Marx Bugün: Son Yakındır… Ancak Bizim Hayal Ettiğimiz Gibi Değil — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 30 Nisan 2018 — thephilosophicalsalon.com

Erivan radyosu hakkında eski ve lezzetli bir Sovyet fıkrası vardır: dinleyici sorar “Rabinoviç’e piyangodan yeni bir araba çıktığı doğru mu?”, radyo da yanıtlar: “İlke olarak evet, doğru, ancak yeni bir araba değil eski bir bisikletti, ve ona çıkmadı ondan çalındı.” Bugün, doğumundan 200 yıl sonra, Marx’ın öğretisinin kaderi için de aynısı geçerli değil mi?

Erivan radyosuna soralım: “Marx bugün hâlâ gerçel [actual] midir?” Yanıtı tahmin edebiliriz: ilke olarak evet, kapitalist dinamiklerin onun çok iyi tarif ettiği çılgın dansı ancak bugün doruk noktasına ulaşmıştır, aradan geçen bir buçuk yüzyıl sonra, fakat… Gerald A. Cohen klasik Marksist işçi sınıfı mefhumunun dört özelliğini saymıştır: (1) toplumun çoğunluğunu teşkil eder; (2) toplumun zenginliğini üretir; (3) toplumun sömürülen üyelerinden oluşur; (4) üyeleri toplumdaki muhtaç insanlardır. Bu dört özellik bileştiği zaman iki özellik daha çıkar: (5) işçi sınıfının devrim ile kaybedeceği hiçbir şeyi yoktur; (6) işçi sınıfı toplumun devrimci dönüşümüne kalkışabilir ve kalkışacaktır. [1] İlk dört özelliğin hiçbiri bugünkü işçi sınıfına uymaz, o yüzden 5. ve 6. özellikler de çıkamaz. (Kimi özellikler bugünkü topluma kısmen uymaya devam etse bile artık tek bir failde toplanmazlar: toplumdaki muhtaç insanlar artık işçiler değildir, vb.)

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri

Bizce siz çuvalladınız — Jamie Margolin

Takip ediniz: @Jamie_Margolin @ThisIsZeroHour‏

180420100454-jamie-margolin-window-exlarge-169

 Jamie Margolin — 22 Nisan 2018 — cnn.com

Sayın liderler,

Bizce siz çuvalladınız.

Gençliği korumak sizin sorumluluğunuzda.

Ama kampanyalarınız için fosil yakıt parası almakla çocuklarınızın iyiliği arasında tercih yaptığınızda, fosil yakıtları seçiyorsunuz.

Bugün Dünya Günü. Lütfen sahte Dünya Günü cıvıltılarınızı ve Facebook gönderilerinizi kendinize saklayın, onları görmek istemiyorum. Onları kasırga mağdurlarına attığınız pısırık “Dualarımız sizinledir” cıvıltılarınızla birlikte bir torbaya koyup okyanusa atın, şirketlerin atıklarını dökmesine izin verdiğiniz gibi.

Çünkü benim neslim sizin konuşmalarınızdan fena halde bıktı.

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Placeless Things

“Yersiz Şeyler” isminin Google Translate’te yıllar içinde geçirdiği evrimden sahneler:

1) Things Unwarranted

2) Good Things

3) Improved Things

4) Important Things

5) Outstanding Things

6) Things Without Order

Google’ın “yersiz” sıfatını nasıl ve neden “iyi, iyileşmiş, önemli” diye yorumladığını bilmiyorum. Bu yorumun nasıl ve neden zamanla değiştiğini de bilmiyorum.

Ben kendim gerektikçe “Placeless Things” diye çeviriyorum.

IBF

Yorum bırakın

Filed under Şey

Go oyuncusu Hikaru (2001-2003)

78317l

Japonca adı: Hikaru no Go
Studio Pierrot

Oyunların anlam ve önemi üzerine uzun ve güzel bir çizgi dizi ararsanız Go oyuncusu Hikaru’yu izleyebilirsiniz.

Sıradan bir çocuk olan Hikaru, arkadaşıyla bir depoyu kurcalarken toz içinde eski bir Go tahtası bulur.

Hikaru silmeye çalıştığı Go tahtasının lekeli olduğunu görür. Ama arkadaşı o lekeyi göremez. Sonra Hikaru bir konuşma sesi duyar. Arkadaşı o sesi de duyamaz.

Bu ses bir hayalettir. Kadim ve usta bir Go oyuncusunun hayaleti, Sai gelmiştir. Bundan sonra hayatında Hikaru’ya eşlik edecektir.

Sai’nin verdiği cesaret ve destekle Hikaru iyi bir Go oyuncusu olur. Go salonlarında, Go turnuvasında, Go kulübünde arkadaşlar ve rakipler edinir. Profesyonel bir Go oyuncusu olmak için Go enstitüsünde çalışır. Enstitüdeki Go hocaları onun ilerleyişini ilgiyle takip ederler.

Yirmişer dakikalık toplam 75 bölüm. Her bölüm sonunda minik bir Go kursu da var.

YouTube’da İngilizce altyazılı izlenebiliyor. 1. Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=k6e03IDZ9a0

Türkçe altyazı dosyaları da var: http://www.turkcealtyazi.org/mov/0426711/hikaru-no-go.html

2 Yorum

Filed under Şey

Çağdaş Müphemcilik Üzerine — Alain Badiou

14

Alain Badiou — theoryleaks.org

Darwin, Marx ve Freud’un çalışmalarına, bu sıradışı entelektüel inşalara ne ad vermeliyiz? Tam anlamıyla bilim değildirler, biyoloji –çağdaş biyoloji dahil– Darwinci çerçevede düşünülse bile. Felsefe de değildirler kesinlikle, felsefenin eski Platoncu adı olan diyalektiğe Marx yeni bir momentum vermiş bile olsa. Işık tuttukları pratiklere indirgenemezler, deneyler Darwin’in haklılığını kanıtlasa bile, devrimci politika Marx’ın komünist hipotezini geçerlese bile, ve psikanalitik tedavi Freud’u psikiyatrinin sürekli değişen sınırlarına yerleştirse bile.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Literatür ve artı-Bir üzerine — Slavoj Žižek

Ele alınan bir şey (ya da süreç) kendi başlangıç noktasına dolaysızca denk geldiğinde (geri düştüğünde), kendi kaybı ile tamamen örtüştüğünde Mutlak olanın bakış açısına ulaşırız.

İşte bu yüzden mutlak geritepmenin ortamı simgesel düzendir: her varlık ancak kendi kendisinden “geritepme” yoluyla kendi olduğu şey olurken, simgesel düzen doğrudan doğruya bu geritepmenin yapısıdır – orada, bir şey kendi işaretinde yok olmak yoluyla kendi olduğu şey olur. Eğer literatürü mümkün olan en geniş anlamda, her tür anlatıya alenî veya örtük bütün başvuruların alanı olarak tanımlarsak, diyebiliriz ki literatür olmayan hiçbir şey yoktur – literatür bir tür evrensel ortam hizmeti görür, en yoğun ve şiddetli siyasî ve askerî mücadeleyi bile ideolojik efsanelere başvurular kateder ve sürdürür. Fakat, tam da her şey literatür olduğu ölçüde, literatür aynı zamanda kendi içinde hiçbir şey değildir: asla literatür olarak mevcut olmaz, her zaman geri çekilmiş, saflığından yoksun bırakılmıştır, toplumsal ve siyasî mücadeleler, ekonomik çıkarlar, erotizm vb. onu katetmiş ve çarpıtmıştır. Toplumsal hayatın her sahası hakkında benzer bir iddiada bulunabilirmişiz gibi gözükebilir (ekonomi de evrensel değil midir ve aynı şekilde tüm diğer çeperlerce –hukuk, ideoloji, hususî travmalar ve çıkarlar– sarılmış değil midir, öyle ki ekonomik olmayan hiçbir şey yoktur, “saf” ekonomi diye bir şey yoktur?); fakat, “literatür” (anlatıların simgesel çeperi) burada biriciktir çünkü ekonomi veya hukuk gibi özel bir çeper değildir, toplumsal hayat alanının tamamını yapılandıran bir ortamdır.

“Mutlak geritepme”deki “mutlak” sıfatının, Mutlak olana hiçbir doğrudan erişimin olmadığını söyleyen, ona ancak geritepme içinde, bir mesafe üzerinden, hep kavrayışımızı aşan aşkın X olarak yaklaşılabildiğini söyleyen standart görüşün aksine, katı Hegelci anlamda alınması mühimdir. Hegelci bakış açısından, Mutlak olanın bu geritepmeden başka hiçbir şey olmadığını, geri çekildiği şeyi yaratan bu karşı-hareketten başka hiçbir şey olmadığını eklemek gerekir sadece – “mutlak” olan işte bu ondan geri çekilme ile onu yaratma arasındaki denk gelmedir. Bir’in özdeşliğine dair Hegelci mefhumu da işte böyle anlamalıyız, işte bu yüzden Hegel’e göre özdeşlik “düşünümlü/yansımalı bir belirlenim”dir. Bir hakkında bir yapısökümcü, kendini bir olarak gerçelleyemeyeceğine dair, indirgenemez çokluğun izlerince çoktan katedilmiş olduğuna dair, Bir’in hep “Bir’den fazla” (ama İki olmadan) olduğuna, onun Bir’liğini boşa düşüren bir özellik veya iz eklendiğine vb. dair sonu gelmez çeşitlemeler sunacaktır. Böyle bir yapısökümcü prosedüre spekülatif Hegelci yanıt, Bir’in yine de tüm çokluğu “dolaylayan” ve “kapsayarak aşan” kapsayıcı birlik olduğu değildir, çok daha radikal bir hamledir: Bir kendi içinde bir “artı-Bir”dir (ya da daha çok bir “fazla-olan-Bir”dir, le-plus-Un), ek bir özelliktir, birleştirdiği şeye kendini ekleyen bir şeydir.

Slavoj Žižek 2014 Mutlak Geritepme

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Not: İsteyen “literatür” yerine “edebiyat” diye de okuyabilir.

1 Yorum

Filed under Çeviri

Ağaçlar neden ve nasıl birbirleriyle “konuşurlar?” (Evrim Ağacı)

Çevrebilimci Suzanne Simard, ağaçların ihtiyaçlarını bildirmek ve komşu bitkilere yardım etmek için toprak mantar ağını nasıl kullandıklarını göstermişti. Şimdi ise toplu ağaç kesimi ve iklim değişikliği gibi tehlikelerin bu önemli ağların işlevini bozabileceği konusunda bizleri uyarıyor.

Kaynak: https://evrimagaci.org/photo/tr/agaclar-neden-ve-nasil-birbirleriyle-konusurlar

2 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Uyuklayan Prenses: Bilmediğim Ben’in Öyküsü (2017)

84071l

Yönetmen: Kenji Kamiyama
Japonca adı: Hirune Hime: Shiranai Watashi no Monogatari
İngilizce adı: Napping Princess: The Story of the Unknown Me

Genç kız Kokone, araba tamircisi babasının ona küçüklüğünden beri anlattığı masal dünyasını rüyasında görür.

Masalda o Ancien adında bir prensestir. Araba imalatı etrafında örgütlenmiş hayalî bir ülkenin kralının kızıdır.

Masaldaki prensesin büyülü bir dijital tableti vardır. Tableti kullanan prenses kralın ürettiği makinelere can verir. Bundan hoşlanmayan kral prensesi hapsetmiştir.

Kokone’nin araba tamircisi babasının da ona anlattığı masaldakine benzer, ekranı çatlamış bir tableti vardır.

Kokone her uyukladığında rüyasında prensesin masalı kaldığı yerden devam eder.

Kokone zamanla anlar ki gördüğü rüyalar gerçek hayattan o kadar da uzak değildir.

İyi seyirler.

Işık Barış Fidaner

Türkçe altyazısı henüz yok: http://www.turkcealtyazi.org/mov/5731132/hirune-hime-shiranai-watashi-no-monogatari.html

***

https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/1841831335850471/

2 Yorum

Filed under Şey

Zamanda Sıçrayan Kız (2006)

The_Girl_Who_Leapt_Through_Time_poster

Yönetmen: Mamoru Hosoda
Japonca adı: Toki o kakeru shôjo
İngilizce adı: The Girl Who Leapt Through Time

Buzdolabındaki bir pudingin beklenmedik tüketimi… Mevzubahis pudingin esas sahibi ve hikayenin kahramanı Makoto, pudingi yemiş bulunan kızkardeşini affetmeli mi? Pudingin eksilmesi kaçınılmaz bir olay mıydı, yani olan olmuş mu, başka türlü olabilir miydi? Önemli olan hangisi: Şu ya da bu kişi yemediğinde sonuçta o pudingin ister istemez eskiyip bozulacağı mı, her seferinde bir paket daha pudingin satın alınabilir olması mı, yoksa buzdolabındaki o pudingin yalnızca ve tam olarak bir defa yenecek olması mı?

Termodinamiğin ikinci kanununa göre ENTROPİ her zaman her yerde yükselir mi? Zaman hep ileriye doğru mu akar, bozulan şeyler bozulduklarıyla mı kalır, yoksa onları onarmak mümkün mü? Kazalarla gelen kargaşa kaçınılmaz mı? Zaman mı bize ait, biz mi ona aitiz? Biz mi zamanı harcarız, zaman mı bizi harcar? Zaman dönüşsüz bir yol mu?

Hikayenin kahramanı Makoto film afişindeki gibi hop diye sıçrayarak bu sorulara kendine özgü yanıtlar verir. Gizemli bir başkasının gayrıihtiyari yardımı ile Makoto’nun zamanda sıçrama macerası başlar. Maceraya eşlik etmek için çizgifilmi izleyiniz.

İyi seyirler.

Işık Barış Fidaner

Türkçe altyazı dosyaları bulunabiliyor: http://www.turkcealtyazi.org/mov/0808506/toki-o-kakeru-shojo.html

***

https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/1841752629191675/

4 Yorum

Filed under Şey

Cinsel fark ve toplumsal cinsiyet — Joan Copjec

Alenka Zupančič’in alıntısındaki versiyon: 

Psikanalizdeki cinsel fark [sexual difference] kategorisi bu tarihten [1980’lerin ortasından] itibaren şüpheli sayıldı ve kısırlaştırılmış toplumsal cinsiyet [gender] kategorisi lehine büyük ölçüde terk edildi. Evet, kısırlaştırılmış. Bunda ısrar ediyorum çünkü toplumsal cinsiyet ile değiştirildiğinde cinsel farktan düşen şey özellikle onun cinselliğidir. Toplumsal cinsiyet kuramı bir büyük marifet gösterdi: cinsellikten cinselliği ayıkladı. Zira toplumsal cinsiyet kuramcıları cinsel pratiklerden söz etmeyi sürdürmüş olsalar da, cinsiyet ya da cinselliğin ne olduğunu sorgulamaya son verdiler; kısaca, cinsellik artık ontolojik bir sorgulamanın konusu olmaktan çıkarak halk dilinde olduğu şeye geri döndü: bulanık bir çeşit ayrım, ama temelde ikincil bir karakter (özneye uygulandığında), diğerlerine eklenen bir niceleyici, ya da (bir eyleme uygulandığında) biraz haylazca bir şey.

Joan Copjec 2012 “The Sexual Compact”

Makaledeki versiyon:

Psikanalizdeki cinsel fark [sexual difference] kategorisi bu tarihten [1980’lerin ortasından] itibaren şüpheli sayıldı ve kısırlaştırılmış toplumsal cinsiyet [gender] kategorisi lehine büyük ölçüde terk edildi. Evet, kısırlaştırılmış, bunda ısrar ediyorum; çünkü toplumsal cinsiyet ile değiştirildiğinde cinsel fark teriminden düşen şey özellikle onun cinselliği oldu. Toplumsal cinsiyet kuramı sadece cinsel fark terimini ilgi odağından öteye itmekle kalmadı, cinselliği bile cinsellikten ayıkladı. Zira, toplumsal cinsiyet kuramcıları cinsel pratiklerden söz etmeyi sürdürmüş olsalar da, cinselliğin ne olduğunu sorgulamaya son verdiler; artık ciddi bir kuramsal sorgulamanın konusu olmayan cinsellik, halk dilindeki anlamına geri döndü: çok kısıtlı bir faaliyetler kümesinde ya da belli nesne veya kişilere olan bağlılıklarda mevzubahis olan şey. Ya da, kuram içinde, ikincil bir karakterin ikinci keman rolünden sıkılarak edepsiz bir kasıntı olarak ya da haylaz iradecilik olarak kendisini öne sürmesi.

Joan Copjec 2012 “The Sexual Compact”

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Yorum

Filed under Çeviri