Tag Archives: Lacancı

Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Her arzu melankolik arzudur)

Önceki yazımda (Žižek açısından) Hegelci diyalektik süreç matrisini melankoli ve yas terimleriyle yorumladım [1]. İmkansız ya da varolmayan bir nesnenin kaybını simüle ettiği ölçüde, diyalektik, melankolidir; en sonunda bu simülasyonu kapsayarak aşması ölçüsünde, diyalektik, aynı zamanda yastır: darbışakayla (punchline) arzuyu (libidoyu) serbest bırakır, böylece arzu kendi metonimisini takip ederek başka nesnelere yeniden bağlanabilir. Dolayısıyla, diyalektik sürecin “nükte”sinde, yasın (kapsayarak aşmanın) etkililiği, öncesinde kışkırtılan melankoliye (kayıp Köken) dayanır. Sinemadan gelen imgesel bir mecaz kullanırsak, diyalektik süreç, Sapık filminde Marion’un öldürülmesinin izlerini silen Norman Bates gibidir; melankoli onun kullandığı su ve sabundur, yas ise yerleri silmesidir.

Okumaya devam et →

15 Yorum

Filed under Şey

Her arzu melankolik arzudur — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı)

Önceki yazıda Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya yönelik olumsuz tavrını incelemiş ve bu tavrı melankoli ile ilişkilendirmiştim. Burada, Žižek’in “Melankoli felsefenin başlangıcıdır” tezinin ne anlama geldiğini aydınlatmak için konuyu daha yakından ele alıyorum.

Mutlak Geritepme‘de Žižek standart melankolik mefhumunu (“kayıp nesneye sabitlenmiş ve onunla ilgili yas işini gerçekleştiremeyen özne”) reddeder ve melankoliği şöyle yeniden tanımlar: “nesneye sahip olan ama ona yönelik arzusunu yitirmiş özne, çünkü ona nesneyi arzulatan sebep geri çekilmiş, etkisini yitirmiştir.”

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Şey

Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası)

Önceki bir yazıda psikanalizi Tanrı ve Doğa’nın modern yasıyla ilişkilendirmiştim. Şimdi gelin Žižek’in bu yas işindeki konumunu inceleyelim.

Doğa ile başlayalım. New Scientist’e verdiği bir röportajda [1] Žižek şöyle diyor: “Tabiat Ana iyi değildir – çılgın bir fahişedir” ya da bunun yerine “kirli bir fahişedir” (bu düşünceyi birçok konuşmasında tekrar ettiği gibi) [2] Elbette bu bir mecaz ya da şaka olarak söylenmiştir, Doğa’nın harfiyen tarifi değildir, ama yine de Žižek’in Doğa’ya yönelik olumsuz aktarımını ya da nefretini ifade eder. Yas işi bakımından bunun anlamı nedir? Darian Leader nefretin yasa engel olduğunu belirtir: “Yasta zorluklar yaşamamız, sağduyunun zannettiği gibi birini çok sevdiğimiz için değildir, nefretimiz çok güçlü olduğu içindir.” (Yeni Siyah [The New Black])

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Şey

Esas hackerlar histeriklerdir — Işık Barış Fidaner

McKenzie Wark “hacker sınıfı”nı yeni bilgi üreten insanlar sınıfı olarak tanımlar:

Hacker sınıfı derken eski bilgiden yeni bilgi üreten herkesi kastediyorum, sadece kod yazarak geçinenleri değil. (Sermaye Öldü [Capital is Dead])

Bu tanım Žižek’in histeriyle ilgili söylediklerini hemen akla getirir:

Lacan’a göre sadece histeri yeni bilgi üretir (buna karşılık Üniversite söylemi sadece bilgiyi yeniden üretir) (Kendini Tutamayan Boşluk)

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Şey

Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası — Işık Barış Fidaner

(öncesi: İki yokluk ve bir ayrılma: Tanrı-Doğa’dan irade-sistem’e)

Russell Grigg, psikanalizi, suretlerin düşmesiyle çıplak objet a’yı açığa çıkaran bir yas sürecine benzetir:

Analizi oluşturan ‘yavaş yanma’dır bu, başka bir yerde bundan bahsetmiştim. Melanie Klein bunun bir yas biçimi olduğunu görmüştü. Klein’ı gözden geçirerek, o halde, analizin ilerleyişini bir çeşit travmatik olmayan travmatikleştirme işi gibi düşünmek, ya da diyelim ki imgesel olanın denetimli düşüşü gibi düşünmek mümkündür. Analizde suretlerin düşüşü kara bahtın kanca ve oklarının sonucu değildir; daha çok, suretlerin düşüşü, yavaşça, ve yorumlamayla regüle edilen bir yolla, analizin kendi sonucudur. Dolayısıyla da böyle vakaların analiz süreci elbette yaraların iyileştirilmesiyle, öznenin kimliğinin düzeltilmesiyle, ya da önceki duruma [status quo ante] geri dönülmesiyle daha az alakalı olur. Yorumlama, ve aslında analiz sürecinin kendisi, bireyin narsisizmini sarmalayan yapıntıları [artefacts] çözdürmenin daha şiddetsiz araçlarıdır. Ve nazikçe bir uyanış, öznenin hesapladığı ve onayladığı yavaş bir travma, dediğimiz gibi ‘yavaş yanma,’ Öteki’nin sadizminden ya da alaycılığından gelebilecek öngörülmedik krizlerden kuşkusuz daha yararlıdır. (Hatırlamak & Unutmak)

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Şey

Çaba, angaje emek-gücüdür — Işık Barış Fidaner

Emek-gücü gerçek dünyada varolmayan görcül bir soyutlamadır. Somut olarak varolan, angaje emek-gücüdür; başka bir deyişle, çabadır. Emek-gücü, angajmanını kaybettiğinde “buharlaşır” (Marx), bir zamanların büyük Sovyetler Birliği gibi.

Çaba, angaje emek-gücüdür. Çabayı angaje eden, bir yetkidir: Yetkilenme, çabanın işe yararlığını güvence altına alır. Çabanın angajmanı, böyle bir yetkilenmeye zemin olarak işe yararlığını destekle(me)yebilen bir iradeye beden verir. Çabanın gerçel bedenlenmesi, maddî varoluş yeri olan bedenine işaret eder. Çabanın angajmanını (yeniden) örgütleyen, böyle bir bedenlenmeye zemin olarak varoluşunu destekle(me)yebilen bir sistemdir.

Okumaya devam et →

13 Yorum

Filed under Şey

Dördüncü imkansız meslek: Bilim — Jacques Lacan

Bilimciler için kaygılanma zamanı gelmiş gibidir. Steril laboratuvarlarında, kolalı beyaz önlüklerle, bilinmeyen şeylerle oynayan, giderek daha karmaşık aygıtlarla uğraşan ve giderek daha komplike formüller icat eden bu ihtiyar çocuklar, hep yeni olan araştırmalarının neler getirebileceğini ve gelecekte neler olabileceğini kendilerine sormaya başlamaktadır. Nihayet, diyorum. Ya şimdiden çok geç kalındıysa? Biyologlar, fizikçiler, kimyacılar, diyorlar onlara. Ben deliler diyorum!

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

İki yokluk ve bir ayrılma: Tanrı-Doğa’dan irade-sistem’e — Işık Barış Fidaner

Gerçeği Sorgulamak‘ta Žižek modern özneyi Yazgı ve Tanrı’nın çifte kaybı yoluyla tanımlar:

kahramanın simgesel koordinatlarını önceden belirleyen tözsel bir Yazgı yoktur, patetik kahramanca feda jestiyle üstlenmeleri gereken bir suçluluk yoktur. ‘Tanrı ölmüştür’, öznenin kendi varlığının nüvesini feda etmeye hazır olduğu tözsel Evrensel, boş bir biçimdir, tözsel içerikten yoksun gülünç bir ritüeldir, buna rağmen özneyi rehin almıştır.

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Şey

Arzu ile Arıza — Işık Barış Fidaner

Psikanalizin belki de en büyük buluşu ya da icadı, arzu ile arıza kavramları arasında bulduğu bağlantı ya da kurduğu köprüdür. Bu köprü yoluyla, rüya, dil sürçmesi ve şaka gibi arızî edimlerin yapısında saklanan cinsel veya saldırgan arzu ve dürtüler tespit edilmiş ve bunlara Bilinçdışı adı verilmiştir. Öte yandan bilinçdışı arzuların gizemli “kral yolu”nu (Freud’un deyişi) sonuna kadar izleyenler nihayetinde kimi temel arıza ve çıkmazlarla yüzyüze gelirler: Dilde kelimelerin yetersiz kalması, cinsiyetli varlıkların ölümlü olması, Gerçeğin imkansız olması, hakikatin tamamsız olması… [1] Arzu ile arızanın ortak özelliği, yapıcı olmaktan çok bozucu olmalarıdır. Bu yüzden ruh sağlığı ile ilgili “bozukluk”lardan bahsedilir. Peki arzu ile arıza neleri bozar?

Okumaya devam et →

23 Yorum

Filed under Şey

Ahlak Bombasını Reddetmek ve Etkisiz Hale Getirmek — Işık Barış Fidaner

defuse

James Bond Goldfinger’ın bombasını etkisiz hale getirir

Ego, statik bir varlık değil, dinamik bir süreçtir, ama nasıl? Žižek’in ahlak ile etik ayrımında, Ego ahlak tarafındadır:

Ahlak, diğer insanlarla ilişkilerimdeki simetriyle ilgilidir; temel kuralı “sana yapmamı istemediğin şeyi sen de bana yapma”dır. (Hiçten Az)

Ahlak dinamiğindeki “simetri”, bir pozitif geribesleme döngüsüne atıf yapar: Ego, ötekinde karşılaştığı normalleştirmeyi normalleştirir. Ego’nun “sağ-duyu” denilen bu ahlak dinamiği, aslında kör ve patlayıcı bir normalleştirme tekrarlamasıdır.

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Şey