Dilâlem: İmkanı olan çanları titretsin — Işık Barış Fidaner

Maurice Blanchot Punctum’da “Eleştiri ne âlemde?” başlığıyla yayınlanan yazısında edebiyat eleştirisini dokunduğu aşırı hassas çanı titreştirirken kendisi eriyip giden bir kar tanesine benzetir [1]: İyi bir eleştiri ele aldığı edebi eserin bünyevi sinerjisini tetiklediği esnada kendisi sahneyi terk etmelidir.

Fakat Blanchot’a göre eleştiri aynı zamanda eleştirdiği eseri vasıflandıran “üstün nitelikli boşluk”tur. Dikkat ederseniz zerre/çan etkileşiminde boşluk zerreye değil çana aittir, çan boşluk sayesinde titreşir, çan bütün hassasiyetini onu titreştiren boşluğa borçludur.

Şayet boşluğun üstün cömertliği eleştiriye aitse o zaman belki de asıl yitip giden kar tanesi “âlem”de titreşmesini sağlayacak üstün nitelikli eleştirel boşluğa misafir edilmek suretiyle mahçubiyete gark edilen edebi eserdir?

Edebi sinerjiyi övmek için “aşırı hassas çan” benzetmesi yapan Blanchot bu teşbihi eleştirmen şapkasıyla yaptığına göre aslında edebi hassaslığı eleştiriye aktarmak istiyordur, “eriyip giden kar tanesi” imgesinin işlevi de edebi çandaki aşırı hassaslığı cisimleştirmek ve son tahlilde onu ikame etmektir!

Edebi hassasiyeti eleştiriye aktarma arzusu yazının sonundaki şu ifadede cisimleşir:

eleştiri –edebiyat–

Sözdizimi ve noktalamaya dikkat ediniz: Burada tirelerle parantez içine alınan unsur, gelip geçici öğe, yitip gitmeyi bekleyen kar tanesi, edebiyattır; “üstün nitelikli boşluğuyla” edebiyatın tepesine dikilip ondan çınlatma hizmeti almayı bekleyen müşteri ise eleştiridir.

Aslında eleştirinin mütemmim cüzü besbellidir, bir önceki paragrafın kesintili bitiminde onu buluruz:

(eleştiri) her türlü diyalektiği bozarak ve başarısızlık getirerek bitimsiz bir yeniden başlama riski taşır.

Burada çözümlemeyi/analizi daha ileri taşıyamıyorum.

Evet işte apaçık görüyorsunuz: Eleştiri “bitimsizce yeniden başlamaktan” korktuğu için analizi kesintiye uğratmak zorundadır. Çünkü zanneder ki sil baştan başlarsa “yenilgiyi kabullenmiş” olacaktır ve “diyalektik bozulacaktır”.

Oysa diyalektik ilerleyiş hep-zaten başarısızlıklar yoluyla sahnelenir; mesela Hegelci fenomenolojik geçit töreninde her yeni gelen figür bir önceki figürle çelişip çatışarak onu geride bırakmaktadır [2].

“Sil baştan başlamak” bir kar tanesi gibi eriyip gitmek değildir ki! Asla erimeyen kum tanelerimiz var bizim, ona dil diyoruz. Bütün çanlarımızı çınlatan o üstün nitelikli boşluğa dilâlem diyelim. Hem dünyanın en hassas çanlarını titreştirip hem de yolumuza devam edebiliriz: Eleştirinin “sil baştan başlama fobisi”yle kesintiye uğrattığı analizi devam ettirebiliriz. Ama o zaman yaptığımız işe eleştiri değil analiz demeliyiz.

Leonard Cohen’in “Marş” şarkısının sözleriyle bitirelim [3]:

İmkanı olan çanları titretsin
Kusursuz teklifini sal gitsin
Bir çatlak var
Çatlak var herşeyde
Işık işte böyle girer içeriye

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Eleştiri Ne Âlemde” Maurice Blanchot, çev. Eda Çaça

[2] Bkz “Hegel’de Diyalektik Dramatizasyon: Örnekleyerek Devirmek” Slavoj Žižek

[3] Bkz “Marş” Leonard Cohen

4 Yorum

Filed under Şey

4 responses to “Dilâlem: İmkanı olan çanları titretsin — Işık Barış Fidaner”

  1. Geri bildirim: Dilâlem — derleme | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Punctum Contra Punctum — derleme | YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Punctus Contra Punctum — derleme | YERSİZ ŞEYLER

  4. Geri bildirim: Mektubaşka: Teklifimi benden esirgemeni rica ediyorum — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER