Belirginlik Testi: Söylem ve Algı

7 Mayıs 2012

  • Belki parmakla sayma / cetvelle ölçüp biçme yaklaşımını (yani meta soyutlamasını) aşacak bir belirginlik testi benimsenebilir:

— Yaşadığımız olay veya bulunduğumuz durum, hangi farklı açılardan bakıldığında daha belirgin (daha olağandışı, daha uç) gözüküyor?
— Bu açıları nasıl vurgularız / temsil ederiz ve bu belirginliği nasıl ifade ederiz / adlandırırız?

Žižek’in yamuk bakmak / paralaks dediği şey bu.

Statistical significance
P-value

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Şey

Little girl — Nazım Hikmet Ran

1956

I am the one knocking the doors
One by one knocking the doors
I am not seen to your eyes
Dead are not seen to your eyes

Since dying in Hiroshima
Has almost been ten years
I am a seven year old girl
Dead children do not grow

My hair caught fire at first
My eyes got burned away
Soon I was a handful of ash
My ash dispersed in the air

I have for myself from you
I have nothing that I want
Can not she even eat candy
This child burnt like paper

I am knocking on your door
Aunt, uncle, give a signature
Let the children not be killed
Let them be able to eat candy

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı, Şiir

Oynamış olacaklar — Alan Turing

Hiperboloidlerin harika Işıklarla
Onay peşinde dolanırken Uzay ve Zamanda
Barındırdığı Dalgalar orada belki bir Anlamda
Oynamış olacaklar Tanrının kutsal pandomimini

tmp_17890-hyper2018569158

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

>>> Robot şarkı 🤖🌈 <<<

Not: “somehow Might Play out”u “belki bir Anlamda Oynamış olacaklar” diye çevirmekle daha önceki bir şarkı çevirisinde “soon” deyimine atmış olduğumuz dikişi takip etmiş oluyoruz.

6 Yorum

Filed under Robot şarkı, Şiir

Will you play with me — Bülent Ortaçgil

If I were water, if I were fire
If I were the sun in the sky
If I wouldn’t talk, be a rock
Would you still play with me

If I were in silence, be a flaw
If I were the curse in one’s mouth
If I were born as a captive
Would you still play with me

If I wouldn’t be counted, be how many
If I were the power in the soil
If I were a guilt like a dummy
Would you still play with me

Will you play with me
Will you play with me

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Little Things — Bülent Ortaçgil

It’s all little things that wear us out
Little things that shy us away
It’s all little things, little things that pit us against
Little things that reconcile us
Little things, all are littlest things
That orient, that please, that preoccupy us
It’s all short moments, blisses
It’s a hallucination to imagine it to be long
It’s all short moments that we decide
And then that we ruminate as to why for days
Short moments, all are shortest moments
That orient, that please, that preoccupy us
All great dreams, all great dreams that we pursue
And then that we get lost as to where we are
All great dreams that I cannot hold in my hand
That I have never seen, never went through
Great dreams, all are littlest things
That orient, that please, that preoccupy us
It’s all little things that make us fight
Little things that make us agree
It’s all little things that I love you
Little things that I hurt you
Little things, all are smallest things
That orient, that please, that preoccupy us

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Duruşma — Pink Floyd

Günaydın sayın Solucan bey
Krallık açıkça gösterecektir ki
Halen karşınızda duran bu mahpus
Suçüstü yakalanmıştır dışavururken hislerini
Adeta insan tabiatında dışavururken hislerini
Olmayacak böyle!

Okul müdürünü çağırın!

Ben söylemiştim böyle hayırsız olacağını
En sonunda sayın yargıç bey
Bildiğimi yapmama izin verilseydi
Onu şekle sokabilirdim ama
Elim kolum bağlanmıştı
Kanayan kalpler ve sanatçılar
Cinayet işlemesine müsaade etmekteler
Bırakın bugün onu hackleyeyim

Delidir oyuncaklar tavanarasında deliyim ben
Valla balığa çıkmışım
Bilyelerimi alıp götürmüş olmalılar
Delidir oyuncaklar tavanarasında delidir o

Bok herif işte içerdesin artık
Umarım çöpe atarlar anahtarını
Benimle daha çok konuşmalıydın
Öyle az değil, ama yok sen illa
Kendi yolundan gittin. Var mı son günlerde bozduğun yuvalar?

“Sadece beş dakika onu benimle yalnız bırakın sayın Solucan bey”

Bebeğimmmm
Anneye gel bebek seni kollarımla sarayım
Başının derde girmesini asla istemedim İsa
Neden beni terk etmesi gerekti ki
Sayın Solucan bey onu eve götüreyim

Delidir gökkuşağı üzerinde deliyim ben
Pencerede parmaklıklar
Duvarda bir yerlerde bir kapı olmalıydı
İçeri geldiğim zaman
Delidir gökkuşağı üzerinde delidir o

Mahkemeye sunulan deliller
İnkar edilemezdir, gerek yoktur
Jürinin kenara çekilmesine
Yargıçlık ettiğim bunca yıldır
Daha önce hiç görmemiştim
Kanunların tam yaptırımını
Böylesine hak eden birisini
Onlara böyle acı çektirmen
Seçkin karına ve annene
Dışkılama itkisiyle doldurmakta beni
En derin korkunu açığa çıkardığın için dostum seni
Akranlarına karşı sergilenmeye mahkum ediyorum seni

Yıkın duvarı!

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri, Şey

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
(Portland…)
Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
Asla kurumaz dövmenin mürekkebi!

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
Gözlük takar çekici kızların hepsi (evet!)

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
Uyu 11’e kadar,
Cennette olacaksın.

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
(O rüya ha-yat-ta…)

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
Bez gömleğim harika durur hala.

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
Doksanların rüyası Portland’da hayatta!

Doksanların rüyası Portland’da hayatta!
Doksanların rüyası Portland’da hayatta!

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Alethosfer — Jacques Lacan

Bilim, ancak imletim düzeninde biçim verilen ifadelere atıf yaptığı ölçüde, önceden hiçbir şeyin yer bulmadığı bir şeyden inşa edilir.

Bunun kavranması önemlidir, şayet anlamayı istediğimiz şey –neyle ilgiliyse?– bizzat bu etkinin unutulmasıyla ilgiliyse. Olduğumuz bu halde, hepimiz, belki de sahamız bilimin usta söylemi gibi işlemesi sayesinde genişlediğinden, her birimizin ne ölçüde –hiçbir noktada bunu bilmemiş olmamız nedeniyle– ilk başta küçük a nesnesi gibi belirlenmiş olduğunu bilmeyiz.

Bilimin genişlemesinin –ki ilginçtir, oluşun ne olduğunu belirlemekte çok etkili olduğu görülür– yeryüzünün çevresini kuşattığı bu çeperlerden, bilimin bulduğu şeyleri oluş diye tarif ettiği bu bölgeler kümesinden size önceden söz ediyordum. Bilimin kurguladığı şeylerin yer bulduğu bu yeri neden hesaba katmayalım ki, şayet bu şeyler formelleşmiş hakikat etkisinden başka hiçbir şey değilse? Bu yere ne ad vereceğiz?

Burada yine söylemek istediğim şeyi fazlaca vurguluyorum, ve bu sefer öne sürdüğüm şeyden öyle fazla gurur duymuyorum, ama bu soruyu gündeme getirmenin işe yarayacağını zannediyorum, niyesini göreceksiniz, ve bu bir nomenklatür sorusu değildir.

Bu soru iyice ve hakikaten iş(ti)gal edilmiş bir yere dairdir – burayı iş(ti)gal eden şey nedir? Demin size dalgalardan söz ediyordum. Buradaki mesele budur. Hertz dalgaları ya da diğer dalgalar – algıya dair hiçbir görüngübilim bize onlara dair bir kez olsun ufacık bir fikir bile vermemiştir, hiçbir görüngübilimin bizi onlara ulaştırmayacağı kesindir.

Bu yere kendimizin doldurduğu zannedilen bir “noosfer” adını vermeyeceğimiz kesin. [1] Eğer cidden arkaplanda olmuş bulunan, bizi ilgilendirebilecek her şeyin yirmibeş satır gerisinde kalan bir şey varsa, işte budur. Lakin aletheia‘yı, duygusal anlamda felsefi hiçbir yanı olmadığını kabul edeceğim bir yolla kullanarak, daha iyi bir ad bulana kadar buna alethosfer diyebilirsiniz.

Fazla heyecanlanmayın. Alethosfer kaydedilir, küçük bir mikrofonunuz olması yeter, alethosferle bağlantı kurmuş olursunuz. Sizi Mars’a götüren küçük bir vasıtada olsanız bile alethosferle bağlantı kurabilirsiniz. Bu da hiç fena değildir. Hatta yapının bu şaşırtıcı etkisi sayesinde ay üzerinde gezinmeye giden iki üç kişinin, anlamalısınız ki, her an alethosfer dahilinde kalmış olmalarının becerdikleri exploit bakımından nedensiz olmadığı kesin.

Bu –onlara verilen adla– astronotlar, son dakikada çıkan minör sorunları muhtemelen bu kadar iyi atlatamazlardı –küçük makinelerle ilişkilerinden bahsetmiyorum bile, çünkü bunları kendi başlarına atlatmaları mümkündü– şayet bütün o süre boyunca bu küçük a – insan sesi onlara eşlik etmemiş olsaydı. Bu ses sayesinde bütünüyle abuk [conneries] konuşmalar yapabildiler, her şey kötüyken her şeyin iyi gittiğini söylemek gibi. Ama mesele bu değil. Mesele onların alethosfer dahilinde kalmış olmalarıdır.

(sonrası: Unutuk)

[1] Teilhard de Chardin’in Yunanca noos‘tan [zihin] türettiği neoloji.

Jacques Lacan 1969-1970 Seminer 17: Psikanalizin İçyüzü, s. 160

tmp_6954-12227830_1946187472272501_6804442393232848663_n1721597039

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

(Žižek and the Slovenian School)

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Trimetilamin — Jacques Lacan

Freud İrma rüyasını anlatıyor:

… İltihabın nereden geldiğini de doğrudan biliyoruz. Yakınlarda dostum Otto, İrma fenalaştığında ona bir preparat enjekte etmişti, içinde propil vardı, propilen … propriyonik asit … trimetilamin (ve formülünü karşımda kalın harflerle görüyorum) … böyle enjeksiyonlar hafife alınmaz … Muhtemelen şırınga da temiz değildi. Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Hayatın yapıtaşları yıldız ışığından geliyor — Ray Cahill

original

Ray Cahill — 12 Ekim 2016 — 3tags.org

Hayatı bedenleyen sayısız harika biçim vardır, ama herhangi bir organizmayı en temel parçalarına ayırırsanız, malzeme hep aynıdır: hidrojen, oksijen, nitrojen ve diğer öğelere bağ kuran karbon atomlarıdır. Ama bu aslî malzemenin uzayda nasıl yaratıldığı sorusu çok eskiden beri gizemini korumuştur.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim