Coetzee’nin Elizabeth Costello romanı üzerine Punctum’daki yazısını Emine Ayhan yüklemsiz (belki de öznesiz?) bir cümlenin eksiltisinde sorulmamış bir sorunun işaretiyle noktalayarak askıda bırakır [1]:
Zihnin reflekslerini askıda bırakan karşılaşmaların boşluğunda hazır değer ve anlamlardan azade bir şekilde kendini duyuran başka zenginlikler?
Bu askıdalık haline eşlik eden yargı, romanın son bölümünde temizlikçi kadına söyletilmiştir:
Yalnızca hafif can kalır askıda.
(İnanç/tutku/sadakat yükü taşıyan ağır can yere düşer)
“Askıda kalma lüksüne sahip hafif can” küçümsemesiyle bir anlamda “hayatın turisti” muamelesi gören Elizabeth Costello karakterinin tam olarak nasıl bir oluşuma vekalet ettiğini isminde buluruz:
Ünlü şarkıcı Elvis Costello gençliğinde geçinmek amacıyla Elizabeth Arden şirketinde kozmetik ürünlerin veri kayıtlarını tutmuştur. Yıllar sonra bir şarkısında çalıştığı bu mekana “kibir fabrikası” dediği bilinir [2]. Bir başka şarkısında ise dinlerkitlesine şöyle seslenmiştir:
Ne yapsak ki, ne yapsak ki bunca işe yaramaz güzellikle?
Bunca işe yaramaz güzellikle?..
Saçmalık hükmeder, tevazu yenilir
Zarif erdemler aptallığa çevrilir
Takvimler her barikati yitik bir tavize soldururken
Liderlerimiz canavar sırtlarında ziyafet çekerler
Hâlâ kendilerini antik çağın tanrıları zannederler
Gözünden kaçan o şey şayet hiç yoktuysa zaten
Bir idealden ibaretmiş – fazla şaşırmadın ya?
Bu şarkıda gözden kaçan idealin askıda kalışı Atilla İlhan’ın “Böyle Bir Sevmek” şiirine şöyle uyarlanabilir:
Ne idealler kovaladım zaten yoktular
Günbatımı giyerlerdi akşamla bir
Azıcık karıştırsam sanki cacıktılar
Bıraksam kaygıdan közleri islenir
Ne idealler kovaladım zaten yoktular
Böyle bir kovalamaca hiçbir hafiye filminde görülmemiştir
Costello’nun şarkısına geri dönersek: “İki sırtlı canavar” cinsel münasebeti imleyen bir deyimdir: la bête à deux dos, the beast with two backs [3]. O halde “canavar sırtlarında ziyafet çekmek” kovalanan ideallerin sevilen kadınlara giydirilmesinden ibarettir; tabi unutmayalım ki her idealizm eninde sonunda can nezdinde bedeni aşağılayacaktır.
Demek ki liderlerimiz antik çağ tanrıları olduklarını zannedecek kadar pervasızlaşmalarını erkeklerin kadınlara idealist/aşağılayıcı kılıklar giydirmesine borçludur.
İşte bu idealist kılıkların en güncel ortamı dijital cihazlar olmuştur. Heidegger’in “aletheia” (hakikat/unutmazlık) kelime oyunundan yola çıkarak Lacan dünyayı saran bu cihazlara “lathouse” (unutuk) adını vermişti [4]:
Ünlü bir filozofun aletheia’yı dayandırdığı fiilin mastarı yardımıyla bunu adlandıracağız. Böyle şeyleri ancak filozoflar fark eder, belki sıradışı dilbilimciler. Buna “unutuk” (lathouse) diyeceğim. Dünya gitgide daha fazla unutukla doldu… Çıktığınızda kaldırımda, her sokak köşesinde, her dükkan vitrininin ardında karşılaşacağınız küçücük a nesnelerini, artık bilimle yönetildikçe arzunuza sebep olmak üzere tasarlanmış bu nesnelerin aşırı bolluğunda, bunları unutuk/unutöz gibi düşünün… Erkek kadınla birlik oluşturduğuna inanabilmek için Tanrı adına bunca nutuk atmasaydı bu “unutuk” kelimesi belki çok önceden bulunmuş olacaktı. (Lacan, Seminer 17)
Bir erkeğin kadınla birlik oluşturmak adına attığı nutuklardan en ünlüsünün en ilginç ve soraklı cümlesine bakalım o halde [5]:
Hilâfet vaziyetine gelince, ilim ve fennin nurlara müstağrak kıldığı hakikî medeniyet âleminde gülünç telâkki edilmekten başka bir mevzuu kalmış mıydı? (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk)
Buradaki “hilâfet” kelimesini en basit ve soyut anlamda “yeni bir şeyin gelip önceki başka bir şeyin yerine geçivermesi” diye okursanız, sosyal medyatik kanalizasyon sistemlerinde kendilerini antik çağ tanrıları zannederek konuşan “durum bildirimleri”nin ekranda ardısıra dizilerek aşağıdan yukarıya doğru scroll edilirken “ilim ve fennin nurlara müstağrak kıldığı hakikî medeniyet âleminde gülünç telâkki edilmekten başka bir mevzuu kalmış mıydı?”
İşte “Zihnin reflekslerini askıda bırakan karşılaşmaların boşluğunda hazır değer ve anlamlardan azade bir şekilde kendini duyuran başka zenginlik?”
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “J. M. Coetzee, Romancının Romanı: Hayranlığın Mübadele Değerine Tercümesinin Edebi Eleştirisi” Emine Ayhan
[2] Bkz “Elvis Costello” (Wikipedia)
[3] Bkz “Beast with two backs” (Wikipedia)
[4] Bkz “Unutuk (lathouse)” Jacques Lacan
[5] Bkz “Sorak: Endişesiz Merak”






























Geri bildirim: Dilâlem — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Punctum Contra Punctum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Punctus Contra Punctum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Amaya bak denilir mi? Feri de ferdi ha! Feride Ferdi ha! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Asiye Nasıl Şaşar? Her nar önce psişede meleklenir — fıkra | YERSİZ ŞEYLER