İdeoloji sahiden ağır mevzu! — Işık Barış Fidaner

Fizikte Holografi İlkesi diye bir şey var: Uzayla ilgili malumat düşük boyutlu bir sınır/perdede kodlanmıştır. Bu sınır/perde genelde ufukta uzanan bir 2B yüzeydir ve 4B uzay-zamana dair “herşeyi bilir”.

Verimli bir mecazdır bu. Bu “herşeyi bilen” yüzey, bir düşlem perdesinin fiziki/gerçek versiyonu gibidir. İnsan egosunun aynadaki/perdedeki yansımasıyla şekillendiği Lacancı ayna evresini anımsatabilir. Veyahut kapitalist toplumun meta fetişizmi duvarının insanı harfiyen yiyip bitirdiği Pink Floyd: The Wall filmini anımsatabilir [1].

Fizikçi Erik Verlinde’nin geliştirdiği önemli teori:
1) Yerçekiminin holografi ilkesinden türeyen/beliren entropik bir kuvvet olduğunu açıklar.
2) Yerçekiminin artık temel bir tabiat kuvveti sayılamayacağını ilan eder.

Verlinde’nin teorisi bir ölçüde sınanmıştır ama daha gidecek yolu vardır. Her halükarda Verlinde basit bir parçacığı holografi perdesinin önüne koyarak fiziğin temel düşlemini sahnelemiştir. Denklemlere girmeyeceğim. Verlinde’nin aşağıdaki şema ile neyi sahnelediğine bakmamız yeterli [2]:

verlinde1

Yaptığı tarifi okuyun:

holografi perdesinin küçük bir kısmına bakıyoruz ve uzay zamanın belirmiş olduğu taraftan m kütleli bir parçacık perdeye yaklaşıyor. Bu parçacık eninde sonunda perdede bulunan mikroskobik serbesti dereceleriyle kaynaşacak ama henüz kaynaşmamışken dahi perdede saklanan malumat miktarına tesir etmeye başlamış. (…) Perde uzayın belirmiş bölümünü sınırlandırır ve parçacık da bu bölüme dahildir. Perde ayrıca belirmiş bölümün birazıyla birlikte uzayın henüz belirmemiş bölümünü tarif eden verileri de saklamaktadır.

Temel düşlemin erimesiyle toplumsal gerçekliğin baştan kurulabilmesi gibi, uzay-zaman burada tamamsızdır ve holografi perdesinin “kesileme”siyle (scansion) belirme süreci içindedir. Hatta parçacık bu belirişe tanıklık etmekle kalmaz ona fiilen katılır da: Perdeye doğru gayretkeş bir koşu yapar, Δx mesafesini kateder ve kendi varoluşunu perdede bulunan “serbesti dereceleriyle” kaynaştırır (bu dereceler belli ki “mikroskobik”tir).

Burada m harfi mass/kütle demektir ama moi/ego diye de okunabilir; ΔS ifadesi entropi artışını belirtmek içindir ama ek imletimi de belirtebilirdi (additional signification): Tekil egonun ağırlığı ekstra entropi üretmek için feda edilir, ekrandaki müsait “serbesti derecelerine” yayılan ek imletimler üretmek için feda edilir. Bu feda oluş Freud’un formülünü ters çevirmiş gibidir: “Ben nerede idiysem, o orada olacaktır.” Freud bu eğilime ölüm dürtüsü demişti ve Eros denen başka bir kuvvetle ona karşı konduğunu farzetmişti.

Erik Verlinde’nin metninde bu şema başka bir mesaj iletir; sıcaklık (T) ile ivme (a) arasındaki ilişkiyi ters çevirir. Normalde klasik fizikte bir parçacık eğer sıcaklıyorsa giderek hızlandığı içindir; yani parçacığı ivmelendiren bir dış kuvvet onun sıcaklık artışından sorumludur. Buradaki temel düşlemde ise parçacık eğer hızlanıyorsa düşlem perdesindeki sıcaklığa (T) maruz kaldığı içindir. Parçacık düşlem perdesindeki “serbesti derecelerine” kendini feda etmekten kendini alamıyordur. Bir anlamda parçacık kendi mezarına (grave) doğru koşturmaktadır, kendi kaybını simgeleştirme ihtimaline kendini kaptırmıştır. İşte bu da ideolojidir, yani sahiden ağır mevzudur (grave matter indeed)!

Bu da bana kuantum yerçekimiyle alay edip Lacan’ı postmodern kibirle ilişkilendirerek meşhur olan Alan Sokal’ı anımsatıyor. Şayet Erik Verlinde’nin teorisi bütün sınamaları geçip paradigma kaymasına yol açarsa acaba Sokal utanacak mı? Hiç sanmam!

(sonrası: Çifte zaman teorisi ve bildiği-varsayılan-yüzey)

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Pink Floyd: Duvar’da Kendi Tükenişini Seyretmek”

[2] Verlinde, E. (2011). On the origin of gravity and the laws of Newton. Journal of High Energy Physics, 2011(4).

11 Yorum

Filed under Şey