İptal Kültürü: Sesli İptal (Eritme) ve Sessiz İptal (Buharlaştırma) — Işık Barış Fidaner

“İptal kültürü” denince hedef alınan kişilerin rezil edilerek itibarlarının eritilmesi, yani “sesli iptal” pratiği anlaşılır. Oysa simgesel düzeyde cereyan eden sesli iptali tetikleyen asıl travma gerçek düzeyde cereyan eden sessiz iptaldir, yani buharlaştırmadır. Buharlaştırmanın örneği mesela bir sabah işyerine gelen işçinin kapıda giriş kartının iptal edildiğini fark etmesi olabilir, veya bir cemaatte herkesin sözleşerek belli bir üyeden bir anda selamı sabahı kesmesi olabilir, veya bir devlet görevlisinin bir vatandaşa “ölmüş olduğunu” bildirmesi olabilir, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz‘da (1977) ve The Net‘te (1995) anlatıldığı gibi.

Sesli iptal, simgesel anlamların kamusal alanda kararlaşmasına nüfuz etmeyi amaçlayan çatışmalı bir müdahaledir; sessiz iptal ise özel alanda verilen ve uygulanan bir karar olduğu için denetlenemez ve hesap sorulamazdır. Buharlaştırmanın modeli, Orwell’in 1984 (1949) romanında insanlık tarihinin devlet kurumları eliyle durmadan Ağbi’nin Ego inşasına uydurularak yeniden imal edilmesidir. Dünyasızlaşmaya (“post-truth”) yol açan asıl etmen sessiz iptal pratiğidir, “iptal kültürü” adıyla anılan sesli iptal pratiği ise “fobi, yobazlık, toksisite” gibi terimler yardımıyla sessiz iptal gerçeğini çerçeve içine almaya, açıklamaya ve denetlemeye çalışan başarısız ve ters tepen bir reaksiyondan ibarettir.

Yani “iptal kültürü” aslında tamamen haksız değildir, yani hastalık yaratan bir virüs gibi görülmemelidir, aksine virüse karşı orantısız ve tehlikeli bir bağışıklık reaksiyonu gibi görülmelidir. Asıl virüs elbette bütün sessiz iptalcilerin anası olan sermayenin “katı olan herşeyi buharlaştırması”dır, Marx ve Engels’in Komünist Parti Manifestosu‘nda (1848) dedikleri gibi. Sermaye virüsü kişisel düzeyde Ego inşası şeklinde tezahür eder, Ego inşası sermayenin baskısından dolayı CV hazırlamakla başlayıp itibar ticareti yapmakla devam eden sonu gelmez bir zorlantıdır.

Sosyal medyadaki bloklama butonu bütün “kullanıcı”ları sermayenin buharlaştırma faaliyetine ortak eder: Her kullanıcı kişisel sermayesi olan Ego inşasına zararlı bulduğu (“kullanamadığı”) öğeleri bloklama yetkisiyle kolayca “inkar edebilir” (disavow) hatta “defterden silebilir” (foreclose). Bu durum, nevroza daha elverişli olan gündelik hayatın aksine, sosyal medyanın sapkınlaşmaya ve psikotikleşmeye (önce dünyanın temelsizleşmesine, sonra da dünyasızlaşmaya) daha elverişli bir ortam sunmasını açıklar.

O halde “iptal kültürü”nü eleştirirken onu şeytanlaştırmamaya, yani kötücül bir çürüme gibi sunmamaya dikkat edilmelidir. Asıl sorun sesli iptal değil, sessiz iptaldir; eritme değil, buharlaştırmadır. Sesli iptalle ilgili sorun “değerleri değersizleştirmenin değer olması” [1] yani eritme işinin haddini aşması ve aşırı radikalleşmesi değildir. Asıl sorun bu eritici kuvvetin yanlış hedeflere yönelmesi ve etkisiz kalmasıdır, yani yeterince radikal olamamasıdır. “İptal kültürü”nün asıl sorunu kendi kavramsal temelini oluşturan “fobi, yobazlık, toksisite” gibi mefhumları analiz edilmemiş yumrular halinde bırakmasıdır. Analizden kaçınan bir eleştiri (“iptal kültürü”ne ister karşı olsun, ister taraftar olsun) ister istemez Süperego’yu besleyecek ve ters tepecektir. Analizden kaçındığı sürece özeleştiri bile bir tür Ego inşası olmakla kalır ve sermayenin buharlaştırıcı ve dünyasızlaştırıcı etkisine katılmaktan kaçınamaz [2].

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Otonom Yayıncılık’ın çevirmenlere telif ödeme sorumluluğunu üstlenmemek için önerdiği bir kavram. Bkz “Devrim Ağbinin Devrimci Nazarı”

[2] “İptal kültürü”ne karşı çıktığını iddia eden Terrabayt’ın Ego inşasına ters düştüğü anda kendi yazarını geçmiş yazılarıyla birlikte buharlaştırmaktan çekinmemesi bunun bir örneğidir. Bkz “Ego inşası için site açmak”

6 Yorum

Filed under Şey