Dürtü: İtim, Amaç, Nesne, Kaynak — Sigmund Freud

(Robot şarkı)

image_2022-06-01_073709272

Dürtü kavramına atıfla kullanılan kimi terimleri tartışabilecek konuma gelmiş bulunuyoruz – örn. ‘itim’, ‘amaç’, ‘nesne’ ve ‘kaynak’.

Dürtünün itimi [Drang] denince anladığımız şey, dürtüyü harekete geçiren etmendir, onun kuvvet miktarıdır ya da temsil ettiği iş lüzumunun ölçüsüdür. İtim uygulamak bütün dürtülerin ortak özelliğidir, hatta bu onların özüdür. Her dürtü bir faaliyettir; eğer bir yerde edilgen dürtülerden söz etmişsek terimleri esnetmişizdir, aslında edilgenleşmeyi amaçlayan dürtüleri kastetmişizdir [1].

Dürtünün amacı [Ziel] her halükarda tatmin olmaktır, bunun tek yolu da dürtünün kaynağındaki uyarılmayı kaldırmaktır [2]. Bütün dürtülerin nihai amacı değişmeden kalsa da, aynı nihai amaca farklı yollarla varılması mümkündür; şu veya bu dürtünün çeşitli kısa vadeli ara amaçlara yöneldiği anlaşılabilir, bu amaçlar bileşebilir veya birbirini ikame edebilir. Ayrıca edindiğimiz tecrübe gereği “amaç bakımından ketlenmiş” dürtülerden de söz edebiliriz, bunlar dürtüsel tatmine doğru bir miktar ilerleme şansı bulduktan sonra ketlenmiş veya yolundan şaşmış süreçlerdir. Bu tip süreçlerde en azından bileşen düzeyinde tatmin sağlandığı varsayılabilir [3].

Dürtünün nesnesi [Objekt], ya dürtüyü amacına vardıracak yolu sağlayan şeydir ya da o yolu gösterecek ufku açan şeydir. Dürtüde en değişken unsur nesnesidir; nesne ilk başta dürtüye bağlı değildir, ancak sonradan o dürtüye tayin edilebilir – onu o dürtünün tatminine uyumlayan ilginçlik neticesinde [4]. Nesneyi dışarıda bulmak şart değildir: Özne pekala onu kendi bedeninde de bulabilir. Varoluşu süresince yaşadığı maceralar boyunca dürtü birçok değişikliğe uğrayabilir; bu dürtüsel kaymaların oynadığı roller çok önemlidir. Kimi zaman tek bir nesne çok sayıda dürtüye eşzamanlı (senkronik) tatmin verebilir, Adler bu olguya dürtülerin ‘dolaşıklığı’ adını verdi [Triebverschränkung]. Bir dürtünün nesnesine aşırı yakınen bağlı olduğu hali ‘kazık çakma’ (Fixierung, saplanıp kalma) terimiyle belirtiriz. Bir dürtünün ‘kazık çakması’ sıklıkla ilk gelişim evrelerinde olur, dürtü bağ bozumuna ısrarlı itirazı sonucunda kendi hareketliliğini bitirir [5].

Dürtünün kaynağı [Quelle] denince kastedilen şey, ruhsal yaşantıda o dürtünün temsil ettiği uyartının ait olduğu somatik süreçtir, organ veya beden bileşenidir. Bu süreç acaba doğası itibariyle her halükarda kimyasal mıdır, yoksa daha başka (örn. mekanik) kuvvetlerin salımlarına mı bağlıdır, bunu bilemiyoruz. Dürtü kaynaklarını incelemek psikoloji alanında kapsam dışı kalır. Her dürtü köken itibariyle tamamen somatik bir kaynakça belirlenmiş de olsa, ruhsal yaşantıda dürtüyü amacı dolayısıyla tanıyabiliriz ancak. Psikolojik araştırmalar kendi hedefleri açısından dürtü-kaynaklarını muhakkak tam olarak bilmeye gerek duymayabilir; dürtü-kaynağı bazen dürtü-amacından çıkarsanabilir.

Dürtüler ve Maceraları makalesinden

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

[1] ç.n. Dürtü ettirgendir, etki-ettirgen olabileceği gibi edilgi-ettirgen de olabilir: “Dürtüsel Ettirgenlik (se faire)”. Dürtüsel ettirgenlik zamanın ilerleyişi ve entropi artışına bağlıdır: “Salımlı Uyumlanma Ölüm Dürtüsüdür”

[2] ç.n. Uyarılmayı kaldırmak, yatırımı (Besetzung/cathexis) kaldırmaktır (Aufhebung/sublation): “Doğa ve Fikir: Üçgen ve Daire”deki onuncu dipnota bakınız.

[3] ç.n. Cevap yanlış da olsa en azından gidiş yoluna puan verilmesi gibi: “Nezaket ve usturup” Mladen Dolar

[4] ç.n. Nesneyi dürtü tatminine uyumlayan ilginçlik, Harikalar Diyarına giren Alice’i “soraklandıkça soraklandıran” (curiouser and curiouser) sorak‘tır: “Dürtüsel montaj” Jacques Lacan

[5] ç.n. Fiksasyona “kazık çakma” denmesinde “multi-stake-holding” (çoklu-kazık-tutarlık) ve “vamp dişi (femme fatale) avcılığı” yankıları duyulabilir: “İnternet ulusu?” Milton Müller, “Vamp Güzellerin Köken Hikayesi” Marlen Komar. Kazık çakmanın zıt ucu Seyyar Çakıcı’dır (örn. Don Juan): “Seyyar Çakıcı Tayfı ve Tayfası”. Bitirmenin (bitirimliğin) alternatifi bitirmemek değil bitiş(tir)mektir: “Feda İlkesi ve Hayal İşlevi” Jacques Lacan, “Rutinsellik: Mahut Muhat Modem”, “Gözyaşı Kurur, Gözyası Kalır”, “Yuva-havuç peşinde koşan tavşan ile ev-semptomu dinleyen kaplumbağa”, “Kendinibütün, Kendindar, Kendinsiz”

have partner: eş tutmak (eş-tut)
hold on to partner: eşe tutunmak (eş-tut-kal, eş-tutkal)
cling to partner: eşi tutmak (eş-tutuk-kal, eşit-o-tutkal: noli me tángere!)
com-passion:
eş-tutku, eşit-utku, tutkudaş:
şefkat ( şevk-kat ( sevket ( sev=ket ) ) )
the pass: geçiş (la passe)

14 Yorum

Filed under Çeviri