İçgüdüsel bilgi ve ölüm dürtüsü — Jacques Lacan

Kayıp nesne işlevini çıkardığımız yeri tarifsiz bırakmadık. Orası yinelemenin konuşan varlıktaki özgül anlamını dile getiren Freud’un söylemidir. Zira yineleme biyolojik anlamda öyle herhangi bir hatırlama etkisi değildir. Yineleme, bu bilginin sınırı olan şeyle, keyfiyet (jouissance) dediğimiz şeyle belli bir ilişki içindedir.

Bilgi Başkasının keyfiyetidir.

İşte bu yüzden yukarıdaki formül mantıklı bir ifadedir – tabi Başkası derken, Başkası diye bir şey olmadığına göre, imleyenin müdahalesiyle ortaya çıkan alandan söz ediyoruz [1].

Tabi kuşkusuz bana aynı yerde dönüp durduğumuzu söyleyeceksiniz – imleyen, Başkası, bilgi, imleyen, Başkası, bilgi, vesaire. Ama işte burada keyfiyet terimi aygıtın giriş/çıkış yerini göstermemizi sağlar. Bu yolla kuşkusuz bilginin sahici varlığını, bilgi olarak tanınan varlığı geride bırakıyoruz ve onun sınırlarına başvuruyoruz, bu sınırlardan oluşan alana başvuruyoruz [baş-vuruyoruz, tosluyoruz], Freud’un sözleriyle yüzleşmeye cüret ettiği alan işte burasıdır.

Bütün o sözler bizi nasıl bir sadede getirir [saadete]? Bilgiye getirmez, kafa karışıklığına getirir. O zaman gelin bu karışıklıktan bazı dersler çıkaralım, çünkü mesele sınırlardır ve sistemi terk etmektir. Ne sayede sistem terk edilecektir? Anlam açlığı sayesinde terk edilecektir, güya sistem anlama muhtaçmış gibi. Sistem anlama gerek duymaz. Ama biz fani varlıklara, bu seneki dersin her dönüş noktasında bizzat keşfedeceğimiz gibi, bizlere anlam gerekiyor. O halde alın size bir anlam!

Bu anlam doğru olmadayabilir. Öyle olsa bile bu “Bu anlam doğru olmayadabilir”lerin bol miktarda olduğunun görüleceği kesindir – bu bolluğun ısrar etmesi hakikat boyutuna isabet ettiğimizin göstergesidir.

Psikanalitik aptallıkta “Trieb” kelimesinin muğlaklaşmasına dikkat edin, insanlar bu kategorinin nasıl çözüleceğini kavramaya çalışmadılar. Bu kategori soysuz değildir, yani bu kelimenin önceki bir kullanımı yok değildir, hatta çok eskilere gider, Kant’a kadar gider, ama analitik söyleme sağlayabileceği yarara dikkat edersek onu aceleyle “içgüdü” diye çevirmeyiz. Elbette bu gibi sürçmeler nedensiz değildir. Uzun zamandır bu çevirinin yanılgılı olduğunu vurguluyordum ama ondan yararlanmak da hakkımız. İçgüdü mefhumunu bu bakımdan kutsamak için değil tabi, içgüdü mefhumunu Freud’un söyleminde barınmaya elverişli kılan özelliğin ne olduğunu size hatırlatmak ve bu söylemde içgüdü mefhumunu daha farklı bir şekilde barındırmayı denemek için.

Popüler tahayyülde içgüdü fikri sahiden bir bilgi fikridir – içgüdü öyle bir bilgidir ki onun anlamını dile getiremeyiz ama onun bizim sağ kalmamızı sağlamasını bekleriz, bu beklentiyi bağladığımız nedenler de fena değildir. Fakat şayet Freud’un yaşamın işleyişinde haz ilkesinin elzemliğine dair söylediklerine herhangi bir anlam vereceksek, (haz ilkesi: gerilimi en düşük seviyede tutma ilkesi) zaten sonraki söylemlerinde ona kendini dayatan fikri beyan ediyor olmaz mıyız, yani ölüm dürtüsünü?

Bu mefhumu ona dayatan, bir deneyimin, analitik deneyimin gelişimi oldu, bu deneyim söylem yapısındaydı. Unutmayın ki insanların davranışlarını değerlendirerek ölüm dürtüsü icat edilmez.

İşte ölüm dürtüsü buradadır. İşte buradadır, siz ve söylediklerim arasında bir şeyler olmasındadır.

Seminer 17’den

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Notlar:

[1] ç.n. Düşünerek ve konuşarak Başkasını var ederiz. Başkası baş-kasımızdır. Bkz “Bitirmek başlandırmaktır: Spor olsun diye yaşama egzersizleri veya saadet zincirinin prangasını sökmek”

3 Yorum

Filed under Çeviri