Žižek! (2005) belgeselini izleyip 2007’de Žižek’in kitaplarını alıp okumaya başladığımda ilk başta hem okuduklarımdan pek bir şey anlamıyor gibiydim hem de Türkçe çeviri nedeniyle okuduğum cümleler biraz acayip gelebiliyordu ve içeriğine tam olarak güvenemiyordum.
Daha okunaklı ve anlaşılır filozoflar olduğu halde ve İngilizce bildiğim halde ne Žižek’i bıraktım ne de Türkçe çevirilerini. Bu çabanın “herkesin doğru bildiği” hedeflerden şaştığı için boşuna olduğunu telkin eden iç ve dış sesleri de “Boşver hiç olmazsa zihin jimnastiği yapıyorum” diyerek atlattım. Türkçe Žižek çevirileri birkaç yılda bitti ve Boğaziçi kütüphanesinden İngilizce özgün metinleri okumaya geçtim, ayrıca Freud, Lacan, Hegel gibi başka İngilizce kaynaklarla okumaları genişlettim, “olaylar gelişti” ve bugünlere geldik.
Bu hikayeye bakıp “spor olsun diye” felsefeyle uğraşmaya başladığım söylenebilir, bu mecaza dayanarak da bu işin “beyhude bir eğlence” olduğu (yenilgiyi sindirenlerin good sport sayılması gibi) veya asıl derdin “puan toplamak” olduğu (topu alınca kimseye pas vermeyip potaya koşanlar gibi) iddia edilebilir.
O zaman ben de size sporun diğer anlamını hatırlatırım: spore tohum demektir.
Spor olsun diye yapıyorum.
Yani:
Buna çaba harcıyorsam herhalde bir bildiğim var, aklıma henüz dile getiremediğim bir tohum düşmüş ve kök salmaya başlamış ki bu işin peşini bırakmıyorum, gereksiz sorgu ve telkinlerle ruhsal sondaj yaparak motivasyonuma çelme takacağınıza siz de kendinizi canlandıracak sporunuz/tohumunuz neyse onu bulabilirsiniz.
Bu tavır telkin edilen doğru yolun (right way) karşısına kendi sahiliğini (truth) koyduğu için sahiliğe dili dönmeyen tarafları sinir etme garantilidir [1]. Doğru yolu telkin edenler şöyle diyecektir:
Spor olsun diye yapıyorsan bırak o işi kardeşim!
Bunu diyenin içine tohum düşeceği yerde kurt düşüyordur, dokunduğu tohumları kurtlandırdığı halde, yani “değerli” telkinlerle “aydınlattığı” insanları kendilerinden kuşkuya düşürerek bir yetkinlik görüntüsü yarattığı halde, Midas gibi dokunduğu herşeyi altına çevirdiğini zannetmektedir. Sonuçta telkine maruz kalanlar arasında telkinleri yutmuş olanlar aynı zanna yatırım yaparak bir saadet zinciri oluşturur ve hep bir ağızdan size şöyle bağırırlar:
Biz var ya biz! Bu işi spor olsun diye yapmıyoruz herhalde!
Gerçi bu göğsüne vurma davranışının güç gösterisi mi yoksa dövünme mi olduğu anlaşılamaz, zira ulvi dava için ödenen ağır bedellerin nihai statüsü belirsizliğini korumaktadır, çünkü:
1) ya gerekli veriler sisteme yüklenmemiştir,
2) ya sistemdeki arızanın tamir edilmesi beklenmektedir,
3) ya yeni sistem alımı için işlemler sürmektedir,
4) ya da kabahat zaten sizde olduğu için susmanız önerilmektedir.
Çok çaba harcanan bir işi veya bizatihi yaşamın kendisini anlamlı kılmak ne kadar ulvi bir gaye olsa da, bir anlam icat edip onu toplumsal bağlarla insanlara yaydığınızda ister istemez bir saadet zinciri kurulmuş olur: Anlam zincirinin başını tutan “ulu bilge”yi hiçkimse gönlündeki tahttan indirmeye cesaret edemez çünkü ipin ucunda hayatın anlamsızlaşması vardır; o halde zincirin başındaki “ulu bilge” aslında saadet zincirinin bağlı olduğu prangadır. Bunun tarihte görülmüş en uç örnekleri kült liderleridir ama günümüzde de influencer/menfez rolünü benimseyen küçük prangalarımız ve platform sahibi büyük prangalarımız başımızdan eksik olmaz.
Madem spor olsun diye yaşamaktan bahsettik, gelin birkaç kas egzersizi önerisiyle yazıyı bitirelim:
1) “Bir başkası olsa ne yapardı?” sorusu üzerine düşünerek baş-kası egzersizleri yapın. Dostunuz kadar düşmanınızla da empati kurabilmeniz (zihnini ve ruhunu okuyabilmeniz) önemlidir. Hayvanlarda sinir sistemini evrimleştiren temel işlev belki de avcının avıyla kurduğu empatidir (Lacan Seminer 19’da aktarır).
2) “Bu işin arkasında bir iş mi var?” sorusunu aklınıza getiren kuşku veya merakı ahlaki ve etik anlamda tartarak ar-kası egzersizleri yaparak his-teri atın [2]. Unutmayın ki en büyük kötülük, baktığı her tarafta kötülük görerek kendi masumiyetini doğrulamaya çalışan nazara aittir (Hegel’den aktaran Žižek). Günümüzde iptal kültürüne kaynaklık eden bu nazara erdem sinyalleme veya erdem istifleme deniyor.
3) “İyi de bunca melanet içinde ne yapalım yani hidayete erip dervişler gibi melamet hırkası mı giyelim?” diyorsanız deviriş ve hır-kası egzersizlerine geçmenizin vakti gelmiş demektir. Her halükarda şunu akılda tutmanızda yarar var: Bir şeyler devrilince, devrim olunca, devir tamamlanınca hep en başa dönülür (Lacan), yani bitirmek başlandırmaktır.
önceki baştan sonraki başa
bir baştan bir başa
baştan başa
baş başa
başa baş
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz Doğru (özel sayfa)
[2] Bkz “Alın Teri, Ecel Teri, His-teri”
sadet zinciri






























Geri bildirim: Başlandırıyorum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İçgüdüsel bilgi ve ölüm dürtüsü — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sanata devam — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Dürtüsel Ettirgenlik (se faire) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Lola’nın üç canı — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Örgüt çağırıyor! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İnkârcı Katlanma ve İkrar Zarı: Baş-kası, Ar-kası, Hır-kası (1) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Haydar Haydar / Malumat Hır-kası / Huşuur ~ Kul Nesimi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hep size ninni! / Baş-kası olmak / Oy nam aşı ~ Tarkan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Fesli papağana anlat! / Ar-kası kermes derslerimin / Ver Mesih araf ~ Erkin Koray | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bit tabi der hal: Al kışla… Sır adak iyi! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Terapist Podcastı: Terra Pistinde Pot Kastı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER