Tag Archives: Alain Badiou

Yersiz, Jenerik, İnşa edilemeyen — Alain Badiou

Bence Gödel-Cohen antinomisi hala düşünce özgürlüğünü formelleştirmenin takdire şayan bir yoludur (aslında bu bir antinomi değil çünkü ikisi tamamen hemfikirdi; ikisi de inşa edilebileni pek sevmiyordu ve bir başka seçenek olduğunu görmek Gödel’i çok mutlu etmişti). Bu bizi doğrudan sadede gelmeye zorlar: bu seçenek telkin edilmez, telkin edilemez, çünkü onun tutarlı olduğunu iddia edemezsiniz.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Badiou’nun Küçük Panteon’u — Batuhan Saç

1 Mart 2016

 “Ayrıca şunları söylemekten mutluluk duyuyorum ki, bugün bize yutturmak istedikleri zıkkımları düşünürsek… valla bu on dört ölmüş filozofun hepsini seviyorum. Evet, onları seviyorum.”
A. Badiou

Çevirmen Işık Barış Fidaner’in önsözünde belirttiği gibi, Encore Yayınları’ndan çıkan “Küçük Panteon” bize “müthiş” bir yoğunluk sunuyor. Panteon pan ve theos kelimelerinden, yani “bütün” ve “tanrı” anlamına gelen iki Yunanca kelimeden oluşuyor. Yunanca “tüm tanrıların tapınağı” anlamında. Panteon, Yunan ve Roma uygarlıklarında tanrılar adına yapılan tapınaklar anlamında kullanılır. Roma için söyleyecek olursak bu yapılar Roma yapıları içinde en iyi korunmuş binalardır ve tarih boyunca hep kullanılmıştır. Bu bağlamda Badiou’nun neden “Küçük Panteon” ve İngilizce karşılığı gösterilen “Pocket Pantheon” ismini seçtiğini anlamak güç değil. Kurduğu zeminde 14 düşünür üzerine yazdığı hürmet sunuları ile bir tapınak oluşturma gayreti içinde görünüyor. Bu tapınak Roma’dan günümüze dek kullanıldığı gibi korunmalı ve ondan yararlanılmalıdır.

Okumaya devam et →

Yorum bırakın

Filed under Çeviri, Kitap

Çağdaş Müphemcilik Üzerine — Alain Badiou

14

Alain Badiou — theoryleaks.org

Darwin, Marx ve Freud’un çalışmalarına, bu sıradışı entelektüel inşalara ne ad vermeliyiz? Tam anlamıyla bilim değildirler, biyoloji –çağdaş biyoloji dahil– Darwinci çerçevede düşünülse bile. Felsefe de değildirler kesinlikle, felsefenin eski Platoncu adı olan diyalektiğe Marx yeni bir momentum vermiş bile olsa. Işık tuttukları pratiklere indirgenemezler, deneyler Darwin’in haklılığını kanıtlasa bile, devrimci politika Marx’ın komünist hipotezini geçerlese bile, ve psikanalitik tedavi Freud’u psikiyatrinin sürekli değişen sınırlarına yerleştirse bile.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Modernizmin merkezi sorunu — Alain Badiou

Bugün ben şöyle dile getirirdim: Siyaset güç alemi değildir, düşünce alemidir. Dönüştürmeyi amaçlamaz; önceden formüle edilemeyen imkanlar yaratmayı amaçlar. Siyaset durumlardan çıkarsanamaz, çünkü durumları siyaset tayin eder.

Peki bu eleştirel arkaplan üzerinde Lyotard neyi görünür kılar? “Bir başka dispositif” dediği şeyi. Ve bunun Kapital bakımından “ne diyalektik ne eleştirel, ama eş-imkanlı bir ilişki içinde” durduğunu söyler.

Kuşku yok ki modernizmin merkezi sorunu budur: Olumsuzluk ilişkisi nedir? Diyalektik olmayan başkalık nedir? Eleştirel olmayan eş-imkanlılık nedir? Ve arkaplanda, iki yol:

  • Sonsuzküçük olumsuzun yolu, hiçbir yüklemi olmayan boşluğun yolu, matematiklenebilen farksız çoksallığın yolu. Buradaki ilişki, saf mantıksal görünmedir. Siyaset bütün günsel [diurne] gücüyle korunur, çünkü alternatif bir süjeye ihtiyaç duymamıştır ve duymaz. “Proleter” benzeşmez ardışık tekilliklerin adıdır, tarihsel bir kuvvetin adı değildir. Benim izlediğim yol budur, hep eleştirdiği bu yol Lyotard’a göre, tarifsel cümlelerin normatif cümlelerle öldürücü eş tutulmasıdır, ya da işlevsiz Anlatının tersten sürdürülmesidir.
  • Öteki yol, kuramda hem Lyotard hem de Deleuze’ün tuttuğu yol, hiçbir olumsuzluk ya da diyalektik olmayan başkalık içermeyen bu ilişkiyi, Bergsoncu hayat dispositifinden veya nitel süreden alır. Örneğin: “Söz, pratik ve biçimlerin devrimci olabilecek bir algısı ve üretimi vardır, ama bunların büyük akımlara, büyük Triebe‘ye, görünen tüm dispositifleri yerinden edip işlemselliğin anlamını değiştirecek ana akışlara kapılacak duyarlılıkta olduğunun güvencesi yoktur.” [Dérive a partir de Marx et Freud, s.16] Gördüğümüz gibi kapılma, akışların nitel basıncını önşart koşuyor.

Ne kadar farklı olsalar da, aksiyomcu yol ile dirimci yol tek noktada ıraksarlar: ilişkiyi olumsuzluğa müracaat etmeden düşünmemiz gereken noktada, ölçülemez olanı herhangi bir ölçünün aşkınsallığı olmadan düşünmemiz gereken noktada. Gecenin şafakvari özelliği, ya da düşüncenin dikkate alması gereken şey o halde şudur: Birçok “eş-imkanlı” vardır ama bunlar “eş-düşünülebilir” değildir, Lyotard’ın kapılmadaki soruna uyguladığı formülü kullanırsak.

Yani, çokluk var. Ölçüşemez olan var, baş edilemez olan var. Burada ifadelendirdiğim metnin sonunda yok etme motifi böylece geri gelir. “Bu boyunduruğu anlayıp onun filozofu olmak yetmez; onu yok etmek de gerekir.”

Bu noktanın üstünde durmalıyız. “Yok etmek,” haksızlık ve boyunduruk karşısında talep edilebilen şeyden felsefeyi ayıran şeyin adıdır. “Onu yok etmek de,” felsefi anlayışı aşan şeydir. Ve eğer bu “yok etme”nin adı artık “siyaset” değilse, bunun adı ya da adları nedir? Siyasetin değersizleşip silinmesiyle kendimizi bulduğumuz bu karanlık içinde, geceyi yıpratıp yok ederken sabahı gözeten kimdir? Temelde, Lyotard’a göre tek bir soru vardır: Renk nedir, nerededir, ve nereden kökenlenir?

(Alain Badiou, Küçük Panteon, TR: Işık Barış Fidaner, çeviri değiştirildi)

ç.n.:

— Evet bir şey yok, bir şey yok! Herkes işine baksın! Herkes kendi işine baksın! Herkes işine dönsün, kendi işiyle meşgul olsun.

Evet dağılıyoruz, dağılıyoruz…

4 Yorum

Filed under Çeviri, Kitap

Koşulların yazgısı — Alain Badiou

Bütün meselenin kalbi, bana göre şudur: Devrimci olay, aslında çok çeşitli biçimlerde, komünist Fikrin her politik bedenlenişinin kaynağında yatıyor olsa bile, onun ne kuralıdır ne de modelidir. Terör bence aslında ayaklanma ya da savaşın Devlet araçlarıyla devam ettirilmesidir. Fakat komünist Fikrin politikası, böyle talihsizlikler geçirmeye mecbur kalmışsa da, ayaklanma veya savaş değildir ve bunlara indirgenebilir asla olmamalıdır. Zira onun hakiki özü, inşa ettiği yeni politik zamanın kökü, rehber ilkesi, bir düşmanın yok edilmesi değil, insanlar arasındaki çelişkilerin pozitif çözdürülmesidir, yeni bir kolektif yapılanmanın politik inşasıdır.

Bu noktayı daha net tespit etmek adına, doğaldır ki gene Terörle ilgili son iki hipotezden başlamalıyız. Şimdiki uzlaşıya göre anti-komünist propagandanın destek aldığı çehreler çoğu zaman absürt de olsalar, şiddeti ve Stalinci Terörün çapını tamamen teslim etmeliyiz. Bu konuyu, komünist Fikirden esinlenen bir rejimin, sosyalist devletler rejiminin tarihte emsali olmayan tatbikatının ne koşullar altında üstlenildiği sorusuna bağlamalıyız. Bu koşullar, emperyalistler arası savaşlarla dünya çapında boğazlaşma, kudurmuş iç savaşlar ve yabancı güçlerin karşı-devrimci hiziplere verdikleri yardımdı. Tecrübeli ve sabırlı politik kadroların hep eksikliğinin duyulduğu, en iyilerin erkenden tufana kapılıp gittikleri koşullardı. Bütün bunlar, üstben buyruğu ve kronik kaygı bileşiminden oluşan bir politik öznellik yarattı. Belirsizlik, cahillik ve ihanet korkusu, önderlerin nasıl bir iklimde karar aldıklarına dair bugün bildiğimiz kadarıyla, en belirleyici etkenlerdi. Bu öznellik de böylece, ana eylem ilkesi olarak, her çelişkiye sanki çatışkısalmış [antagonistic] gibi, sanki ölümcül bir tehlike getiriyormuş gibi davranılmasına yol açtı. İç savaşta gelişen, yanında olmayan herkesi öldürme alışkanlığı, üstün geldiği her seferinde hayrete düşen bu sosyalist devlette giderek pekişti.

Bütün bunlar komünist Fikrin kendisiyle ilgili değildir, daha çok bu fikrin tarihteki ilk deneyinde yaşanan belirli süreçle ilgilidir. Bugün en baştan başlamalıyız, bu deneyin olası neticesinin bilgisiyle silahlanmış olarak. Komünist Fikirle Devlet Terörü arasında ilkesel hiçbir ilişki olmadığını savunmalıyız. Hatta eleştirilmeyi göze alarak şöyle bir analoji kuracağım: Hristiyan Fikrin Engizisyonla ilkesel bağı var mıydı? Yoksa Asisili Aziz Francis’in tasavvuruyla mı ilkesel bağı vardı? Bu sorun ancak Fikrin gerçek bir özneleşmesinin içinden kararlaştırılabilir. Yine de, komünist Fikri Parti-Devlet –tasavvuru savaş mecazıyla şekillenmiş bir örgüt– terörizmi kılığında gelen koşulların yazgısından azat etmemizin tek yolu, bu Fikri bugünkü koşullarda tekrar yürürlüğe koymaktır.

Alain Badiou 2012 “Komünist Fikir ve Terör Meselesi”, Lacanian Ink 40, s.39

1 Yorum

Filed under Çeviri

Küçük Panteon

Küçük Panteon, Önsöz

Günümüzde yaşayan en saygıdeğer filozoflardan birisi olan Alain Badiou, kendi kuşağından Fransız düşünürler onuruna düzenlenen anma toplantılarında yaptığı konuşmaları ve onlar anısına yazdığı katkıları bir kitapta toplamıştır. Yazarın Cenaze Söylevleri diye adlandırmayı düşündüğü kitap, Fransız yayımcının önerisiyle Petit panthéon portatif adını almıştır. Küçük, taşınabilir tapınak anlamındaki bu başlığı biz de Türkçeye Küçük Panteon adıyla aktardık.

Politik idealleri, umut ve çatışmaları, güçlü yoldaşlık bağları ve yoğun düşünsel çalışmalarıyla geçmiş bir felsefi kuşağın üstün tuttuğu değerleri temsil eden bu Fransız düşünürlere yine onlardan birisi olarak hürmet sunan Alain Badiou, bu yazılarında, hem küçük anekdotlarla bu insanların kişiliklerine değiniyor, hem de bu onları sürükleyen mefhumları ve onlar aracılığıyla ayırdına vardığımız kavramsal dünyaları tarif ediyor – tabii ki kendi felsefi ufkunun ona verdiği bakış açısıyla.

Kitapta ondört benzersiz düşünür anlatılıyor: Lacan’ın olağanüstü düşünce etiği; Canguilhem’in felsefi sahiciliği; matematikçi Cavaillès’in mantıksal direnişçiliği; kolektif faaliyetin imkanlarını araştıran Sartre’ın isyan analizleri; Hyppolite’in kaçakçılığı, örgütleyiciliği, tetikleyiciliği, dolayımlayıcılığı, okuyuculuğu, doğaçlamacılığı, idareciliği; Althusser’in bilimsel ve politik alanları birbirine dikişlediği stratejik ve taktiksel müdahaleleri; Maocuları ve kitle kavramını reddeden Lyotard’ın sonunda gece içinde sabahı gözeten figürlerin peşine düşmesi; Althusser’in antitezi olan Deleuze’ün yadsınamaz felsefi yoldaşlığı; Foucault’nun dünyadaki bütün kabalık karşısında felsefi ve etik duruşu; Derrida’nın felsefeyi savlayıcı ve yadsıyıcılıktan çıkarıp inşasızlaştırması; Borreil’in seyahat eden sorgulamalarının düşünsel şahitliği; Lacoue-Labarthe’ın geleceğe doğru fırlattığı şiddetli formüller; Châtelet’nin bilimsel uzamları epik düşünsel jestlerle açımlaması; Proust’un Kant eleştirisi ve etkinlik-edilgenlik üzerine çalışması.

Bu eşsiz insanları kendi gençliğinde görüp tanımış ve ölümlerinin ardından onların temsil ettikleri değerleri büyük bir sabır ve yoğunlukla yazıya geçirmiş olan Alain Badiou’nun bu eserini siz Türkçe okuyuculara ulaştırmış olmaktan biz de büyük bir mutluluk duyuyoruz.

idefix.com

1 Yorum

Filed under Çeviri, Kitap

Kriz: Çağdaş dünyanın hakiki ve sahte çelişkisi — Alain Badiou

Alain Badiou — 13 Nisan 2015 — versobooks.com

occup

Kapitalizm küresel genleşmenin doruğunda, semirmeye devam etmekte. Krizler ve savaşlar da kapitalizmin gelişimindeki olağan ritme katkıda bulunuyor.

Modernite her şeyden önce olumsuz bir gerçekliktir. Aslında, gelenekten ayrılıştır. Kastları, asilleri, dini mecburiyeti, gençliğe adım ritüelleri, yerel mitolojileri, kadın tahakkümü, babanın oğlanlar üzerinde mutlak iktidarı ve küçük bir hakim grup ile mahkum emekçiler kitlesi arasındaki resmi bölünmesiyle eski dünyanın bitmesidir. Batı’da Rönesansla açığa çıkıp, 18. yüzyıldaki Aydınlanmayla pekiştirilen, ve üretim tekniklerinde açılan emsalsiz çığırlarla, ölçüm, dolaşım, iletişim araçlarının sürekli damıtılmasıyla maddeleşmiş bu hareketin üzerine hiçbir şey geri gelemezdi.

Belki en çarpıcı nokta, gelenek dünyasından bu ayrılışın, insanlığı kavurmuş bu esaslı kasırganın sadece üç yüzyılda binlerce yıldır süregelen örgütlenme biçimlerini silip süpürmüş olmasıdır. Bu ayrılış sebeplerini ve kapsamını algıladığımız öznel bir kriz yaratır; bunun en bariz yanlarından birisi, özellikle genç insanların kendilerine bu yeni dünyada yer bulmakta karşılaştıkları aşırı ve artan zorluktur.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Makale

Jacques-Alain Miller’e yanıt — Alain Badiou

1 Mart 2013, versobooks.com

Sevgili Jacques-Alain,

Peter Hallward’a yazdığın mektubu ve ‘bir döneğin itirafı’ yazını bana gönderdiğin için teşekkür ederim.

‘Dönek’ hakaret değil, tarif. 1969 ve 1972 arasında senin gibi yaşayan ve düşünen bir kişinin, bugün de Sarkozy kliğiyle böyle tencere kapak gibi olan, hatta Lacancı bir okula Libya seferi ve güzelleyicisi Bernard-Henri Lévy için iğrenç ve paradoksal bir destek verdirmeye kadar işi vardıran birisinin, solculuk bakımından (Maoizm bir yana) bir dönek olduğu herkes için oldukça açıktır.

Niye o halde bu tariften dolayı güceniyorsun? Bence aslında bundan gurur duymalısın, İyi’nin yararına Kötü’den dönmüş olduğunu savunmalısın. Hatta buna ahlaki bir Dönüşüm bile diyebilirsin.

Hadi söyleyelim: senin için Dönüşüm olan şey benim için Dönekliktir. Ayrıca senin bakış açın, bizim çağdaşlarımızın çoğunluğu gibidir, en azından entelektüelleri dikkate alırsak. Dönmeyi reddettiği için hakarete uğramış olan ve uğramaya devam eden uçtaki azınlık — benim, sen değilsin. Ben şimdiden uzun süredir bununla yaşadım.

Bir döneğin itiraflarının benim için öncelikli okuma olup olmayacağından kuşku ediyorsun. Bense senin bildirini bir gün okuyacağım, hatta ilgiyle okuyacağım.

Tartışma işine gelirsek, düşünme bile! Bir dönekle asla tartışmam.

Saygılar

Alain Badiou

EN: David Fernbach
TR: Işık Barış Fidaner

3 Yorum

Filed under Çeviri

Bir Eşitlik Felsefesi — Alain Badiou derlemesi

badiou-kapak(39 sayfa — PDF — LaTeX)

İçindekiler

— Niçe kimdir?

— Üç Yadsıma

— Demokrasi ve yolsuzluk: bir eşitlik felsefesi

— İnsanlar kimliklere tutunuyorlar, karşılaşmaya karşıt bir dünya bu

— Şimdiki bir zaman yenik sayılır kalabalık kendini ilan etmezse

Diğer kitaplar

5 Yorum

Filed under Çeviri, Kitap

Üç Yadsıma — Alain Badiou

Alain Badiou
Nisan 2008, Cardozo Law Review 29:5

Bilindiği gibi Carl Schmitt’e göre politikanın özü, dost ve düşmanı açıkça birbirinden ayırt etmektir. Fakat sonuçta zor olan soru, bu ayrım tam olarak net olduğunda, bu ikisi arasındaki ilişkidedir. Bu ilişki sorusu, savaş halinde bile, karmaşıktır. Ve bu karmaşıklık, yadsıma eyleminin karmaşıklığıdır. Örneğin, yabancılar karşısındaki bir savaşta genellikle düşmanın kuvvetlerini yok etmeniz gerekir, ki yok etme kesinlikle yadsımanın en radikal biçimidir. Ama iç savaş hallerinde çoğu zaman hedefinizin —ülkenizin bir parçası olan— düşmanı yok etmek mi olduğu yoksa —mesela sınıf mücadelesindeki gibi— sadece ona hakim olmak mı olduğu açık değildir. Bu durumda düşmanın yadsınması radikal yok etme biçiminde olmaz, gerçi iç savaşlar bazen yabancılar karşısındaki savaşlardan daha bile kanlı ve acımasız olabilir. Başka bir örnek: Bir ülkenin düşmanınız olduğunu —bazen çok kesin olarak— bilseniz de, sadece o anda daha tehlikeli olan başka bir düşman karşısında bu ülkeyle ittifak içinde olabilirsiniz, bu birinci düşman ülke gelecekte daha tehlikeli olacak olsa bile. İkinci Dünya Savaşı’nda Birleşik Devletler’in başat düşmanı, taktik anlamda, Almanya’ydı. Birleşik Devletler bu nedenle Almanya karşısında Sovyetler Birliği’yle müttefikti. Fakat esasında, Sovyetler Birliği, stratejik anlamda, Birleşik Devletler’in Almanya’dan daha önemli bir düşmanıydı. Buradaki karmaşık politik dizi, çok güçlü bir yadsımayı içerse bile, daha zayıf başka bir yadsımanın hakimiyeti altındadır bir anlamda.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri