Faktörlerin listelenmesi düşünceye terminus olmaz — G. W. F. Hegel

(1) Eleştirel felsefenin bir büyük olumsuz yararı oldu. Anlayıştaki kategorilerin kesinlikle sonlu kapsamda olduklarını, onların kapsamıyla sınırlanan bilişsel süreçlerin hakikate kesinlikle ulaşamayacaklarını kabul ettirdi. Ama Kant hakikatin sadece yarısını görebildi. Kategorilerin sonlu tabiatını salt öznel olmalarıyla, salt düşüncemizde geçerli olmalarıyla izah etti; kendinde-şey aşılmaz bir uçurumla bunlardan ayrılmıştı. Fakat aslında kategorilerin sonlu olması, öznel olduklarından değildir: onlar kendi tabiatları gereği sonludur, ve bu sonluluğu sergileme işi onların kendi üstlerine düşer. Ama Kant’a sorulursa düşündüklerimiz foldur [false] çünkü onları düşünen bizizdir. Bu sistemin bir kusuru da düşünceyi yalnızca tarihsel anlamda tarif etmesi, ve bilinçle ilgili faktörleri listelemekle yetinmesidir. Bu liste esas itibariyle isabetlidir [correct]: ama bu şeylerin böyle ampirikçe bağlanmasının lüzumuna [necessity] temas eden tek bir söz söylenmez. Bu gözlemler bilincin çeşitli aşamalarında yapılır ve özetleyici beyanda son bulur, ve aşina olduğumuz içeriğin hepsi bu beyanda bir görünüşten ibaret olur. Ve hakikaten sonlu düşüncelerin hepsi görünüşlerle ilgilendiğinden, en azından buraya kadarki çıkarımlar meşrudur. Ne ki bu ‘görünüş’ aşaması –görüngü dünyası– düşünceye terminus olmaz: başka ve daha yüksek bir bölge vardır. Ama Kantçı felsefe için o bölge erişilmez bir ‘başka dünya’ idi.

G. W. F. Hegel 1817 Küçük Mantık, s. 119

English: William Wallace
Türkçesi: Işık Barış Fidaner

ç.n. Bunun 2’sini ayrı sayfada çevireceğim. O da Fichte’yle ilgili.

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Bir Çevrede Yürümeye Dair Bakış Açıları

Işık Barış Fidaner

Yürümek temelde bir şahsın ileriye doğru gitmesini sağlayan bir beden hareketleri dizisidir. Yürüyüş çevrimi belli fazlardan oluşan periyodik bir yapıdadır; bu fazların her birisi kendi alt-fazı olan hareketlerin bileşimidir. Bu yapı ile hareketin her fazında uzuvların aldıkları izafî açı ve konumları sınırlandıran genel bir kısıtlama getirilir. Ne ki, yürüyen şahıs çevresiyle sürekli etkileşim içindedir ve yürüyüşünü buna uygun olarak ayarlar. Yürüyüşe çevreden gelen tesirler çeşitli girdi ve çıktı kanalları yoluyla gerçekleşen bir haberleşme gibi ele alınabilir.

2009’da Boğaziçi Üniversitesi’nde Can Yücesoy’un Biyomekanik dersi için İngilizce yazılmış rapor ve sunum.

İngilizce özet bilim sayfamda.

~~~

Ayrıca bkz.

Ayar yürüyüşü

2 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Ayaklarımla düşünürüm — Jacques Lacan

Elizabeth Roudinesco anlatmış:

Lacan Boston’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) Roman Jakobson’la yine görüştü ve matematikçi, dilbilimci ve filozoflardan oluşan dinleyicilere bir konuşma yaptı, aralarında Willard Quine ve Noam Chomsky vardı… Lacan Chomsky’nin düşüncelere ilişkin sorusuna verdiği yanıtla herkesi şoke etti:

— Beynimizle düşündüğümüzü zannederiz; ben şahsen ayaklarımla düşünürüm. Katı şeylere gerçekten temas etmemin tek yolu budur. Gerçi ara sıra alnımla düşündüğüm de olur, bir şeye tosladığımda. Ama beyinde düşüncelerin esamesinin okunmadığını bilmeye yetecek kadar elektroensefalogram görmüşümdür.

Bunu duyan Chomsky bu hocanın deli olduğunu düşündü.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

bilgelik vs. bilgidik

Bkz “Sütur-Südur ve Yürümenin Evreleri”, “Dünyanın Merkezi: hakikat zeminine ayak basmak”

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Evanston Uluslararası Yeniden Başlatma Eylemine Katılıyor — Kelley Elwood

Kelley Elwood — 11 Ocak 2017 — evanstonroundtable.com

Siyasî iklim değişirken eylemciliğe esin vermeyi amaçlayan tek günlük ortak eyleme dünya çapında evsahipliği yapacak 75 yerden birisi de Evanston olacak.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Kağıt Kesiğinin Tedavisi

Üç Bölüm: (1) Kağıt Kesiğini Temizlemek (2) Kağıt Kesiğini Sarmak (3) Kağıt Kesiğini Ev Çözümleriyle İyileştirmek (wikihow.com).

Kağıt icat olulalı beri kağıt kesiklerinin küçük ama acılı etkisiyle uğraşmışızdır. Kesik çoğu zaman parmak ucunda olduğundan diğer sıyrıklardan daha acılı gelir. Ama bir şeyler yaparsanız kesik olduğunu bile kısa sürede unutursunuz.

Bölüm 1: Kağıt Kesiğini Temizlemek

kk1

1) Kesiği serin, temiz suyla durulayıp kir ve tozdan arındırın. [1] Serin su kesiğin acısını almaya yardım edebilir.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Nerede? — Jean Piaget

(…) ve zihinde yerlenmiş olur, zira bu sonuca ulaşan (üçüncü aşama) çocuklar önce adın kafada ya da seste olduğunu söylerler. Demek ki “hiçbir yerde” o adın artık nesnede yerlenmediğini belirtmiş olur. Bu yine ilkel bir cevaptır ve buna ancak birinci aşamayı bir ölçüde sürdüren çocuklarda rastlanabilir.

ROC (6½, bir kız) bu ikinci aşamanın tipik bir örneğidir: “Şimdi söyle bana, güneşin adı nerede?”—Gökyüzünde.—Güneş gökyüzünde. Ama adı nerede?—Gökyüzünde. Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Şey

To prepare the revolution

The spark that starts the revolution. The forms of relations whereby the revolution can propagate. The people, the communities that can carry the revolution. The power and want to take and implement such an enormous decision, the manner, the attitude, the personality that it takes. To be able to bring such a personality to maturity, the blows undergone, the impasses fallen into, the turnings back, the givings up. The decisiveness. The ability and want to be decisive, to know and to assert this possibility. Not to be buried in fear, to recognize fear on sight, to be able to overcome fear.

To recognize each and every false hope and to abolish them, but not to take refuge in despair. The courage to confront the void that shall emerge in the peeling off of all of those false hopes. To hang on not to the world but to one’s spirit, to hang on to the spirit of one’s own and to the common “holy spirit”. To abandon the seeking for guarantees. To be liberated from the subordinating needs like confirmation, authorization, sanctification. The present world conditions subordinate us to the hegemony of this or that will in the short term, but our power to change ourselves, our power to change totally as a community, is also a power that abolishes this subordination and makes us independent in the long term. In fact, I don’t know whether terms like power or ability are appropriate. Can we see one’s will as an energy? In that case, what is a state, an attitude, a manner, a personality? When are the experiences permanent and when are they temporary? When is this permanence positive and when is it negative? It might not be proper to use Physics metaphors, so we may move to other scientific domains to borrow terminology, like probability.

The Turkish version was written by Işık Barış Fidaner on April 12th 2011.

The English version is a translation by Light Peace Treeman for #WritersResist on January 11th 2017

1 Yorum

Filed under Çeviri

En az o kadar küresel bir dalga — Albert Einstein

Şimdi hareketli sistemde ölçülen her ışık ışınının, eğer durağan sistemde de varsaydığımız gibi c hızıyla yayılıyorsa, bunun böyle olduğunu kanıtlamamız gerekiyor; çünkü ışık hızının sabitliği ilkesinin izafiyet ilkesiyle uyumlu olduğunun kanıtını daha henüz çıkarmış değiliz.

Koordinatların merkez [origin] noktalarının iki sistemde ortak olduğu t = τ = 0 anında, merkez noktadan küresel bir dalga neşredilsin, ve K sisteminde c hızıyla yayılsın. Eğer (x, y, z) bu dalganın henüz ulaştığı bir noktaysa, o zaman

x2+y2+z2=c2t2.

Dönüşüm denklemlerimiz sayesinde bu denklemi dönüştüren basit bir hesaplamayla şunu elde ederiz:

ξ2+η2+ζ2=c2τ2.

Söz konusu dalga o halde hareketli sistemde de en az o kadar küresel ve yayılma hızı c olan bir dalgadır. Bu da iki aslî ilkemizin birbiriyle uyumlu olduğunu gösterir. [*]

Hareketli Bedenlerin Elektrodinamiğine Dair, 30 Haziran 1905

[*] Lorentz dönüşüm denklemlerinin doğrudan doğruya x2+y2+z2=c2t2 ilişkisinin neticesinde ikinci ξ2+η2+ζ2=c2τ2 ilişkisinin gelmesi koşuluna göre çıkarılması daha basit olabilecektir.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz:

Einstein’ın Özel İzafiyetindeki Işık Küresi Paradoksu, Harry Hamlin Ricker

4 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

İlişki tersine çevrilmiştir — G. W. F. Hegel

Rasyonel dinbilimin ikinci sorunu Tanrı’nın varolduğunu kanıtlamaktı. Şimdi bu meselenin esasıyla ilgili belirtilmelidir ki, gösterim, [demonstration] anlayışın işe koştuğu anlamıyla, bir hakikatin diğerine dayanması anlamına gelir. Böyle kanıtlarda elimizde bir önkabul – sağlam bir şey vardır ve başka bir şey onu takip eder; varsayımsal bir noktadan yola çıkarak bir hakikatin neye dayandığını sergileriz. O halde bu gösterim şeklini Tanrı’nın varolmasına uygulamakla kastedilen şey, olsa olsa, Tanrı’nın oluşunun daha başka şartlara dayandığıdır, oluşuna zemin teşkil eden daha başka şartlara dayandığıdır. Bunun bir hataya yol açacağı hemen anlaşılır: çünkü Tanrı her şeyin tek zemini olmalıdır, demek ki kendinden başka hiçbir şeye dayanmamalıdır. Ve bu tehlikenin algılanması çağdaş zamanlarda kimilerini “Tanrı’nın varolduğu kanıtlanamaz; doğrudan sezgilerle anlaşılması gerekir” demeye itmiştir. Ne ki, gösterim, aklın verdiği anlamıyla, hatta doğru sağduyuların bile verdiği anlamıyla, anlayışın ona verdiği anlamdan çok daha farklıdır. Aklın yaptığı gösterim kuşkusuz Tanrı olmayan bir şeyden başlar. Ama ilerlediği zaman, başladığı noktayı izahsız bir olgu halinde öylece bırakmaz. Aksine, o noktanın türetilmiş ve oldurulmuş olduğu sergilenir, ve böylece birincil olan şeyin, doğrudan kendini sürdüren şeyin Tanrı olduğu görülür, türetilmenin şekli onda sarılmış ve soğurulmuş olur. “Tabiata bakın, Tabiat sizi Tanrı’ya götürecektir; mutlak son sebebi bulacaksınız” diyenler, Tanrı’nın türetilmiş bir şey olduğunu söylemezler: Bir başka şeyden gelip Tanrı’ya biz kendimiz yöneliriz derler; ve böylece Tanrı’nın, netice gibi gelse de, ilk adımın mutlak zemini olduğunu söylerler. İki şeyin ilişkisi tersine çevrilmiştir; netice gibi gelen şeyin öncül olduğu gösterilerek, başlangıçtaki öncül, bir netice haline indirgenmiş olur. Dahası, akıl, yaptığı gösterimlerde her zaman bu yolu izler.

G. W. F. Hegel 1817 Küçük Mantık, s. 74

English: William Wallace
Türkçesi: Işık Barış Fidaner

ç.n.

~~~ Gösterim ~~~

Anlayış: Bir hakikatin diğerine dayanması: p(X|ϴ)

Akıl: Başlangıçtaki öncülün bir netice haline indirgenmesi: p(ϴ|X)

5 Yorum

Filed under Çeviri

Kategoriler — G. W. F. Hegel

Kategorilerin kendi başlarına alındıklarında boş oldukları iddiasını haklı bulmak, her halükârda sahip oldukları özel damga ve önem ile taşıdıkları içerik görüldüğünde, pek zordur. Elbette kategorilerde taşınan içerik duyularla algılanamaz, ne zamanda ne de mekândadır: ama bu ona kusurdan çok kıymet verir. Böyle içeriklerin izlenimler halinde sıradan düşünüşümüze yaptıkları etki gözlenebilir. Bir kitap ya da konuşmada mesela bol bol içerik olduğunun, içerikle dolu olduğunun söylenmesi, oradan çıkabilen düşünce ve genel sonuçların çokluğuyla orantılıdır: fakat buna karşılık, herhangi bir kitabın, mesela bir romanın, çok fazla tekil hadise, durum, olay, vb. içeriyor diye dolu dolu olduğunu asla söylememeliyiz. Demek ki halkımız bile bir eserin maddeye gebe olmasının duyu olgularından fazlasıyla sağlandığının farkındadır. O halde bu ek gereksinim düşünceler değil de nedir, ilk başta da kategoriler değil de nedir? Gerçi eklemek gerekir ki kategorilerin kendi başlarına boş oldukları iddiası tamamen haksız değildir, şayet bununla kastedilen, onların ve katıldıkları mantıksal Fikir’in felsefenin tamamını oluşturmadığı ise: bunların mutlaka ilerleyerek gerçek konular olan Tabiat ve Akıl’a ulaşacakları ise. Yeter ki bu ilerleme yanlış anlaşılmasın. Mantıksal Fikir yabancı kalmış olduğu bir içeriği elde ediyor değildir: kendi yerli eylemi onu Tabiat ve Akıl halinde geliştirir ve özelleştirir.

G. W. F. Hegel 1817 Küçük Mantık, s. 91

English: William Wallace
Türkçesi: Işık Barış Fidaner

5 Yorum

Filed under Çeviri