Can toplam/yekün varsayımıdır, Dünya gerçeğin yamuluşu/sırıtışıdır — Jacques Lacan

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

(öncesi: Televizyon da aynı işi hayli hayli görür)

Bilinçdışı, ne acayip kelime!

Sahiden öyle. Sonuçta Freud daha iyisini bulamadı ama olan olmuş artık, geri dönemeyiz. Yadsımalı olduğundan bu kelime elverişsiz kalıyor, ona dair dünyadaki herşeyi farzedebilirsiniz –ki yapılır da bu hiç tereddütsüz– hatta dünyada olmayan şeyleri de…

Ben tasvip etmesem de sonuç aynıdır: Yeni fark edilen bir şeye ‘hiçbir yerde’ ifadesi kadar ‘her yerde’ ifadesi de yakışır. Bilinçdışı yine de çok isabetlidir.

Asıl konuya gelelim: Konuşan varlıklar haricinde bilinçdışı yoktur. Diğerleri –hayvanlar kapsamında kalalım– adlandırılmadıkça tam olarak var değildir, zaman zaman gerçeğe kendilerini dayatabilseler de. Onlarda ‘içgüdü’ denen şey vardır misal, yani sağkalışlarının gerektirdiği bilgi…

Ama ‘içgüdü’yü onlara konduran tek şey bizim düşüncemizse ona ‘içgüdü’ deyip geçmek yeter mi? Bir de insanlara gerek duyan hayvanlar vardır, evcil olanlar, işte onlar ara sıra bilinçdışı sismik sarsıntılar geçirirler, o da evcillikten herhalde.

Dahası: Bilinçdışı konuşur, bu da onu dile bağlar.

Bölüyorum: Hayvan konuşmadığı için onda bilinçdışı yoktur dediniz. Descartes hayvanda can yoktur demişti. Bu da bilinçdışının bir hipotez, varsayım olduğunu kanıtlıyor sanki.

Can da bir varsayımdır, toplam/yekün varsayımıdır. Toplayabilmek boşuna değil tabi, beden işlevlerinin toplandığını her halükarda varsaymak boşuna değil. Can varsayımı bilinçdışından çok daha sorunludur. Yine de varsayarız, makul gelir.

Can hep aynı yoldan varsayılmıştır: Aristo’dan Fon Ükskül’e kadar; bu ismi aklınızda tutun eğer ilk defa duyduysanız [Von Uexküll]. Bugünküler de aynısını varsayarlar hâlâ ister istemez, biyoloğu, fizyoloğu… Can oradaymış. Öyle olsun.

Ben de diyorum ki bilinçdışının öznesi cana beden yoluyla dokunabilir ancak. Asıl zorluk cana düşünceyi getirmektir, tabi beden yoluyla, dediğim gibi. Bu konuda Aristo’yla çelişiyorum: İnsan canıyla düşünmez, filozofun farzettiğinin aksine. Çünkü farzediyordur sonuçta filozof, kitabını okuyunca bunu algılarsınız.

İnsanı düşündüren konu kendi bedeninin nasıl bir yapıya göre oyulup dilindiğidir ve o dilimlerin anatomiyle hiçbir alakası yoktur. Histeriklere baksanıza: Her halükarda düşünürüm, bu da birilerine bir şeyler söylüyordur. İşte o oyulup dilinme cana da gelir elbet, hem de öyle bir gelir ki aman aman –inşallah birileri bu konuda akıl fikir sahibidir– obsesyonel semptom deriz ona.

İşte tam da o semptomda düşüncenin candan farkını netlikle görürüz: Canın düşünceyle pek iyi geçindiği söylenemez, düşünce kel alakadır, canı utandırır, ona yük olur, can düşünceyle ne yapacağını katiyen bilebilemez. Sonuç olarak düşünce ahenksizdir, can bakımından düşünce ahenksizdir, ki bunu söyleyene dek asırlar boyu beklemiş olmamız hayret vericidir, herkes bildiği halde.

Yunanlıların ünlü nous‘una (νοῦς) gelirsek –belki bazı profesörler derdimi anlayacaktır– Yunanca nous ‘canından memnun düşünce’ efsanesidir. İşte Aristo’nun teorisinde (θεωρία) bu görülür: Dünyasına uyumlanmış bir memnuniyettir o, Umwelt dünyasına [eko, çevre], demin bahsettiğim Fon Ükskül’ün tabiriyle. O dünya ‘canda’, can varsayımında, ‘yansımıştır’ denir.

Oysa o dünya –’bu dünya’ diyelim hatta ona– şu veya bu düşünce tipinin sürdürdüğü bir düşlemden ibarettir. Bir gerçekliktir o tabi, ama ‘gerçeklik’ diyerek neden ona ayrıcalık tanıyalım? Dünya zaten hep dalgalanarak kendini belli eder –ayrıcalık koyarak değil–, gerçeğin yamuluşu/sırıtışıyla (grimace).

Televizyon sayfa 3-4
(Fransızcayla kıyaslayarak)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Jekyll Akın: Sanal başağa olsaydı Jacques Lacan”, “Çakılgan: Bilirkişi olsa Jacques Lacan”, “Çekül Ogün: Duhul-ü menziliye hocası Jacques Lacan”, “Çiğ Klingon: Bir barbar olsaydı Jacques Lacan”, “Çağılcan: Beş amelle unlansa Jacques Lacan”, “Çoğul Çağan: Gururlu guru olmuş Jacques Lacan”, “Çay Kolaçan: Teftişçi olursa Jacques Lacan”, “Düşmedeniyet ve Dilmedeniyet”, “Yıldızlar Beşiği: Dilmedeniyetin Beşiği Baş-language”, “Lacan’da dil (la langue) ve dilmeden (lalangue)” Jean-Claude Milner, “Dilmeden (lalangue), Dilmedeni (ekholog), Dilmedeniyet (ekhosen)”

11 Yorum

Filed under Çeviri