Ayna evresi: Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada — Jacques Lacan

Aynalanan Ben paranoyak yabancılaşma ile toplumsal Ben’e dönüşür.

Ayna evresini sona erdiren o anda ‘benim gibiler’ imagosuyla özdeşim üzerinden ön-kıskançlık dramı başlar (çocukça geçişkenlik vakalarında Charlotte Bühler ekolü bunu çok iyi vurguladı) ve bundan böyle bu diyalektik Ben’i toplumsal gelişmeli hallere bağlayacaktır.

Başkasının arzusunun medyatik dolayımına sokarak bütün insani bilgilerin dengesini altüst eden bu dönüm noktası, diğer insanlarla rekabet içinde soyut bir denkleştirme üzerinden kendi nesnelerini kurar ve bunun sonucunda Ben’i öyle bir aygıta çevirir ki artık içgüdülerimden gelen her itkiyi tehlikeli sayarım, doğal bir olgunlaşmaya karşılık gelse dahi.

Dolayısıyla insanlarda olgunlaşmanın normalleşebilmesi kültürel bir aracıya bağlı kalır, cinsel nesnenin Ödip kompleksine bağlı kalışında da görülen budur [ensest yasağı]. E tabi analitik öğretide ayna evresinin libidinal bitişmesini adlandıran ‘ön-narsisizm’ terimi de ister istemez bu terimi icat edenlerin manidar gecikmelere besledikleri derin hisleri açığa vurmaktadır (le plus profond sentiment des latences de la sémantique).

Bu yolla ‘narsisistik libido’ ile ‘cinsel libido’ arasında tanımlanmak istenen dinamik karşıtlık biraz olsun netleşmiş olur [kendini sevmek vs. başkasını sevmek] zira psikanaliz narsisistik libidonun yabancılaştırıcı Ben işleviyle kurduğu bariz bağıntıyı izah edebilmek için yıkıcı içgüdülerden hatta ölüm içgüdüsünden bahsetmeye gerek duymuştur.

Oysa işin aslı astarı şudur ki Ben işlevi altında başkalarıyla kurulan bütün ilişkilerin paçasından saldırganlık akıyordur, en insancıl yardımseverde bile bu vaziyet değişmez. Aslında psikanaliz böylece varoluşsal olumsuzluğa değinmiş olur, yani güncel ‘varlık ve hiçlik’ [Sartre] felsefesinde gerçekliği şiddetle teşvik edilen şeye…

Fakat maalesef o felsefi kavrayışın kapsamı self-safiyane bilincin öz-yeterlik sınırlarına takılıp kalır: Felsefe yardımıyla kendi öncüllerine yazılmaya yeltenen insan kendini emanet ettiği özerklik yanılsamasını bittabi derhal Ben’in kurucu yanılgılarına zincirleyiverir. Akabinde bu akıl oyunu analitik deneyimden devşirdiği unsurlardan beslenebilmek için ‘varoluşçu psikanaliz’ diye bir heyulanın emanetçiliğine soyunur.

Toplumlara faydacılıktan başka bir işlev taşımadıklarını unutturabilen tarihsel teşebbüslerin artık son perdesi oynanırken, toplumsal bağın da toplama kampı tarzına bürünerek adeta bu gayretleri taçlandırması karşısında bireyin kapıldığı derin kaygılar ortadayken…

[utility: fayda, futility: fay’da]

…elbette varoluşçuluk da bu öznel çıkmazlara sunduğu gerekçeler temelinde yargılanacaktır:

Öyle bir özgürlük düşünün ki ‘içeride’ (mahpusluk duvarları arasında) en sahici iddiasına kavuşsun.

Öyle bir adanma lüzumu düşünün ki hiçbir vaziyetle başa çıkamayan saf bilincin acziyet ifadesi olsun.

Öyle bir cinsel ilişki düşünün ki dikizci ve sadist ülkülerden mürekkep…

Öyle kişilikli bir şahsiyettir ki o, kendini gerçekleştirdiği tek eylem intihardır.

Öyle de bir farkındadır ki başkalarının, Hegelci cinayetten aşağısı onu paklamaz.

“Ayna Evresinde Ben İşlevinin Oluşumu” makalesinden (1949)
(Fransızcasıyla karşılaştırarak)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada” ~ Müslüm Gürses

janpol sartırır, yavuz at yemini artırır

böyle bir mite-niyet görülmemiş dünyağda yarınbalda

(züğürt tesellisi)

5 Yorum

Filed under Çeviri