Türkçede henüz zaptedilememiş bir özneden kaynaklanan malumat fazlasını (surplus-information) frenlemek için kullanılan iki deyim vardır [1]:
1) Alemsin!
2) Ömürsün!
İki deyim de şöyle bir anlam duyurur:
Vay be, şu işe bak!
(bu kadarı da fazla veya tuhaf olmadı mı, biraz abartmadın mı acaba?)
Tabi neyin nasıl abartıldığı alemlikte ve ömürlükte farklıdır. Adorno’nun şu sözünü hatırlarsak:
Psikanalizde abartılardan başka hiçbir sahilik yoktur.
(Theodor Adorno, Minima Moralia)
“İlahi hocam sen de amma alemsin, ömürsün valla!” sözüne en layık kişinin (Nasreddin Hoca’yı saymazsak) Sigmund Freud olduğu anlaşılır.
İki deyim kıyaslanınca ilk göze çarpan mekan-zaman ayrımıdır:
1) Alemsin: Büyük veya kalabalık bir mekana açılan bir kapı gibisin.
2) Ömürsün: Uzun zaman geçse de bizi şaşırtmaya devam edeceğin belli.
Öznenin sinir bozucu abartısını bir kapı gibi kolundan tutup “çaaat!” diye kapatabileceğine hâlâ güvenenler “alemsin” sözünü tercih ederken [2] kapatma girişimleri fiyaskoya uğradıkça bu hevesten cayanlar “ömürsün”e terfi ederek öznenin zaptedilemeyen acayipliğini (artık Allah ona nice ömür verdiyse o noktaya kadar) kabullenirler.
Öznenin özgünlüğü onun semptomu olduğu için hapşırınca söylenen sözlerde benzer bir jest buluruz:
1) Çok yaşa!: Ömrüne sağlık.
2) İyi yaşa!: Alemine sağlık.
Bunların bileşimi de elbette Mr Spock’ın meşhur selamını oluşturur (Uzay Yolu, 1966):
Uzun ve mutlu yaşa! (live long and prosper)
Bu el jestinde:
1) Soldaki iki parmak ömürdür (uzun yaşa: “Ömürsün!”).
2) Sağdaki iki parmak alemdir (mutlu yaşa: “Alemsin!”).
3) İkisini kavuşturup birleştiren avuç içi Tanrı olsa gerek (“İlahi!”).
4) Başparmak da diyelim ki alet tutarak herşeyi nesneleştiren ve araçlaştıran Şeytan olsun (“Şeytansın!”) [3].
Gelelim İslamda hapşıran kişiye söylenmesi sünnet sayılan sözlere:
1) Elhamdülillah!: Allah’a şükretmekteyiz.
2) Yerhamükellah!: Allah rahmet versin.
Alemi alem yapan şükrandır, ömürü ömür yapan da rahmettir. Nasıl ki yaşadığı alemi tanımayanlar (acknowledge=ikrar [4]) tam anlamıyla şükranlı olamazsa, ömrü henüz (yarıda/yarımda/yarında) bitmemiş olanlar da tam anlamıyla “rahmetli” olamaz (yani hiçkimse).
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Medyada İçeriğin İçerilmesi: Alaycı Şaşırma ve İronik Şaşırma”
[2] Bkz “hahah alemsin lafından sonra muhabbeti uzatmak” ekşi sözlük
[3] Bkz “İman ve İmam: İma edilen şey-tanrıdır”
[4] Bkz “Ruhsal Dirayet ve Kabullenmenin Seviyeleri: Accept, Admit, Acknowledge, Take for Granted”































Geri bildirim: Başlandırıyorum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tutacaksan tut bırakacaksan bırak — The Rolling Stones | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Aslan aslamdır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: sen bil örme bedelsiz | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saklı Yüksük Dünya: Hakikat sonrası yolcusu kalmasın! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sinem Atik — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Şakasın ve Delisin | YERSİZ ŞEYLER