1925 yılıydı, Takvim Kanunu Meclis’ten geçmiş, Türkiye artık yeni bir zaman düzenine geçmeye karar vermişti. Bu karar, asırlardır halkın hayatına dokunan eski ay isimlerini huzursuz etmişti. Aylar bir araya geldiklerinde, bu duruma ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Yüzyıllardır gökyüzünde dönen zaman çarkının birer parçası olmuşlardı. Artık vedalaşma vakti gelmişti.
Görsel kültürün ve estetik idealin hâkimiyeti altında şekillenen çağımızda, yaşamın bütün katmanları neredeyse “görüntülenebilir” nitelikleriyle değerlendirilir hale geldi. Sanat, moda, sosyal medya ve hatta gündelik ilişkiler, insanları her an ‘daha güzel’, ‘daha çekici’, ‘daha kusursuz’ olmaya iten bir baskıyla kuşatıyor. Bu yazıda, “Estetizm Diktası” adını verdiğimiz bu topyekûn güzellik yöneliminin hangi zaafları nasıl suistimal ettiğini, nasıl yanıltıcı ama sanki gerçeğin kendisiymiş gibi algılanan bir yanılsama (illüzyon) yarattığını ve neden nihayetinde bizi çaresiz, umutsuz bir sona sürüklediğini ele alacağız.
Peter Hoskins ve Imran Rahman-Jones İş ve teknoloji muhabirleri
Çin yapımı yapay zeka (AI) uygulaması DeepSeek, ChatGPT ve diğer rakiplerini geride bırakarak ABD, Birleşik Krallık ve Çin’deki Apple App Store’da en yüksek puanlı ücretsiz uygulama haline geldi.
Uygulama, Ocak ayında piyasaya sürülmesinden bu yana hızla popülerlik kazandı ve Amerika’nın yapay zeka endüstrisinde dokunulmaz lider olduğu yönündeki yaygın inancı sorguladı.
Sokakta köpeklerle yaşamak, özellikle onların hızla çoğaldığı bir toplumda, bilinçli bir yaklaşım ve doğru bir tutum gerektirir. Ancak burada öncelikle bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Sokaklarda köpek popülasyonunun bu kadar artmasının temel sebebi, insanın, daha doğrusu devletin bu konuda yeterli önlemleri almamasıdır. Kısırlaştırma gibi temel yöntemler ihmal edildiği için sokaklarda bu kadar çok köpekle karşılaşıyoruz. Bu durumun sorumluluğu insanındır, köpeğin değil. Köpek şehir planlamasını düşünemez, “Ben doğmasam daha iyi olur” diyemez. Eğer bir sorun varsa, bu sorunu önlemek ve çözmek tamamen insanın görevidir.
Bir varmış bir yokmuş, felsefenin derin sularında yüzen bir düşünür varmış: Byung-Chul Han. Byung-Chul Han, sade bir hayat yaşayan, yazılarında dünyaya kapitalizmin yüklediği hız ve stresle mücadele eden bir filozofmuş. Günleri kitaplarla, geceleri ise düşüncelerle doluymuş. Ama bir gün, tüm hayatını değiştirecek bir davet almış: Uluslararası Felsefe Kongresi! Bu kongre, dünyanın en seçkin filozoflarının katılacağı, derin tartışmaların yapılacağı bir etkinlikmiş.
ChatGPT o1 istemi: Türkiyeli devrimciler Mahir, Deniz ve İbo bir yarışma programında rekabet ediyorlar. Program akışını yaz!
PROGRAM ADI: “Büyük Devrim Yarışı”
SUNUCU (enerjik bir ses tonuyla): Merhabalar sayın seyirciler! Ülkemizin tarihsel ve efsanevi figürleriyle karşınızdayız. Bugün “Büyük Devrim Yarışı”nda üç büyük devrimci lider—Mahir, Deniz ve İbo—arasında kıyasıya bir rekabete tanık olacağız! Kimin stratejisi, cesareti ve bilgisi öne geçecek? Hep birlikte göreceğiz!
Çinli bir nicel hedge fonu kurucusu olan Liang Wenfeng, yapay zeka araştırmalarına yöneldiğinde, 10.000 Nvidia çipini bir araya getirdi ve genç, hırslı yeteneklerden oluşan bir ekip kurdu. İki yıl sonra DeepSeek, sahneye güçlü bir şekilde giriş yaptı.
Keyfi yasaklamaktan talep etmeye geçiş toplumsal gücü nasıl yeniden yapılandırır?
Günümüz psikanalitik söyleminde sıkça duyulan bir ifade şudur: Paranoyaklar başkalarının keyfine “karşıdır”, Sapkınlar ise başkalarının keyfine hizmet etmeyi “savunur”. Paranoyak bir düzenlemede, özne, başkalarının jouissance’ını (keyfini) tehdit edici bir müdahale olarak deneyimler—gözetlenmesi, engellenmesi ya da sınırlandırılması gereken bir şey olarak. Buna karşın, sapkınlık, çoğu zaman başkalarının keyfini sahnelemeye ya da düzenlemeye çalışır, hatta bazen onları keyif almaya zorlar. Bu, başkalarının jouissance’ını paranoyakça reddetme ile sapkınca keyfi teşvik etme arasındaki gerilim, modern sosyal ve politik hayatta dramatik biçimde değişmiştir.
İstem: Türklerde çeviri eserde batılı yazarı silip kendi adını yazma geleneği üzerine makale yaz! Sadece örnekler üzerinden!
Türklerde Çeviri Eserlerde Batılı Yazarı Silip Kendi Adını Yazma Geleneği Üzerine
Türk edebiyatında, özellikle Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemiyle birlikte Batı edebiyatından yapılan çeviriler artmıştır. Ancak, bu çeviriler yapılırken Batılı yazarların isimlerinin ya tamamen göz ardı edilmesi ya da eserlerin çeviri değil, özgün bir Türk yazarı tarafından kaleme alınmış gibi sunulması, dönemin önemli bir geleneği olarak dikkat çeker. Bu durum, dönemin sosyal, kültürel ve siyasi yapısıyla doğrudan ilişkilidir. Aşağıda, bu geleneği örnekler üzerinden irdeleyeceğiz.
Giriş Dijital çağ, bireylerin iletişim biçimlerini ve sosyal bağlarını yeniden şekillendirmiştir. Sosyal medya platformları, yüzeyde bireyleri bağlayıcı bir güç gibi görünse de, manipülasyonun, dolaylı saldırıların ve psikolojik savaşların zeminini hazırlamaktadır. Bu bağlamda “ima silahı” kavramı, bireylerin doğrudan değil, dolaylı yoldan hedef alındığı, alay, sarkazm ve ima yoluyla psikolojik baskıların oluşturulduğu bir dinamiği ifade eder. Ancak, bu tür saldırılarla başa çıkabilmek ve bunlara bağışıklık kazanmak için bireylerin zihinsel bir süreçten geçmesi gerekir: proses uykusu.