Militer-Manzum Müştemilat (military-poetic complex) — Slavoj Žižek

14 Ağustos 2008 — Slavoj Žižek — lrb.co.uk

Radovan Karadžić nihayet tutuklandığına göre psikiyatri mesleğine mensup bu insafsız siyasi-askeri liderin bir de şair olduğunu anımsamanın vakti geldi. Onun yazdığı manzumelere sakın gülüp geçmeyin, o şiirleri dikkatle okursanız etnik kıyımın işleyiş mantığını göreceksiniz. İşte Izet Sarajlić’e ithaf ettiği isimsiz şiirin ilk dizeleri:

Gel vatandaş benim imanım yepyeni
Böylesi teklif tarihte hiç görülmedi
Fütursuzca şarap içeceksin şimdi
Ekmek bulamayan benim günışığımı yutacak
Ey halkım bu iman hiçbir yasak tanımayacak
Bugün sevmek ve içmek günüdür ancak
Gözünüz gönlünüzce günışığıyla bakışarak
Bu tanrı hiçbir zevki sizden sakınmayacak
E gelsene birader bu imanın çağrısına uyarak!

Halkına ‘fütursuzca şarap içmeyi’ teklif eden lider ayıpçıl üstbenin sözcüsüdür:

Bütün yasaklar askıya alınsın ki halkımız
bitimsiz bir yıkıcı şenliğin keyfini sürebilsin.

‘Hiçbir zevki halktan sakınmayan tanrı’ üstbendir. Ahlak yasalarını askıya almak ‘postmodern’ milliyetçiliğin temel özelliğidir. ‘Seküler küresel toplumun güvensiz ortamında katı değer ve inançları geri getiren tutkulu etnik özdeşim’ klişesi kılığında başaşağı çevrilen hakikat budur: Milliyetçiler halka ‘müsaade senin!’ dediklerini pek de gizlemezler. Hazcılık kılığına giren güncel müsamahakar toplumların saçmantıklı kaderi kural ve kısıtlamalara boğulmaktır (sigara ve içki yasakları, cinsel tacize karşı tedbirler, vb.). Tutkulu etnik özdeşimler ise katı kurallar getirmez, aksine serbestleşme çağrısı yapar:

Müsaade senin! Tahammülist liberal toplumda kurulan barışçıl komşulukların katı kurallarını ihlal edebilirsin! Ne zaman istersen o zaman yiyip içebilirsin! Siyaseten doğruculukla alay edebilirsin; hatta nefret ve kavga edebilir, öldürebilir ve tecavüz edebilirsin.

Bir süreliğine Milošević’e muhaberat bakanlığı yapan Sırp köşeyazarı Aleksandar Tijanić ‘Milošević’in Sırplarla kurduğu tuhaf eşyaşamı’ şöyle tarif etti:

Milošević Sırplara pek yakışıyor. Onun hükmü altında Sırplar mesai saatlerini kaldırdı. Kimse iş yapmaz oldu. Karaborsa ve kaçakçılığa da yeşil ışık yakıldı… Hatta bize silah taşıma hakkı veren Milošević bütün sorunları kişisel silahlanmaya havale etti… Milošević günlük hayatı bitmeyen bir tatile çevirdikçe hepimiz mezuniyet gezisine çıkmış liseli talebeler gibi hisseder olduk – yapılan herşey ama sahiden herşey cezasız bırakılıyor.

Emir Kusturica’nın Yeraltı (1995) filminde betimlenen hal de aynen böyle değil mi? Bu filmin temel önemi Yugoslavya dağılırken şu veya bu tarafı tutmasından gelmez (Nazici hain Slovenlere karşı kahraman Sırpları savunmasından gelmez) aksine filmin ‘apolitik’ estetik tavrından gelir.

Cahiers du cinéma‘ya verdiği bir mülakatta Kusturica Yeraltı‘nın hiç de öyle politik bir film olmayıp insanı kendinden geçiren öznel bir deneyim, bir ‘gecikmeli intihar’ olduğunda üstelemişti; Yugoslavya dağılırken yaşanan etnik kıyımların ve savaş suçlarının ‘apolitik’ fantastik arkaplanı işte bu filmde sahnelenmiştir.

‘Gecikmeli intihar’ sürecini kamusallığın ve zamanın dışında cereyan eden içkili ve şarkılı ve sevişmeli ve sonu gelmez bir şenlik halinde betimleyen Emir Kusturucu aslında fiilen Sırpların Bosna’da işlediği etnik kıyımın libidinal ekonomisini sahnelemiş oldu: Bataillevari aşırı sarfiyatla kendinden geçme haliydi bu, içme-yeme-şakıma-şaapmanın delice mütemadi ritmiydi.

‘Nasıl bunu yapabildiler?’ sorusu da yanıtını burada bulacaktır: Savaş siyasetin farklı araçlarla sürdürülmesidir dermiş gibi Karadžić’in şairaneliği de bize Bosna’daki etnik kıyım şiirin (belli bir janrının) farklı araçlarla sürdürülmesidir diyordur.

Evet Milošević sahiden milliyetçi tutkuları ‘manipüle’ etmişti ama bu yetkinliğine halkın yatkınlığını şairlere borçluydu. Hepsi onların başının altından çıktı, yoz siyasetçilerin değil samimi şairlerin… 1970’lerde ve 1980’lerin başında o şairler saldırgan milliyetçiliğin tohumlarını ekmeye başlamışlardı, hem Sırbistan’da hem de diğer Yugoslav ülkelerinde.

Militer-sanayici müştemilat yerine biz eski Yugoslav ülkelerinde militer-manzum müştemilat vardı (military-industrial complex, military-poetic complex) ve Ratko Mladić & Radovan Karadžić ikilisinde kişileşmişti.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Dilin Manzum İşkencehanesi (poetic torture-house of language)” Slavoj Žižek

6 Yorum

Filed under Anti-şiir, Çeviri