Bir şeyin kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anlarız. Aslında gelecekte yaşanacak bütün kayıplar şimdiki zamana birer berigölge (foreshadow) düşürmektedir ama bu ürkütücü gölgeleri düşünmek istemeyiz, onları çabucak reddeder ve kovarız, onları biraz bile kabullenmek zor gelir. Bu ısrarlı kaçınganlığımız nedeniyle konuştuğumuz dil (Türkçe) farklı kabullenme seviyelerini ayırt edebilecek kavramsal inceliklerden yoksun kalmıştır.
İngilizcede kabullenmenin dört seviyesi ayırt edilir:
1) Accept bir şeyi tam anlamıyla kabul edip benimsemektir. Birini (veya bir haritayı) rehber almak ve onun gösterdiği yolu takip etmek gibidir. Bir yerde işleyen kuralları kabul etmek böyledir.
2) Admit bir şeyi tam benimsemeden kısmen kabul etmektir. Karşıdan gelen birini görünce kenara çekilip ona yol vermek gibidir. İnsanın kendi hatasını veya yanılgısını kabul etmesi böyledir.
3) Acknowledge (ikrar) bir şeyin varlığını teslim eden asgari bir kabullenmedir. Ötede tanıdık birini görünce selam vermek gibidir. İnsanın başkalarını kendi dünyasına kabul etmesi böyledir. Bu jest şükranla yakından ilgilidir [1].
4) Take for granted bir şeyin hep-zaten orada olacağını varsaymaktır, burada kabullenme asgari seviyenin altına iner ve bilincin dışına düşer ama kaybolmaz. Eğer her gün yürürken gördüğünüz bir dükkanın hep-zaten orada olacağını varsaydıysanız, bir gün ortadan kalkarsa şaşkınlığa uğrarsınız. İnsanın “normal” hayatını sürdürebilmek için birçok önkabule yaslanması böyledir.
Türkçede bu incelikler olmadığı için “ya hep ya hiç” ilkesi işler:
1) Ya bir önderi (veya haritayı) kabul edersiniz, karşısında Hazırol‘a geçersiniz ve o sizin “gurur” kaynağınız olur (accept).
2) Ya da onu hepten reddeder ve onunla düşmanlaşırsınız (reject).
Rahat duruşuna tekabül eden diğer üç kabullenme seviyesi (admit, acknowledge, take for granted) Türkçede dile getirilemez ve kavranamaz. Bu “gururlu” yoksunluğumuzun sonuçları şöyledir:
— Kabullendiğimiz yoldan bir adım bile sapamayız, karşıdan gelen insanlara (yoldaşımız değilse) yol veremeyiz, bunun için gerekirse onlara omuz atmaya veya çelme takmaya “mecbur” kalırız.
— Verilen her selamın bir karşılığı olmalıdır, karşı tarafı borçlu çıkarmalıdır, hiçbir selam boşa harcanamaz çünkü o selamın kendi başına taşıdığı değeri kimse tanımayacaktır.
— Kabuller çabucak önkabullere dönüşür ve dile getirilemez bir derinliğe çökerler, “ya bizdensin ya onlardan” önkabulü herşeyi yönetir.
Mühendisler gevrek malzeme ile sünek malzemeyi ayırt ederler (brittle, ductile). Gevrek malzeme bükülemediği için çok kırılgandır, sert bir çubuk gibi kuvvetle itince kırılıverir. Sünek malzeme ise elastik veya plastik olduğu için darbelere dayanıklıdır (elastik malzeme ilk biçimine geri döner, plastik malzeme biçim değiştirir).
Eğer kabullenmenin seviyelerini ayırt etmeyi becerebilirsek “gururumuzu” gevreklikten çıkarıp sünekleştirebiliriz, ruhlarımızı biraz daha elastik/plastik kılabiliriz, ruhsal mukavemetimizi/dirayetimizi (resilience) arttırabiliriz.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Şükran Duymak Yeniden Havalı Olsun”, “İkrar Özürlü Toplum: ‘Lütfen’ Okuyanlar Lütfen Okumasın!”, ayrıca bkz “Kabul ve Reddin Dört Derecesi”






























Geri bildirim: Cevherzat — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Rutinsellik: Mahut Muhat Modem — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yansı ve Yankı, Koyuş ve Konuş — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Alemsin ve Ömürsün — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İhtizaz ve İhtisar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tezahürriayet: İhtizaz ve İhtisar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER