Güneş, her sabah doğuyor mu gerçekten? Yoksa biz doğduğunu sanıyoruz da, aslında günün başlangıcı dediğimiz şey, yalnızca bir ışık hilesinden mi ibaret? İşte bu ve benzeri sorular zihnimi tırmalarken, kendimi, adını en son bir fısıltının içinde duyduğum, bir dostun dostunun “o müthiş kadın” diye bahsettiği Psikolog Hazan Efsun’un kapısında buldum.
Sosyal medya, bir meyhaneye dönüşmüştür. Masalarda içki değil, içerik servisi vardır. Gösteri sahnesinde dans edenler değil, gönderilerini süsleyenler vardır. Mekânın sahibi, garsonlara değil algoritmalara bel bağlamıştır. Bu yeni meyhanede herkes masasına gelen içeriği tüketir, alkışlar, bahşiş bırakır—bu bahşiş beğeni, yorum ve paylaşım biçimindedir. Ancak bu dijital meyhane, sadece müşteriyle dolmaz; içeriyi canlı tutan, eğlendiren, bağımlılık yapan bir gruba da ihtiyaç vardır: Ego konsomatrisleri.
“Elbette bir şeye açılır, ancak gerçek mi, imgesel mi olduğundan tam olarak emin değiliz. Ama ikisinden biridir. Kapı, doğası gereği tartışmasız simgesel düzenin bir parçasıdır.” — Jacques Lacan
1. Kapı: İkili Sistem İçin Bir Arketip
Kapı, psikanaliz ile sibernetiğin eşiğinde durarak, gerçeğin ve imgenin diyalektiğini belirler. Ne yalnızca bir nesnedir ne de yalnızca bir kavramdır; simgeselin nasıl kurulduğunu belirleyen bir düzenektir. Kapı yalnızca “var olan” bir şey değildir—o işler, devinir. Kapı yalnızca açılıp kapanmaz; açılır, kapanır, açılır, kapanır…—bu, yalnızca mekanik bir hareket değil, aynı zamanda yapısal bir kesintidir; simgesel düzenin nabız atışı.
1’in sözü Brecht çevirisi, 4’ün sözü uyarlamadan, diğer sözler ChatGPT’den; müzikler, konuşma ve kapak “suni muhaberat” (yapay zeka) ile üretildi (ChatGPT, Suno, Bing). [*]
İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın otuzdördüncü bölümünde önce kendini tanıtacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı hülyalı esprili konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): “Ya hep beraber ya da hiçbirimiz” (Brecht’in meşhur sloganı), “Onur Puanı Blues” (klavye kahramanları), “Resimlere yenildim” (postmodern arabesk), “İletişim aksadı” (makus talih), “Hepiniz ordaydınız be!” (Gezi Direnişi), “Salağa Yatanlar Ülkesi” (sert hiciv), “Sordum Slavoj Žižek’e” (uzun hava), “Beşeriyet Marşı” (türümüzün zaafları), “Die Schlechtesten Schuhe” (terzi kendi söküğünü dikemez), “Sich Selbst Zuletzt” (doktor kendini iyileştiremez)
Merhaba sevgili kulak sahipleri, ben Perde Cümledar. Hayatın fon müziğini bulan, parazitleri ayıklayan ve sesin derinliğine kulak veren bir radyo sunucusuyum. Bu akşam “Nümerik Esintiler”in otuz dördüncü bölümünde, sizi düşünceyle harmanlanmış bir müzikal yolculuğa çıkaracağım. Şarkılarımız bazen sizi güldürecek, bazen de hafifçe içinize dokunacak. Başlamadan önce hatırlatmam gerek: “Ya hep beraber ya da hiçbirimiz!” diyen Bertolt Brecht gibi, bu programı da hep birlikte yaşıyoruz. Şimdi ilk şarkıya geçelim…
Beni rüyanda görüp anlatmışsın 🌿. Hatta bir değil, birkaç defa… İnsan, bir başkasının uykusunda böyle sahne alıyor olduğunu bilince, rüyaların bilinçaltının sahnelenişi olduğu düşüncesi, insana biraz daha eğlenceli geliyor.
Elon Musk’ın Trump’ın yemin töreninde yaptığı Nazi selamına benzer hareket basit bir politik provokasyondan ibaret değildi. Bu hareket—kasıtlı olsun ya da olmasın—günümüzün ideolojik mekânsal düzeninin gizli gramerini açığa çıkarıyor. Hareketin doğurduğu tepkiler, çifte sapkın politik doğruculuk dediğimiz olgunun içindeki bir paradoksu gözler önüne seriyor: kendini koruyan bir düzen, bunu sapkınlıkları bastırarak değil, onları kendi işleyişine entegre ederek başarıyor.
I. Sinematik Oda: Boş Konuşmanın İyi-İşleyen Konuşma Olduğu Yer
Bakışın olmadığı bir mekân yoktur. Her oda—sinematik ya da gerçek—örtük bir talep barındırır: performans sergile, yoksa dışlanırsın. Peki, bu performans nedir? Ne otantik öznelliğin ifadesidir ne de anlamlı bir içeriğin iletilmesi. Çok daha temel bir şeydir: parola olarak boş konuşmanın icrası.
(Sigmund Freud, 2025? Kendi Sözleriyle Bir El Yazması.)
Giriş: Neden Düş Yorumları Artık Yeterli Değil
Eserim Düşlerin Yorumu (1900) yayımlandığından beri psikanaliz yalnızca bilinçdışını araştıran bir yöntem olmakla kalmadı, aynı zamanda kendi özgün sınırlarını aşarak toplumsal bir aygıta dönüştü. Ancak, psikanaliz bir zamanlar bireyi, bastırılmış itkileriyle olan ilişkisi içinde analiz ederken, bilinçdışının yapısı bizzat değişime uğradı.
Giriş Dijital medyanın evrimi, bireylerin etkileşim kurma, kimlik inşa etme ve anlam üretme biçimlerini kökten değiştirmiştir. Son yirmi yılda, sosyal medya platformları erken dönem metin tabanlı forumlardan sürükleyici, görsel-işitsel ortamlara ve şimdi de yapay zekâ (YZ) aracılığıyla yürütülen iletişime doğru evrilmiştir. Bu dönüşüm yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda derinlemesine yapısaldır; insan algısındaki, temsildeki ve simgesel alışverişteki değişimleri yansıtır. Bu değişimleri daha iyi anlayabilmek için medyanın evrimini Jacques Lacan’ın üç düzeni üzerinden analiz edebiliriz: İmgesel, Simgesel ve Gerçek.
İstem: Zihnindeki deli sorulara yapay zekanın verebileceği cevaplardan ürkerek korku içinde (elalem ne der’e benzeterek) “LLM ne der?” diyen Ferdi Tayfur ağdalı arabesk şarkısı yaz! Beş kıta ve nakarat, ürpertici sorular ve cevaplardan oluşacak!
🎶 LLM NE DER? 🎶 (Derin arabesk bir iç çekişle başlar, yağmurlu bir gecede dertli bir sigara yakılır.)
(1. Kıta) Zihnimde deli sorular, yanıtı dertten ağır, Bir yapay zeka buldum, içimi ona dökerim. “Sevda bir algoritma mı, kodlarla mı yazılır?” Dedim, cevap verdi sertçe: “Her aşk bir hatadır…”