Dağ Çileklerini İştahla Yeme Meşgalesine Şahit Olan Meşgulpesent Arzunun Düşlemsel Duygulu Doygusu — Slavoj Žižek

Lacan ilk başta objet a‘yı içkin vasıflardan arındırır; arzunun sebep-nesnesi objet a, öznelerarası tanınma ve sevilme mücadelelerinde mevzubahis olmaktan başka bir anlam taşıyamaz: Çocuğun anneden talep ettiği süt bir ‘sevgi işareti’ne indirgenmiştir, çocuğun süt talebinin asıl amacı anneyi ona sevgi göstermeye itmektir; kıskanç çocuk anne babasından belli bir oyuncağı talep ediyorsa, erkek kardeşinin aynı oyuncağı çok istediğini bildiğindendir, vb.

Daha sonra Lacan’ın odağı bizzat öznenin objet a olmasına kaymıştır, o da agalma‘dır, yani öznenin varlık gösterebilmesinin asgari düşlemsel bağdaşımını emniyete alan gizli hazinedir. Düşlemde rol oynayan objet a ‘bende benden içeru’ olmak hasebiyle ‘Ötekinin arzusuna layık’ oluşumu bana algılatan fazlalıktır.

Buradaki asıl mesele şudur: Düşlemde ‘gerçekleşen’ (sahnelenen) arzu özneye değil başkalarına aittir. Düşlem veya fantazi oluşumu şu muammaya verilen bir yanıttır:

Che vuoi? : Şimdi bana bunu diyorsun ama senin asıl derdin ne ola ki?

Düşlemde verilen yanıt özneyi kurucu bir ön-konuma yerleştirir. Arzuda asıl soru ‘Ben ne istiyorum?’ değildir, şudur:

Benden ne istiyorlar? Bende ne görüyorlar? Ben onların neyi oluyorum?

Küçük bir çocuk karmaşık ilişkiler ağına gömülmüştür, etrafındaki insanların arzularına hem katalizör olur hem de onların savaş alanı olur: Babası, annesi, kardeşleri kendi kavgalarını onun etrafında verirler, mesela annesi ona ilgi göstermekle çocuğun babasına bir mesaj gönderiyordur…

Çocuk ailede oynadığı rolün farkında bile olsa başkalarının nazarında tam olarak ne olduğunun sırrına eremez, onunla oynadıkları oyunun tabiatını çözemez; işte düşlem de bu muammaya bir yanıt verir: En temelde, düşlem, bana diğerlerimin neyi olduğumu söyler…

Düşlemde köklenen öznelerarasılık en basit vakalarda bile tezahür eder, mesela (Freud’un bildirdiği) dağ çileği yemeyi düşleyen küçük kızında [1]. Bu rüya katiyen düz bir arzunun halüsinatif doygusuna indirgenemez, ‘dağ çileği istedi, yiyemedi, o zaman düşleyiverdi’ denemez.

Tam bu noktada öznelerarası boyut gündeme gelmelidir: Küçük kız iştahla dağ çileği yemekle meşgul oluşuna şahit oldukları zaman anne ve babasının nasıl bir doygu yaşadıklarını fark etmişti, kızlarına verdikleri zevkten duygulanıp doygulandıklarını görmüştü; işte kızcağızın dağ çileği yeme fantazisinin asıl amacı da anne babasını doyuracak bir kimlik oluşturabilmekti (onların getirdiği dağ çileklerini iştahla yeme meşgalesi etrafında), böylece küçük Anna onların meşgulpesent arzularının objet a‘sı olacaktı…

Düşlemler Salgını’ndan

[1] Bkz “Anna Fğoyd, çilekleğğğ, dağ çilekleğiii!” Sigmund Freud, “Sarmaşık fay-dalı” Zen meseli

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Esnaf Usulü Meşgulpesent Tarihçilik Nedir?”, “Çilekli Tarlalar Bitimsiz Yüzey” The Beatles, “Zahmetdaş keyiflerin kibaro hukukunu biz hayra yoruyoruz” ~ TİP

meşgulpesent ~ aylaksavar ~ zahmetdaş keyifler ~ kibaro hukuku

13 Yorum

Filed under Çeviri