Teyelli Hülya: Kulisten Çözümleme — Işık Barış Fidaner

Hülya Espriler şunlardır:

1) Hülya Espri
2) Anka (hülya esprinin kuyruğu)
3) Kulisten (teyelli hülya)

Hülya Espri ve Anka‘yı daha önce yorumlamıştık (link). Bu yazıda Kulisten‘i satır satır yorumlayacağız. Devam etmeden önce kuru ve ıslak nüshaları inceleyiniz (link).

1) Kördüğüm kulisten rüyadır (Gördüğün gülistan rüyadır)

Bu dizelerde dört kelime düğümlenmiştir:

gülistan, kulisten, gördüğün, kördüğüm

Düğüm çözülsün diye şimdi bunları evirip çevirelim:
— Gülistana kulisten bakanlar gördüğündeki kördüğümü algılamaz, bilmez.
— Kulisten gördüğünde kördüğüm gülistan kılığına bürünmüştür, rüya budur.
— Gördüğün kördüğümün takındığı gülistanlık kulistendir, bakış açısı budur.
— Kördüğümün gülistansılığı kulisten gördüğünle sınırlıdır, gizem de budur.
Bu düğüm çözülünce Lacancı “cinsel ilişki yoktur” tezi karşınızda belirir.

2) Bil ki rüya teyelli hülyadır (Belki rüya değil de hülyadır)

Freud psikanalizi rüyaların hüsnükuruntu olduğu tezi üzerine kurdu (wish-fulfillment, Wunscherfüllung). Hüsnükuruntunun kıstası haz ilkesidir (pleasure principle, Lustprinzip); yarınki haz için bugünkü hazdan feragat eden gerçeklik ilkesi (reality principle, Realitätsprinzip) de aynı kıstasa tabidir [1].

Fakat rüyalarda şekillenen arzulu hüsnükuruntuya daha dikkatli bakılırsa sağda solda travma izleri göze çarpar ve melankolik hüznükuruntular su yüzüne çıkar. İşte Freud’un haz ilkesinin ötesinde bulduğu yineleme zorlantısı buydu: Rüyalar aynı zamanda hüznükuruntudur.

Teyelleme geçici dikişlemedir: Eğer A B’ye teyellenmişse (1) A B’yle alakalıdır ama (2) A B değildir; yani teyelleme değillemedir. Şimdi gelelim:

— Bir yandan, rüya teyelli hülyadır, yani rüya haz veren hülyaya dikişlenmiştir, arzulu hüsnükuruntudur (gülistan).

— Beri yandan, rüya değil de hülyadır, yani dikişler geçicidir, rüya hülyanın kırılganlığını telafi etmek için çırpınıyordur, melankolik hüznükuruntudur (kördüğüm).

Birinci dizede beliren Lacancı tez ikinci dizede Freudcu temellerine oturur.

3) Git de bul, bulmasan öder külle (Gitti bülbül hazan edip gülle)

Bu dizelerin yazımında semptomatik bir uyuşmazlık var:
— Önce kuru nüshaya “bulmazsan” yazılmıştı.
— Sonra “bulmazsan” silinip “bulmasan” yazıldı.
— Islak nüsha yazılırken o gene “bulmazsan” oldu.
— Sonuçta kuru ve ıslak nüshalar uyumsuz kaldı.
Şimdi dize açısından bu uyuşmazlığı adım adım yorumlayalım.

Bulunacak şey uyumdu ama bulunamadı:

bulmazsan ≠ bulmasan       (ıslak nüsha ≠ kuru nüsha)

Bu uyuşmazlık tam da uyumu bulamayışın iki kipliği arasındadır:
Kiplik 1: “Bulmasan ne yazar? Bulmasan da sorun değil.” (kuru)
Kiplik 2: “Bulmazsan ne yazar? Bulmazsan yandık aman ha!” (ıslak)

Kuru nüshanın ıslak nüshadan farkı kolayca geri çekilebilmesidir: Dijital bir sayfayı apansızca uçurabilirsiniz, imzalı belgeyi iptal etmekse (en azından teoride) biraz daha zordur. Her iki nüsha da Kiplik 2’deki kesinlik iddiasıyla (bulmazsan) sahneye çıkmış olsa da aradaki statü farkı nedeniyle kuru nüsha geri adım atmış ve Kiplik 1’deki askıda kalmış statüde (bulmasan) karar kılmıştır.

Peki hal böyle mi sahiden? Islak nüshayı uçurmanın zorluğu yalnızca teoride değil mi, yani bu algı hüsnükuruntularla teyellenmiş değil mi, yani hayatları hülyalarla hazlandırdığı sürece güvenilmez mi ıslak nüshalara? Hülyanın dağılması belgeyi yırtmakla eşdeğerdir. Apansız solgu budur (aphanisis) [2].

Bunu algılayınca arzuya haz yerine melankoli cephesinden yaklaşırsınız:

— Asıl kırılganlık Kiplik 2‘dedir: “Bulmazsan eyvah! Aman tanrım! Yandık bittik kül olduk! Çabuk bir sürü tedbir almalıyız!” diye telaşlı endişelere gark olmak gösterişçilik statüsündedir.

— Asıl sağlam olansa Kiplik 1‘dir: “Bulmasan da sorun değil, hepimiz zaten öleceğiz.” İnsanlar ölümlüdür, Sokrat insandır, Sokrat ölümlüdür. Her ölüm-kalım meselesi gibi bu uyuşmazlığın da mantıklı bir açıklaması muhakkak bulunabilir ve bulunur. Her semptom yorumlanmaya uygundur. İşte külle ödeyerek hazan edip gitmek de budur.

Düşlemi katetmeyi sahneleyen bu dize Žižekçidir. Arzunun melankolik zeminini Žižek şu fıkrayla dile getirmişti:

Birinci Dünya Savaşı’nda Alman karargahı Avusturya-Macaristan Karargahıyla haberleşir. Berlin Viyana’ya şöyle bir telgraf gönderir: “Bizim cephede vaziyet ciddi ama fecaat değil.” Viyana’dan yanıt gelir: “Bizdeyse vaziyet fecaat ama ciddi değil.” (Bulmasan da sorun değil, hepimiz zaten öleceğiz.) [3]

4) Kulis tanır gelince, yellere ser (Gülistanın yerinde yeller eser)

İşte bu son dizeyi de ben kendi üzerime alınıyorum. Yellere serilenler Yersiz Şeyler’e yazdıklarımdır. Gelince tanıyacak kulis de sizsiniz, tabi gülistanın yerinde yeller estiğini algıladıktan sonra…

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Habire Dikiliş ve Sürekli Dikiliş: Hayra Yorduğuna Değer Mi Hiç?”, “Gerçek ve Salbırak”

[2] Bkz “Hançerli Psykhe ve solgu (aphanisis)” Jacques Lacan

[3] Bkz “İki Tip Ahmak (Budala, Bön) ve Aptal/Abdal” Slavoj Žižek

11 Yorum

Filed under Anti-şiir, Laf sal atası, Şarkı