Taslama ve Tasavvuf: Deli, Dahi, Aziz — Işık Barış Fidaner

Helene Deutsch taslama (imposture) üzerine makalesinde üç özel kategoriyi ego inşasından muaf tutmuştur [1]:

Normal bir bireyin karmaşık gelişiminde belli düzensizlikler olur ve ancak nadiren başarılı bir ahenk sağlanabilir. Belki de ego ideali ile benlik arasında özdeşlik sağlayanlar sadece azizler, dahiler ve psikotiklerdir. (Taslayıcı: Bir Psikopat Tipine Dair Ego Psikolojisine Katkı)

Bu üç kategori tasavvufta hakka ermenin üç aşamasına tekabül eder: Cünun deli/psikotiktir, fünun dahi/alimdir, sükun ise aziz/veli/ermiştir. Kimi tasavvufi sözlerde yine aynı üçlemeyi buluruz:
1) “Deli olmadan veli olunmaz” sözü deliyi veli yapan köprü olan ilmi/dehayı örtük olarak duyurur: Deli ancak ilimden geçerek veli olabilir.
2) “Mecaz hakikatin köprüsüdür” sözü “İlim ermenin köprüsüdür” diye de okunabilir [2]; bu söz deliliği örtük olarak duyurur: Mecazları gerçeklerden ayrı tutmamak delicedir.
3) “El cünunu fünun” sözü genelde “delilik türlü türlüdür (iyisi de vardır kötüsü de vardır)” şeklinde yorumlanmıştır ama aynı söz harfiyen alınırsa “deliliğin ilmi” veya “ilmin deliliği” olarak da okunabilir; bu söz de veliliği örtük olarak duyurur: Velilik deliliğin ilmidir, yani psikanalizdir (ayrıca delilik de türlü türlüdür: nevroz, psikoz, sapkınlık). Lacan’a göre psikanaliz bir tür azizliktir ama hem muzipçe hem de olaylıdır çünkü hem azizlik eder hem de semptomun azizliğine uğrar:

İnsan ne kadar aziz olursa o kadar güler; benim ilkem budur, mizahla kapitalist söylemin dışına doğru yol yapmak – ki sadece bazıları için gerçekleşirse bu bir ilerleme olmayacaktır. (Jacques Lacan, Televizyon)

Böylece terimleri ikişer ikişer seçen (ve üçüncüyü örtük bırakan) toplam üç bileşim elde ettik:
1) Deli olmadan veli olunmaz (dahi)
2) Mecaz hakikatin köprüsüdür (deli)
3) El cünunu fünun (aziz)

Peki bu tasavvuf sistemi neden İslama aittir de Hıristiyanlığa veya Yahudiliğe ait değildir? Çünkü tasavvufun kalbinde kelime-i şehadette geçen “Muhammed Allah’ın elçisidir” ifadesi bulunur [3]. Nazarın şahitliği ve sedanın duyumundan oluşan bu elçilik işlevi dehayı bireyden ayırıp evrenselleştirir; bu sürecin dildeki izdüşümü alınırsa en sonunda şu formüle varılır:

Mecaz-ı mürsel sahiliğin elçisidir.

1) Mecaz-ı mürsel adından anlaşılacağı gibi bilimsel bilgiyi oluşturan mecazların hakikat köprüsü olabilmek için dayanması gereken mantıksal zemini belirtir, bu da İslamda Kelam adıyla anılan Mantık Bilimi veya diğer adıyla Diyalektiktir (Hegel).

2) Sahilik ise deliliğin nüvesini oluşturan semptomdur, analiz edilmeyi ve yorumlanmayı talep eden bir muammadır; başka bir deyişle: Evrenin ilksel yarasından sızan Sıfırtı‘nın Yadigar Südur aracılığıyla bizlere ulaşan yankısıdır [4]. Mantık bilimi ve sanatı da bu ilksel yankıya kulak vermek ve onu dile getirmekten oluşur.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Aziz, Dahi, Deli”

[2] Bkz “Mecaz Hakikatin Köprüsüdür, Mecaz-ı Mürsel Sahiliğin Elçisidir”, “Anlam-tanesi ile anlam-adımı”, “Adım ve Atım: Adım atımın atımıdır, Atım imletimdir”

[3] Bkz “Dine Geçiş Formülleri: Sütur ve Südur”, “Greta Thunberg bir dahi değil – o bir havari” Slavoj Žižek

[4] Bkz “Kainatın Ufkunu Kaplayan Gürültü: Yadigar Südur”, “Evrendeki sıfırtının yankısı: xwe”

13 Yorum

Filed under Şey