Türkçe’de “Soğuğa yiğitlik olmaz” diye bir atasözü (ya da anasözü) var. Bu sözü genelleştirerek “Doğa’ya yiğitlik olmaz” diyebiliriz. Ya da bugünkü gündeme uyarlayarak “Virüse yiğitlik olmaz” diyebiliriz. Sözün anlamı şu: Yiğitlik ve kahramanlığın önemli bir bileşeni olan fedakârlık jesti, hayatını davaya adama jesti, soğuk hava ve virüs gibi doğal zorluklara yöneldiği zaman anlamını yitirir. Çünkü doğal zorluklar, yiğitçe jestler göstererek alt edilebilecek herhangi bir iradeye dayanmaz, tamamen iradesiz ve yetkisiz olaylardır. Doğa’ya yapılan yiğitlik, yel değirmenleri ile kavgaya tutuşan Don Kişot’un yaptığı yiğitliğe benzer; ilgi çekici ve trajik olmakla birlikte etkisiz, geçersiz ve gülünçtür.
Tag Archives: Işık Barış Fidaner
Koronavirüs ile Brecht — Işık Barış Fidaner
Žižek, İdeolojinin Yüce Nesnesi‘nde Brecht’in dramatik “yabancılaşma” etkisini tarif eder:
Brecht’in 1930’lardaki “öğrenme oyunları”nın temel yordamını hatırlamak gerekir: oyundaki karakter kendi eylemleri üzerine “imkansız” bir izahat beyan eder. Bir aktör sahneye gelir ve şöyle der: “Ben bir kapitalistim, amacım işçileri sömürmektir. Şimdi işçilerimden birini sömürüyü meşrulaştıran burjuva ideolojinin hakikatine ikna etmeye çalışacağım…” Sonra işçiye yaklaşır ve tam olarak beyan ettiği şeyi yapar.
Brecht tiyatrosunda “yabancılaşma” ya da “mesafelenme” adı verilen bu etki, psikanalizde “yabancılaşma” denilen olayın tam tersidir, “ayrılma” denen şeye daha yakındır; o yüzden bu yordamı “ayrılma etkisi” diye adlandırmak daha uygun olacaktır [1].
Koronavirüsün Yeniliği — Işık Barış Fidaner
Yeni koronavirüs yetkisi ve iradesi olmayan insandışı bir bedenlenmedir. Bu bedenlenmenin tek zemini kendi kopyalama sistemidir. Kopyalaması insan faaliyetlerine parazit olduğundan, virüsün kopyalanmasını sınırlayabilmek için, birçok insan faaliyetini yasaklamamız ya da azaltmamız, öbür yandan başka faaliyetleri teşvik etmemiz ve dayatmamız gerekir.
Simgesel Yas ile Gerçek Yas, Paranoya ile Alaycılık — Işık Barış Fidaner
(öncesi: Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür)
Gelin Griggci-Žižekçi anlamda kayıp nesnenin anılaştırılması-simgelenmesi olan “simgesel yas” ile Žižekçi anlamda boşluğa sahici sadakat (ya da benim tanımıma göre arzunun metonimisi üzerinde çalışarak yas tutma dürtüsü) olan “gerçek yas”ı ayırt edelim [1]. Simgesel yas erildir, çünkü bir Esas-İmleyen (imleneni olmayan bir imleyen) olan bir “anıt” ile sonuçlanır. Gerçek yas dişildir, çünkü özne arzusunun metonimisi üzerinde çalışarak “gene serbest ve ketlenmemiş” (Freud) olur.
Filed under Şey
Tagged as Görce Yazıları, Işık Barış Fidaner, Lacancı, Simgesel Yas ile Gerçek Yas
Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür — Işık Barış Fidaner
(öncesi: Her arzu melankolik arzudur)
Önceki yazımda (Žižek açısından) Hegelci diyalektik süreç matrisini melankoli ve yas terimleriyle yorumladım [1]. İmkansız ya da varolmayan bir nesnenin kaybını simüle ettiği ölçüde, diyalektik, melankolidir; en sonunda bu simülasyonu kapsayarak aşması ölçüsünde, diyalektik, aynı zamanda yastır: darbışakayla (punchline) arzuyu (libidoyu) serbest bırakır, böylece arzu kendi metonimisini takip ederek başka nesnelere yeniden bağlanabilir. Dolayısıyla, diyalektik sürecin “nükte”sinde, yasın (kapsayarak aşmanın) etkililiği, öncesinde kışkırtılan melankoliye (kayıp Köken) dayanır. Sinemadan gelen imgesel bir mecaz kullanırsak, diyalektik süreç, Sapık filminde Marion’un öldürülmesinin izlerini silen Norman Bates gibidir; melankoli onun kullandığı su ve sabundur, yas ise yerleri silmesidir.
Filed under Şey
Tagged as Görce Yazıları, Işık Barış Fidaner, Lacancı, Mine Goth, Simgesel Yas ile Gerçek Yas
Her arzu melankolik arzudur — Işık Barış Fidaner
(öncesi: Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı)
Önceki yazıda Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya yönelik olumsuz tavrını incelemiş ve bu tavrı melankoli ile ilişkilendirmiştim. Burada, Žižek’in “Melankoli felsefenin başlangıcıdır” tezinin ne anlama geldiğini aydınlatmak için konuyu daha yakından ele alıyorum.
Mutlak Geritepme‘de Žižek standart melankolik mefhumunu (“kayıp nesneye sabitlenmiş ve onunla ilgili yas işini gerçekleştiremeyen özne”) reddeder ve melankoliği şöyle yeniden tanımlar: “nesneye sahip olan ama ona yönelik arzusunu yitirmiş özne, çünkü ona nesneyi arzulatan sebep geri çekilmiş, etkisini yitirmiştir.”
Filed under Şey
Tagged as Görce Yazıları, Işık Barış Fidaner, Lacancı, Simgesel Yas ile Gerçek Yas
Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı — Işık Barış Fidaner
(öncesi: Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası)
Önceki bir yazıda psikanalizi Tanrı ve Doğa’nın modern yasıyla ilişkilendirmiştim. Şimdi gelin Žižek’in bu yas işindeki konumunu inceleyelim.
Doğa ile başlayalım. New Scientist’e verdiği bir röportajda [1] Žižek şöyle diyor: “Tabiat Ana iyi değildir – çılgın bir fahişedir” ya da bunun yerine “kirli bir fahişedir” (bu düşünceyi birçok konuşmasında tekrar ettiği gibi) [2] Elbette bu bir mecaz ya da şaka olarak söylenmiştir, Doğa’nın harfiyen tarifi değildir, ama yine de Žižek’in Doğa’ya yönelik olumsuz aktarımını ya da nefretini ifade eder. Yas işi bakımından bunun anlamı nedir? Darian Leader nefretin yasa engel olduğunu belirtir: “Yasta zorluklar yaşamamız, sağduyunun zannettiği gibi birini çok sevdiğimiz için değildir, nefretimiz çok güçlü olduğu içindir.” (Yeni Siyah [The New Black])
Filed under Şey
Tagged as Görce Yazıları, Işık Barış Fidaner, Lacancı, Mine Goth, Simgesel Yas ile Gerçek Yas
Esas hackerlar histeriklerdir — Işık Barış Fidaner
McKenzie Wark “hacker sınıfı”nı yeni bilgi üreten insanlar sınıfı olarak tanımlar:
Hacker sınıfı derken eski bilgiden yeni bilgi üreten herkesi kastediyorum, sadece kod yazarak geçinenleri değil. (Sermaye Öldü [Capital is Dead])
Bu tanım Žižek’in histeriyle ilgili söylediklerini hemen akla getirir:
Lacan’a göre sadece histeri yeni bilgi üretir (buna karşılık Üniversite söylemi sadece bilgiyi yeniden üretir) (Kendini Tutamayan Boşluk)
Filed under Şey
Tagged as Görce Yazıları, Işık Barış Fidaner, Lacancı, Yetkilenme ile Bedenlenme
Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası — Işık Barış Fidaner
(öncesi: İki yokluk ve bir ayrılma: Tanrı-Doğa’dan irade-sistem’e)
Russell Grigg, psikanalizi, suretlerin düşmesiyle çıplak objet a’yı açığa çıkaran bir yas sürecine benzetir:
Analizi oluşturan ‘yavaş yanma’dır bu, başka bir yerde bundan bahsetmiştim. Melanie Klein bunun bir yas biçimi olduğunu görmüştü. Klein’ı gözden geçirerek, o halde, analizin ilerleyişini bir çeşit travmatik olmayan travmatikleştirme işi gibi düşünmek, ya da diyelim ki imgesel olanın denetimli düşüşü gibi düşünmek mümkündür. Analizde suretlerin düşüşü kara bahtın kanca ve oklarının sonucu değildir; daha çok, suretlerin düşüşü, yavaşça, ve yorumlamayla regüle edilen bir yolla, analizin kendi sonucudur. Dolayısıyla da böyle vakaların analiz süreci elbette yaraların iyileştirilmesiyle, öznenin kimliğinin düzeltilmesiyle, ya da önceki duruma [status quo ante] geri dönülmesiyle daha az alakalı olur. Yorumlama, ve aslında analiz sürecinin kendisi, bireyin narsisizmini sarmalayan yapıntıları [artefacts] çözdürmenin daha şiddetsiz araçlarıdır. Ve nazikçe bir uyanış, öznenin hesapladığı ve onayladığı yavaş bir travma, dediğimiz gibi ‘yavaş yanma,’ Öteki’nin sadizminden ya da alaycılığından gelebilecek öngörülmedik krizlerden kuşkusuz daha yararlıdır. (Hatırlamak & Unutmak)
Filed under Şey
Tagged as Görce Yazıları, Işık Barış Fidaner, Lacancı, Simgesel Yas ile Gerçek Yas
Çaba, angaje emek-gücüdür — Işık Barış Fidaner
Emek-gücü gerçek dünyada varolmayan görcül bir soyutlamadır. Somut olarak varolan, angaje emek-gücüdür; başka bir deyişle, çabadır. Emek-gücü, angajmanını kaybettiğinde “buharlaşır” (Marx), bir zamanların büyük Sovyetler Birliği gibi.
Çaba, angaje emek-gücüdür. Çabayı angaje eden, bir yetkidir: Yetkilenme, çabanın işe yararlığını güvence altına alır. Çabanın angajmanı, böyle bir yetkilenmeye zemin olarak işe yararlığını destekle(me)yebilen bir iradeye beden verir. Çabanın gerçel bedenlenmesi, maddî varoluş yeri olan bedenine işaret eder. Çabanın angajmanını (yeniden) örgütleyen, böyle bir bedenlenmeye zemin olarak varoluşunu destekle(me)yebilen bir sistemdir.





























