Eleştirilmek insanda Süperego yapar. Mesela bir aydın kişi kürsüye çıkıp “Halkımız cahil” dediği zaman halk kapsamına giren kişiler Süperego’ya maruz kalmış olur. Bu maruziyet halkın öznel dünyasını ikircikli bir hassasiyet içine sokar, bu ruh hali yerine göre:
1) Aydından destek alıp halkın geri kalanını eleştirmeye yol açabilir.
2) Halkın geri kalanından destek alıp aydını eleştirmeye yol açabilir.
3) Aydın ve/ya halkın geri kalanı karşısında özeleştiri yapmaya yol açabilir.
Eleştirinin insanda yarattığı bu gerginliğe bir ad verelim: Eleşmek.
Eleştirinin ölçüsü kaçtığı zaman hedef olan insan şunu diyebilir: “Ben zaten eleşiyorum, elleşme!” Bunun anlamı şudur: “Başkaları beni bu konuda yeterince eleştirdi zaten, lütfen daha fazla üzerime gelmeyin.”
Eleşen insan kararsızlaşır ve sıkıntı hisseder, sırtına bir duygusal yük/bagaj binmiştir, bir başkasını (olağan şüphelileri, gücünün yettiği tarafları) eleştirerek üzerindeki gerginlikten kurtulmak ister. Bu eleştirme dürtüsü insanı bilgi edinmeye ve üretmeye yöneltir, akademik bir takıntıya yol açar. Kavramsal destek arayışına girmenin ilk ve asıl sebebi eleşim dediğimiz ruh halidir. Histeri söyleminin üniversite söylemini beslemesi budur [1].
Eğer eleşen kişiler itişmek (deşarj/reşarj) yerine birlikte/yanyana durmaya karar verirlerse eleşimden ileşime geçilmiştir. İleşim ile-olmaktır (Mitsein, being-with, сочувствовать), ilişmenin karşılıklı olanıdır. İleşen kişiler (veya aynı kişide ileşen ruh parçaları) “benim duyduğumu sen de duyuyor musun?” diyerek aynı yankıyı dinlemektedir, aynı ambiyansı paylaşmaktadır, aynı çınlama ile titreşmektedir [2]. Farkları iptal etmeyen (çelişkilere katlanabilen) bir aynılıktır bu.
Başta sözünü ettiğimiz aydın kişi diyelim ki “ununu elemiş eleğini asmış” olsun. Aydın kişi halkı eleştirdikçe halk elekten geçirilen un gibi eleşir, yani kendisine “acaba ince miyim kalın mıyım, kültürlü müyüm kültürsüz müyüm, tohum muyum taş mıyım, at mıyım eşek miyim?” gibi anlamsız sorular sormaya başlar. Oysa aynı unu alıp titreşen bir yüzeyin üzerine dökseydiniz simetrik örüntüler halinde örgütlendiğini görecektiniz, ileşim budur:
Eleşen insan eğer tepesine tüneyen Süperego’yu eritmek istiyorsa bu işin (hem başkalarıyla hem de kendi ruh parçalarıyla) ileşim kurmaktan başka yolu yoktur. İleşimde ironiye yer vardır ama alaycılığa (tiye almak) yer yoktur çünkü bunlar eleşime yol açar. İletişimden tiye almayı eksiltirseniz geriye ileşim kalır:
iletişim – ti = ileşim (ti = borazan sesi)
İleşim kurabilen insanların bir şeyleri (iş, aş, vb.) bölüşmesi daha kolay olur. İş bölümü ve aş bölüşümü yapıldığı zaman ileşimden üleşime geçilmiştir. Eleşimden üleşime giden bütün yollar ileşimden geçer.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Rektör Ataması ve Lacan’da Dört Söylem”
[2] Bkz “Benim duyduğumu sen de duyuyor musun?” Noel şarkısı
speck + drum = spectrum































Geri bildirim: Hayalet-Tin — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Örgüt çağırıyor! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tüm-yankılaşım: Belki bir gün insanlığın söylemi kendi metniyle berrak semalarda öpüşüp barışıverir, kimbilir? — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yüksük Seçim Kurulu: Atanmış Yüksükler Bizi Bağlamaz! — fıkra | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kulis-Kürsü-Tribün Üçgeni: Kamusal Sözün Kapalı Devresi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER