Sesler — Dream Theater

“Sev, öyle gözünü dikme”
Derdi adam bana
Her Pazar sabahı
Pencerede örümcek
Havuzdaki melek
Yaşlı adam zehri içer
Artık dul koyar kuralı

“Söyle, işte karşındayım”
Derdi kadın bana
ne bir söz, ne bir söz
Tavanda Yehuda
Yatağımda Şeytan
Paskalya hiç gelmeyecek gibi
Ben de beklerim kafamda

Çığlık gibi ama sessiz bir çeşidi
geçinir kabuslarımdan

Sesler beni tekrarlar
“Tehdit altında mısın?
Umut ve korkularını biz yansıtırız.”
Sesler beni tartışır
“Başkaları düşüncelerini çalar
kapatılmamıştır onlar
senin kendi zihnine.”

Fikir karmaşası
Rüya denetimi
Artık zihnim radyodan okunur
Peki ya Cennet Bahçesi neredeydi?

Coşku duyarım
Bunaltı duyarım
Seks ölümdür, Ölüm sekstir
Diye yazar Haçımın tam üstünde

Çığlık gibi ama sessiz bir çeşidi
geçinir kabuslarımdan

Sesler beni korur
“İyi davranış
Kurtarıcıyı
dize getirir.”
Sesler beni reddeder
“Başkaları düşüncelerini çalar
kapatılmamıştır onlar
senin kendi zihnine.”

[Rap sanatçısı Prix-mo’nun “Kültürel Devrim” kitabından okuduğu diyalog.]
“Burada olmak istemiyorum, acım yüzünden, hastalığım yüzünden. Sadece sevgi değerli, sadece sevgi önemli, her insanı eşit şartla sevmek.”
“Kimle uğraştığını bilmen gerekir çünkü, yabancı gibi, buraya tabancayla geliverebilir… sonra da, sen ne yapardın?”
“Her şey manevi…”
“Biliyorsun gerçeklik manevi.”
“Gerçeklik bu değil…”

Yerde diz çökmüşüm
duvara gözümü dikmişim
penceredeki örümcek gibi
Keşke konuşabilsem
İlticada düşlem mi var?
Siyasetçilerde Allah?
Dinden mi çıkmalıyım?
Kafamdaki iblisler öyle diyor

Burada yatakta yatmışım
Vallahi derim tersyüz olmuş
Gene bir Pazar sabahı

Günlüğüm gazete büfesindeymiş
Hakikati bataklığa düşürmüşüz
Kimsenin dua etmemesi ne yazık
Zira kafamdaki bu sesler
konuşmayı sürdürür…

“Sev, öyle gözünü dikme.”
“Vakti gelince Sözünü söyle”
Çekilmiş ve içine kapanmış
Bulaşıcı gibi sapkınlaşmış
“Gülünerek ve kafası karışarak
içinde tutulduğumuz bu hoş memnuniyet
burada kalmamıza yeter.”

Belki de ben süzülen Cassandra’yım
Kanayan yirminci yüzyıl İkonası
Selameti göze almaya istekli
tecritten kaçmak için

Kurtarılmanın tanığıyım
konuştuğunu duydum ama hiç dinlemedim
Beni sırlarımdan kurtarır mısın?
Bizi Karanlıktan çıkarır mısın?

Sesler beni tekrarlar
“Tehdit altında mısın?
Umut ve korkularını biz yansıtırız.”
Sesler beni tartışır
Kendine bir Mesih bekleme
Arzuladığın bu hiç dünyası
sadece kendi zihninde.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Hatırlamak & Unutmak — Russell Grigg

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

LC
lccom

◇

LCEXPRESS Lacancı Pusula’nın yeni biçimini sunar. Hem klinik için hem de çalışma günleri ve konferans buluşmaları öncesinde erişilmek üzere önemli metinleri dinamik vakitlerde sunmayı hedefler. Kuramsal çalışmalar ve klinik pratikler yayınlayan LCEXPRESS hem Lacancı geleneğin uzundur bilinen kavramlarını hem de yeni bıçak sırtı [cutting edge] formülleştirmeleri vurgulamaktadır.

Precis

Bu kışkırtıcı ve özenle inşa edilmiş makalesinde Russell Grigg hem Freud hem de Lacan’ın yas ve melankoli kavramlarını gözden geçirerek bu terimlere dair anlayışımıza müdahale ediyor. Grigg öncelikle yas işinin kaybedilmiş nesnenin silinmesiyle sona erdiğini kabul eden Freudcu mefhuma karşı çıkıyor ve bize Freud’un kendi kızının ölümünden sonra yaptığı gözden geçirmeyi hatırlatıyor. Lacan’ın çalışmasını temel alarak “anılaştırma” [memorialization] terimini öneren Grigg’e göre nesnenin anılaştırılması, “nesnenin yok oluşuna dair Öteki’nde, simgeselde bir kayıt bırakılmasını şart koşar.” İkinci olarak Grigg melankoli ve psikoz arasındaki koşutlukları belirtiyor. Lacan’da a nesnesinin icadından sonra psikoz mefhumunun genişlediğini, istila edici imgesel keyfiyet (Schreber’deki gibi) odağından çıkıp nesnenin gerçeğiyle dolaysız yakınlaşmaya odaklandığını gösteriyor, ve Grigg melankolide cereyan eden şeyin aynen bu gerçekle karşılaşma olduğunu öne sürüyor. Grigg’in açıklamasına göre anılaştırma, nevrotiğin a nesnesine karşı korunmasını tamir edecek fallik bir işlevin yeniden inşa edilmesi boyunca yas işine yardımcı olur. Fakat, melankolide nesnenin gerçeğini örten suretler düşer, yani melankoli sonu gelmez bir yas değildir, daha çok, gerçek olanla kaçınılmaz bir yüzleşmedir.

Nancy Gillespie, Eş-Editor

◇

Hatırlamak & Unutmak

Russell Grigg — Mayıs 2016 — LC EXPRESS 3(2)

“Yasta ‘başarı’ nedir? Hatırlamakta mı yatar yoksa unutmakta mı?”
Julian Barnes

Yas nedir? Sahiden, bir insanın sevdiği birini kaybettiğinde, yani gerçekten sevdiği birini kaybettiğinde başından geçen bu olay nedir?

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri, Makale

Nice yıllara Işık Barış!..

Teyzemin doğum günüm vesilesiyle yazdığı yazı. Bana “çok bilmiş” demeye cüret ettiği için yazdığı her şeyi reddediyorum.

nuray sirin goktas adlı kullanıcının avatarıYol Hikayeleri

image

1982 sonbaharıydı, o kadar net hatırlıyorum ki! Her şeyi unutan ben, annemlerin salonunda, etrafında yıllardır kimbilir kaç insanın yemek yediği, konuştuğu, kavga ettiği, sır paylaştığı, kutlamalar yaptığı oniki kişilik yemek masasının başında ablamın, “2,5 cm’lik bir yeğenin var” duyurusundan sonraki heyecanım, sorduğum onlarca soru ve sonra doğruca Kızılay’a gidip, Selanik caddesinde bir oyuncakçıdan, sana ilk armağını, peluş arslanı alışım dün gibi geliyor.

image

Ben de avukatlık stajı yeni bitmiş, çiçeği burnunda bir avukattım sanırım. Hıdır yoktu hayatımda henüz, Sera da bir yerlerde gülümseyerek sırasının gelmesini bekliyordu. İşim, arkadaşlarım ve ailemden oluşan yaşamımda sen gerçekten çok önemli bir değişimdin. 10 haziran 1983’de doğdun, 33 yıl önce. O zamanlar hazır bezler yoktu, o kadar eski, düşün, bezler yıkanır, tüplerin üzerinde tenekede kaynatılırdı. İki doktorun, üstelik yoğun çalışan, işlerinde çok iyi iki doktorun oğlu olarak doğmuştun.

image

Çok ayrıntı hatırlamıyorum ama çok oynardık, çok gezerdik, sürekli kitap okur, çok şarkı söylerdik birlikte: “Do bir külah…

View original post 816 kelime daha

Yorum bırakın

Filed under Şey

Piramit şarkısı — Radiohead

Nehre atladım ve ne buldum?
Kara gözlü melekler benimle yüzdü
Ay dolu yıldız ve yıldızlı arabalar
Görmüş olduğum bütün herşey
Bütün sevgililerim orada benimleydi
Bütün geçmiş ve geleceklerim
Ve hep birlikte küçük bir kayıkla cennete gittik
Korkacak ve kuşkulanacak hiçbirşey yoktu

Nehrin içine atladım
Kara gözlü melekler benimle yüzdü
Ay dolu yıldız ve yıldızlı arabalar
Görmüş olduğum bütün herşey
Bütün sevgililerim orada benimleydi
Bütün geçmiş ve geleceklerim
Ve hep birlikte küçük bir kayıkla cennete gittik
Korkacak ve kuşkulanacak hiçbirşey yoktu

Korkacak ve kuşkulanacak hiçbirşey yoktu
Korkacak ve kuşkulanacak hiçbirşey yoktu

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Anne — Pink Floyd

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Anne sence bombayı atarlar mı?
Anne sence şarkıyı severler mi?
Anne sence kıçımı yırtarlar mı?
Anne duvarı yapsam mı?
Anne başkan adayı olsam mı?
Anne hükümete güvensem mi?
Anne beni ateş hattına koyarlar mı?
Anne sahiden ölüyor muyum?

Kuzum canım bebeğim ağlama
Annen seni bütün kabuslarına kavuşturacak
Annen bütün korkularını sana benimsetecek
Annen kendine kanadının altında seni saklayacak
Uçmana değil ama şarkı söylemene belki imkan tanıyacak
Annen bebeğini samimi ve sıcacık tutacak
Ah bebeğim, ah bebeğim, ah bebeğim
Tabii ki annen duvarı yapmana yardım edecek

Anne sence yeterince iyi bir kız mı – benim için?
Anne sence tehlikeli birisi mi – benim için?
Anne yoksa kadın oğlunu parça parça mı edecek?
Anne o benim kalbimi kırar mı?

Kuzum canım bebeğim ağlama
Annen kız arkadaşlarının hepsini senin için araştıracak
Annen kirli birinin geçmesine izin vermeyecek
Annen sen içeri girinceye kadar durup bekleyecek
Annen senin her zaman nerde olduğunu öğrenecek
Annen bebeğini sağlıklı ve tertemiz tutacak
Ah bebeğim, ah bebeğim, ah bebeğim
Sen benim hep bebeğim olacaksın

Anne bu kadar yüksek mi olmalıydı?

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Affedilmemişsin — Metallica

Yeni kan katılır yeryüzüne
Ve çabucak baskılanır
Durmadan acıtan küçültmeyle
Genç çocuk öğrenir onların kuralını Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

Sevgili Britanya — Slavoj Žižek, Yanis Varoufakis

Sevgili Britanya,

Stalin’e 1920’lerin sonunda “Sağ mı sol mu, hangisi daha kötüdür?” diye sorulduğunda, “İkisi de daha kötüdür!” diye hemen yanıtlamıştı. AB’den çıkıp çıkmama meselesine benim ilk tepkim budur.

Britanya halkına “Lütfen Avrupa’da kalın!” diye duygusal mesajlı aşk mektupları göndermek değil derdim. Nihayetinde tek bir mesele beni ilgilendiriyor. Avrupa bir kısır döngüye kapılmış, fol karşıtlar [false opposites] arasında–küresel kapitalizme teslim olmak ile göçmen karşıtı popülizme teslim olmak arasında– salınırken, bu çılgın oyunun dışına adım atma şansını bize hangi politika sağlayabilir?

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Lobiciler Antlaşması — EDRi

EDRi — 13 Ekim 2013 — lobbycharter.eu (İngilizce metin daha güncel)

Amerika Birleşik Devletleri hükümeti ve Avrupa Komisyonu

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’na (TTIP) ek olarak

Endüstri lobicilerine işbu antlaşma ile demokratik karar süreçlerini şimdi ve gelecekte kısıtlandırabilmeleri için aşağıdaki kuvvetlerin teslimini vakaretle temin eder:

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Bildiri

Büyücülük ve bilim üzerine – Jacques-Alain Miller

Kilise daha en baştan bilimsel söylemin gelip doğa diye koruduğu gerçeğe bulaşacağını algıladı, ama Galileo’yu hapsetmek karşı konulmaz bilimsel dinamiği durdurmaya yetmedi. Latince torpitudo diye, kâr, kazanç iştahı diye nitelenmesi kapitalizmin dinamiğini durdurmaya nasıl yetmediyse öyle – kâr anlamında Latince torpitudo sözcüğünü kullanan Aziz Thomas’tır.

Ümitsiz dava, ama Lacan şunu da demişti: Kilisenin davası belki de bir galibiyeti duyurur. Peki neden? Çünkü doğadan azat edilen gerçek o kadar beterdir ki giderek daha dayanılmaz hale gelir; kaybedilmiş düzene dair nostalji gibi bir şey vardır ve telafi edilemese de bir yanılsama gibi geçerliliğini sürdürür. Bilimsel söylemin fiilen açığa çıkışından önce, gerçeğe dokunmak için bir arzu; doğa üstüne eylemek, ona itaat ettirmek, onun gücünü harekete geçirmek ve yararlı kılmak biçimi altında ortaya çıkıyordu. Nasıl? Bilimden önce, diyelim ki bilimsel söylemin açığa çıkışından yüz yıl önce, bu arzu büyü denen şeyde tezahür etmişti. Büyü, çocukları eğlendirmek için kullandığımız gözbağı numaralarından farklı bir şeydir. Lacan büyüye o kadar önem verir ki Yazılarının son metni “Bilim ve Hakikat”te büyüyü hakikatin dört aslî konumundan biri olarak işaretler: büyü, din, bilim, psikanaliz. Bu dört terim ünlü dört söylemden bir şeyleri sezinler. Büyüyü doğrudan doğadaki imleyenin çağrısı diye tanımlar, ruh çağırma [incantation] imleyeni temelinde. Konuşulması –birinin, yani büyücünün konuşması– doğayı konuşturmak içindir, onu aksatmak içindir, bu da gerçeğin ilahi düzenini ihlal eder, öyle ki büyücülük bir cadılık türü sayılarak büyücülere eziyet edilmiştir. Fakat bu büyücülük, bu büyü deliliği, bilimsel söyleme duyulan özlemin dışavurulması gibiydi. Bilge Francis Yates’in savı buydu, ona göre hermetisizm bilimsel söylemin yolunu hazırlamıştır. Şu da tarihsel bir olgudur ki bizzat Newton seçkin bir simyacıydı. Ekonomist Keynes bu konuda yazdı, Newton’un yerçekimi yasalarına kıyasla çok daha fazla vaktini simyaya adadığını söyledi… Bilim tarihi branşında araştırma konusudur diye söylüyorum. Ama Alexandre Koyré’yi takip etmekle daha iyi ederiz, o aradaki farkta ısrar etmiştir: Büyü doğayı konuştururken bilim onun çenesini kapar. Büyü retorik ruh çağırma ya da kovuşturmadır [purgation]. Bilimde konuşma yazıya döner. Galileo’nun dediği gibi: Doğa matematiğin dilinde yazılmıştır. Şunu hatırlamalıyız ki öğretisinin aşırı ucunda Lacan –artık psikanalizi bilimsel kılma hırsı olmadığında– korkmadan sormuştu: Psikanaliz bir çeşit büyü değil mi? Bunu sadece bir kere söyledi, ama düşünülecek bir yankısı vardır. Böylece elbette doğanın mutasyonu başlar, Lacan’ın aforizmasıyla ifade edersek: “gerçekte bilgi vardır”. Yenilik budur, doğanın içine bir şey yazılmıştır.

Jacques-Alain Miller 2012 “21’inci Yüzyılda Gerçek” sunumundan

1 Yorum

Filed under Çeviri

Belçika Bunalımları — Stijn Vanheule

pils

Stijn Vanheule — 7 Mayıs 2016 — thelacanianreviews.com

Dünya çapında psiko-eczai ürünlere artan erişim, tüketimi de yükseltiyor. Belçika örneğine bakalım: Ulusal Eczai Sosyete verilerine göre 1996’da eczacılar yaklaşık 95 milyon tanımlı günlük doz anti-depresan satmış. Yirmi yıl sonra tüketim üç katından fazla: 2015’te bu eczai üründen neredeyse 314 milyon tanımlı günlük doz pazarlanmış. Yıllar içinde düzenli artış göstermesi dikkat çekici. Tüketim her yıl 11 milyon günlük doz civarında yükselmiş, 11 milyon nüfus için hatırı sayılır bir yükseliş. Anti-psikotik ilaç kullanımında da çok keskin olmasa da benzer bir yükseliş var: 1996’da 22 milyon tanımlı günlük doz, 2015’te ise 50 milyon civarında tanımlı günlük doz satılmış.

Belçikalı politikacılar ve sağlık sigortacıları, tüketimdeki bu yaygınlaşmanın genel sağlık bakım [healthcare] bütçesini olumsuz etkilemesinden endişeli. Yaygınlaşmayı durdurmak için sağlık bakım psikologları getirilirse belki sorunun çözüleceğine inanılıyor. Belçika sağlık bakım sistemi, (genel pratisyenlerle yakın ilişkide çalışsalar da) psikologlarla yapılan görüşme masraflarını henüz karşılamıyor, ama bu yakın gelecekte değişebilir. Sağlık bakımı için bir psikologlar ağı kurmaktan söz ediliyor, böylece bu psikologlar masrafın karşılanacağı sınırlı sayıda (muhtemelen en fazla 5) görüşmeyle hastaların mental sağlık sorunlarına daha farklı yaklaşacak (bilgi sağlayacak, öz-yönetim stratejileri öğretecek …). Bu sayede eczai tüketim azaltılacak.

Naif bir inanç bu. Yaygın mental acının ilaç tüketicisine ürün sağlayarak verimli bir karşılık bulabileceği fikrine dayanıyor. Kapitalist söylemin yapısına dair Lacan’ın fikirlerini izlersek, bu cevapların başlangıçta yatıştırıcı bir etkisi olabilir. Fakat sonunda özneyi tatminsiz bırakırlar. Kapitalist söylem daha yeni yeniliklerle problemin çözüleceği düşlemini besler, ya da alternatifinde, eski günlerde hayatın daha az karmaşık olduğuna dair nostaljik bir kurgu oluşturur.

Aşırı ilaç tüketimi krizindeki gerçek mesele, öznenin statüsüdür. Kapitalist söylem özneye soru sorduğu konularda yardım etmeyi amaçlar. Bunun etkisi hiç sonu gelmez bir yenilik arayışıdır. Aslında bu söylemsel sistemde, öznel tatminsizliğin pazarda karşılık bulması gereken bir talebe indirgenebileceği varsayılır. Özne, kendi krizi ($) karşısında anahtar (S1) bulmaya çalışırken Öteki’ne inanmaz; ona göre öteki, bir portföy dolusu cevabı olan enstrümantal bir uzmandan (S2) ibarettir.

Psikanalitik söylem bunun aksine, özneye soru soruyor olması bakımından karşılık verir. ‘Kriz dostu’ olan Lacancı psikanalist, öznenin trajedisinin a nesnesiyle oluştuğunu varsayar: öznel tatminsizlik cevaplanamaz ve çözülemez [cannot be answered or solved], ama onun ısrarı karşısında bir yanıt [response] formülleştirilebilir. Böylece savoir-faire bulma projesiyle psikanalist, çağdaş [contemporary] özneye öğretici bir partner olabilir.

1 Yorum

Filed under Çeviri