Beni ikrara götüren yol. Bugüne dek anlayıp yaşadığım kadarıyla felsefe, bile isteye varoluşun en horlanıp aşağılanan yanlarına yönelmektir. Bu buzullu ve kumullu uzun yürüyüşten edindiğim tecrübe sayesinde bugüne kadarki felsefelere farklı bir gözle bakmayı öğrendim: Felsefenin saklı tarihi, o büyük isimlerin halet-i ruhiyesi bana malum oldu.
Nice hakikate dayanabilir bir ruh, nice hakikate cüret eder? İşte benim asıl değer kıstasım bu oldu. Savrulmak korkaklıktan gelir. Bilebilginin her başarısı cesaretten gelir, kendine karşı elini korkak alıştırmayıp temiz tutmaktan gelir. Beni yaşatan deneysel felsefe en köklü hiççilik mümkünatlarına bile feraset gösterir; tabi o inkârcı anda, olmazlıkta, hayır’da, nah’ta mıhlanmak için değil. Onun derdi karşı yakaya geçmektir, dünya halini Dionysoslayıp olumlamaktır, eksiltmeden, istisnasız, seçmecesiz. Sonsuz devredir: Aynı şeylerdir, birbirine dolanıp düğümlenmiş hep o aynı mantık ve saçmantıktır. Bir filozofun erebileceği en üstün hal, varoluşu Dayanısoslamaktır; işte ben buna sevfelek diyorum (amor fati). Okumaya devam et →