak dağıldığını anlatmıştı [2].

Žižek ise “südur sütura bağlıdır” der ve aralarındaki ilişkiyi şöyle özetler:

Yapısal (sabit) yerler ve o yerleri işgal eden (değişken) terimler arasındaki fark mühimdir, çünkü bu fark hem terim ile yer arasındaki fetişçi yapışıklığın koparılmasını sağlar, hem de nesneden südur eden halenin doğrudan nesneye ait özellikler yerine nesnenin işgal ettiği [dikişlendiği, sütur olduğu] yere bağlı olduğunun fark edilmesini sağlar. (Hiçten Az, s. 600)

Meşhur bir örnekle bunu açıklayalım: Marcel Duchamp’ın bir pisuvarı alıp “Memba” (Fountain) adı altında Bağımsız Sanatçılar Sosyetesi sergisine eser olarak yerleştirmesi, bir sütur işlemidir. Südur ise bu eserin zaman içinde modern sanatın dönüm noktasına dönüşmesidir, yıllar sonra güncel sanatı oluşturacak olan bütün “yerleştirme”lerin (installation) modeli olmasıdır.

Benjamin’in anlatımına uygun olarak “Memba” örneğinde sahiden sanatsal südurun bozunduğuna şahit oluruz ama bu bozunum eseri sarmalayan haleyi söndürüp yok etmez. Radyoaktif bozunum veya kimyasal ayrışma gibidir: Parçalanıp ufalandıkça daha geniş bir alana südur eder.

Simgesel südurun bozunumu psikanalizde yabancılaşmadan ayrılmaya geçilmesidir, yani arzuya sebep olan nesnenin (küçük a nesnesinin) arzunun yöneldiği nesneden (sanat eserinden veya sevilen kişiden) ayrıştırılmasıdır. Yas tutarak melankolik tortuları çözündürmek yine aynı bozunum işlemidir.

Südurun bozundukça daha da yayılması özelliğinin en genel adı entropidir. Bunun kuantum fiziğindeki anlamı, evrenin belirgen (emergent) oluşudur. Südurun sütura bağlı olması, entropideki artışın enerji korunumuna bağlı olmasıdır. Bunun ekonomideki karşılığı ise emek-gücüne para ile yön verilmesidir, yani sermaye birikimi yoluyla “katı olan herşeyin buharlaşmasıdır” [3].

Sütur ile südur birbirini çapraz kesen iki işlemdir. Tam ikisinin kesiştiği orta noktada özne bulunur. Şeması şöyledir:

sudur2

sudur

(sonrası: Sütur-Südur Döngüsü ve İdeoloji)

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Yetkilenmenin (Simgesel Dikiş) Bedenlenmeden (Gerçek Dikiş) Ayrılması”, “Fütursuz Çağa Karşı Sütur”

[2] Bkz “Sanat eserinin afrası (aura)” Walter Benjamin

[3] Erik Verlinde’ye göre yerçekimi entropik ve belirgendir, bkz “Tamamsız Evren: Enerji & Entropi, Tamamlık & Tamamsızlık”; sermaye konusunda bkz “Emek-gücünün Sapkın Çekirdeği: Kendini Kullandırmak”

16 Yorum

Filed under Şey