Marksist Dikiş ve Egemen Nankörler Sınıfı: Samimi Kahkaha Kuzuları Çağıran Mezbaha — Işık Barış Fidaner

porky

Çabaların boşa gitmediğinin hiçbir güvencesi yoktur. Emek-gücünden değer fazlasına ancak imanlı bir sıçrayışla varılabilir (labor-power, surplus-value, leap of faith). Marksizm ikisi arasındaki hendeği değerlenme süreciyle dikişler (valorization, suture): İş yararlı olduğuna göre her işçi ürettiği değer adına itibar ve tazmin edilmeyi hak eder (credit, compensation).

Değerlenme, yüzeyde “piyasa fiyatlarıyla” oluyordur ama bir düzey daha vardır: Şükran ve ikrarın simgesel ekonomisi (gratitude, acknowledgement). Bu nedenle sömürü –kapitalist egemen sınıfın ilk günahı– iki yüzlüdür:

1) Teknik optimizasyon olgusuna göre her kapitalist maliyeti asgari düzeye çekerek işçiden azami değer fazlasını çıkarmaktadır.

2) Daha temel olguya göre ise egemenler sapkınca tezgahlar yürüten nankör dolandırıcılardır.

Sömürünün iki yüzü değer fazlasını keyif fazlasına bağlar:

Ustabaşı, şef, bıyık altından güler. O an samimi bir kahkaha savurduktan sonra yeniden olağan çehresine bürünür… Kapitalistimiz vaziyetin gidişatını öngörmüştür ve kahkahasının sebebi budur. (Karl Marx, Kapital Cilt Bir)

Bu samimi kahkaha kuzuları çağıran mezbahadır bir bakıma (this hearty laughter is for bringing lambs to the slaughter, as it were) [1].

Demokratik ve Marksist örgütlerde bu ayrıma uyan iki tip talep öne sürülür:

1) Ekonomik/reformist talepler: Genelde sendikalar ve sivil toplumdan gelen bu taleplerin amacı kapitalist sınıfın sömürücülük dürtüsünü frenlemektir.

2) Politik/devrimci talepler: Genelde politik partilerden gelen bu taleplerin amacı egemen nankör dolandırıcılar sınıfını gayrimeşru kılarak güçten düşürmektir.

Reformist duruş –devrimci duruşun aksine– değer fazlası ile keyif fazlası arasındaki bağı inkâr eder (bazen de bastırmaya çalışır): “Egemen sınıfın nankör dolandırıcılardan oluştuğunu çok iyi biliyorum ama yine de sorunu ancak farklı çıkarlar arasında optimal dengeyi bulma teknikleri açısından ele almaya cüret edebiliyorum.” (je sais bien, mais quand même)

Nankörlüğü vurguladım çünkü medyayla şiddetlenen yüz odur:

1) Televizyon çağında değerleri ikrar etmenin yerini “havalı” (cool) şeylerin tanınması aldı: Şükürsüzlüğün örtük dışavurumları neoliberalizmin zemini oldu.

2) Sosyal medya çağında haset patlamasıyla nankör kitleler üretilerek önceki vaziyet “güncellendi”: Şükürsüzlüğün aleni dışavurumları neofeodalizmin zemini oldu.

Bu evrimin nihai sonucu hiperego‘dur, yani birbirine güvenemeyen, simgesel bağlar kuramayan, ilkesiz, ilk fırsatta birbirini satmaya hazır alaycı özneler [2].

“Halk’a güven” muhakkak yeniden inşa edilmelidir ama şimdiki “halk”a razı olmak şart değildir. Bertolt Brecht’in bir zamanlar dediği gibi “halkı dağıtıp yeni bir halk seçmek” bazen daha uygun olabilir. Şayet mezbahaya çağırılan kuzular gibi yaşamak istemiyorsak şükran duymayı yeniden havalı kılmanın bir yolunu bulmalıyız ve o zeminde “halk’a güven”i yeniden inşa etmeliyiz [3].

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Türkiye’de ekonomik bunalımda sürerken televizyonda enteresan bir diyalog yaşandı:

Maliye Bakanı (hevesle): “Rakam ben vermeyeyim şimdi, ama çok çok iyi… gözlerime bakar mısınız, ne görüyorsunuz? Ne görüyorsunuz gözlerimde?”
Sunucu (şaşkınca): “E orda o sevinci görüyorum ama rakamları duymayı isterim çünkü ekonomi rakam işi.”
Bakan (söylevlenerek): “Ekonomi temenni işi, ekonomi güven işi, ekonomi istikrar işi, ekonomi beklenti işi, ekonomi gözlerdeki ışıltıdır.”

Fatura ve fiyatlara gelen astronomik zamları protesto edenler bu bakış açısındaki soruna dikkat çektiler: “Gözlerindeki ışıltı bizden çaldıklarınız olabilir mi? Bir de buradan bak istersen.”

[2] Bkz “Aklın Dolandırıcılığı Hiperegoyu Ortaya Çıkardı”

[3] Bkz “Şükran Duymak Yeniden Havalı Olsun”

İmge kaynağı.

işler yolunda
işçileri yolun da

5 Yorum

Filed under Şey