Tag Archives: Lacancı

Fetiş ve Semptomda Yetkilenme ile Bedenlenme — Işık Barış Fidaner

(Konuşma Yetkisi: Fetiş, Semptom ve Öznelik Dramının Bedenleşmiş Hâli)

Bir imleyenin telaffuzu (ya da bir eşiğin aşılması) için yetkilenme, geleneksel olarak “efendi”yi “köle”den (Hegel) ayırt eden bir egemenlik mücadelesi (Laclau) ile başarılır. Yetkilenme, aktarım süreci ile yakından ilgilidir. Aktarım süreci, objet a‘nın bedenlenmesi olarak gerçekleşir [1]. Bu sürecin aldığı iki şekil vardır:

Okumaya devam et →

13 Yorum

Filed under Şey

Yetkilenmenin Bedenlenmeden Ayrılması — Işık Barış Fidaner

Bu metinde yetkilenmenin bedenlenmeden ayrılmasına [1] farklı terimlerle ifade veriyorum. Psikanalizde “ayrılma” terimi genelde bebeğin annesinden ayrılmasına (memeden kesme) atıf yapar ama aynı zamanda kişinin sevdiği birinden fizikî ya da psişik ayrılmasına da atıf yapabilir, bu ayrılma (yas süreci ile) öznenin önceden geçirdiği tüm ayrılmaları hatırlatır. Ayrılma bazen öznenin gelişimi için gerekli bir adım ve bir başarı olarak görülür. Lacan ve Žižek bu kelimeye farklı ve soyut bir anlam verir: Ayrılma kişiyi yabancılaşmadan kurtaran özgül bir yoldur. Ben bu kelimeyi yetkilenmenin bedenlenmeden ayrıklığını vurgulamak için kullanıyorum. Klein’dan başlayalım.

Okumaya devam et →

22 Yorum

Filed under Şey

Yetkilenmenin (Simgesel Dikiş) Bedenlenmeden (Gerçek Dikiş) Ayrılması — Işık Barış Fidaner

(Çifte Dikiş)

Cinsiyet ve Başarısız Mutlak‘ta Slavoj Žižek iki dikişi birbirinden ayırır:

“içerisi” (imleyenin uzayı), imletici düzende ondan dışlanan şeyin yerini tutan ek bir öğe [(S1)] ile dikişlenmelidir … ve dışsal gerçekliğin kendisi, orada simgesel sürecin yerini tutan bir öğe (objet a) ile dikişlenmelidir.

Okumaya devam et →

15 Yorum

Filed under Şey

Simgesel Düzen Nelerden Oluşur? — Işık Barış Fidaner

(Yetki, İrade, Sistem, Beden: Bir Simgesel Düzeneğin Anatomisi)

Bu metnin ilk kısmında, simgesel düzeni Žižek’in terimleriyle tarif ediyorum. İkinci kısımda, aynı görüngüyü adlandırmak için kendi terimlerimi öneriyorum.

Okumaya devam et →

17 Yorum

Filed under Şey

Fetişlerin Simgesel Yetkilenmesi ile Semptomların Gerçek Yetkilenmesi — Işık Barış Fidaner

(Fetişlerin Simgesel Yetkilenmesi ve Belirtilerin Gerçek Yetkilenmesi)

Hiçten Az‘da Žižek’in alıntı yaptığı Mladen Dolar yetkilenmenin sorgulanmamış desteklerinin dalga geçerek boşa düşürülmesini anlatır:

Konuşmalara katılanlar Sokrat’la yüzleştiklerinde sözleri birdenbire kulağa alıntı gibi, klişe gibi, ödünç alınmış sesler gibi gelmeye başlar; insan konuşma yetkisini aldığı uçurumla burun buruna gelir ve yetkilenmenin olağan desteklerine yaslanmayı denediği anda da konuşma yetkisi boşa düşer. Sanki Sokrat’ın geçtiği dalganın duyulmayan bir yankısı onların konuşmasına eşlik eder, sözlerini oyar, seslerinin içini boşaltır ve o sesler ödünç alınmış gibi, el konulmuş gibi görünür.

Okumaya devam et →

31 Yorum

Filed under Şey

Kadın tamamsızdır — Jacques Lacan

Erkek, imleyenden başka bir şey değildir. Kadın, erkeği imleyen olarak arar. Erkek ise kadını –burası size tuhaf gelecek– sadece söylem aracılığıyla konumlanan şey olarak arar; çünkü iddiam doğruysa, yani kadın tamamsızsa, kadında söylemden kaçan bir şey vardır her zaman.

Jacques Lacan, Yine/Hâlâ

Not: Paragrafı Murat Erşen’in Metis çevirisinden (sf. 41) alıp kısmen değiştirdim (“bir” tanımlıklarını attım, “imleyen” ve “tamamsız”ı ekledim).

Pas-tout için “tamamsız” çevirisini öneriyorum. İngilizce’de not-all ya da not-whole deniyor. All bir kümenin tamamıdır, whole ise bir şeyin tamamıdır. O yüzden “tamamsız” sözü pas-tout’yu karşılıyor. Žižek ve Zupančič’in söz ettiği ontolojik tamamsızlığı da belirtiyor. Ayrıca eyvallahsız olmak, kimseye eyvallahı olmamak çağrışımı da çok iyi bence.

Işık Barış Fidaner

17 Yorum

Filed under Çeviri

Siborgum Ama Sıkıntı Yok: Çılgınım Ama Muhafazakarım — Işık Barış Fidaner

Bu yazıda Siborgum Ama Sıkıntı Yok (I’m a Cyborg But That’s OK, 2006) filmi üzerine küçük bir analiz yapacağım. Spoiler olmaması için yazıyı okumadan önce filmi izlemenizi öneririm [1].

Film erkek (Il-soon) ile kadın (Young-goon) arasında cinsel ilişki imkanını mecazî imgelerle ele almış. Psikiyatri hastaları üzerine çizilen “renkli” bir dünyaya yerleştirilmiş mecazî imgeler, cinsel ilişki imkanını yapısal parçalara ayırmakta kullanılmış. Bu parçalara yakından bakıldığında ise genel tablonun ilk bakışta zannedilebileceği kadar çılgınca olmadığı, hatta muhafazakar kaldığı görülüyor. O yüzden başlıktaki “Sıkıntı yok!” ifadesi filme epey yakışmış.

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Şey

Simgesel Angajman ile Gerçek Angajman — Işık Barış Fidaner

Bilinç ile bilinçdışı arasındaki psikanalitik ayrımı dikkate alarak iki tür angajmanı birbirinden ayırt etmeliyiz. [1] Bu metinde bunu yapacağım.

Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Şey

Uzamsal ile Bileşimsel — Işık Barış Fidaner

Öncelikle Deleuzecü kavram çifti gerçel-görcül’ü [1] alalım ve alternatif kavram çifti olarak uzamsal-bileşimsel’i önerelim: Gerçellik uzamsaldır çünkü uzaylarda gerçekleşir, görcüllük ise bileşimseldir çünkü imkan bileşimlerinden oluşur (Deleuze bunlara “bulutlar” der) [2]. Şimdi bu çifti termodinamikten gelen bir başka çift olan makrohâl-mikrohâl ilişkilendirebiliriz: Makrohâl bir sistemin uzamsal bölgelerine tayin edilen sıcaklık, basınç gibi fizikî özellikleri içerir, mikrohâller ise bir sistemdeki moleküllerin imkanlı bileşim ya da düzenlemelerini içerir. Bu aynı zamanda Deleuze-Guattari’nin molar-moleküler ayrımına da denk gelir. Bu da bizi fizikteki daha genel bir kavram çiftine götürür, Enerji-Entropi: Enerji uzamsal makrohâl yoluyla tanımlanır, Entropi ise bileşimsel mikrohâller yoluyla tanımlanır. Böylece Deleuzecü gerçel-görcül’ü termodinamik terimlerle yeniden tanımladık [3].

Okumaya devam et →

29 Yorum

Filed under Şey

Joker üzerine devam: Apolitik nihilizmden yeni bir sola ya da Trump neden bir Joker değil? — Slavoj Žižek

11 Kasım 2019

Todd Phillips’in Joker’i gibi bir film yapmanın mümkün olduğu bir Hollywood’u ve filmi mega bir gişe rekortmeni yapan kamuoyunu takdir ederek başlamalı söze. Ancak, filmin popülerliğinin sebebi, üst-kurgusal boyutunda yatıyor: Batman hikayesinin karanlık başlangıcını anlatıyor, öyle bir başlangıç ki, Batman mitinin iş görebilmesi için görünmez kalmak zorunda. Joker’i Batman mitine bu referans olmadan, düşürüldüğü kurban durumundan kurtulmak için palyaço maskesini benimseyen bir çocuk olarak hayal etmeye çalışalım. Olmaz, bir başka gerçekçi dramdan ibaret kalır. Şunu da hatırlayın: Time Out, Joker’i “gerçek anlamda kâbus gibi bir geç kapitalizm görüsü” olarak tanımladı ve onu “toplumsal korku filmi” kategorisine soktu. Bu, yakın zamana dek hayal edilemez bir şeydi: toplumsal sefaletin gerçekçi bir tasviri ile düşlenmiş dehşet şeklindeki birbirinden apayrı iki janrın bileşimi; elbette, ancak toplumsal gerçeklik dehşet kurgusu boyutlarına ulaştığında işe yarayan bir bileşim.[1]

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri