Tag Archives: Lacancı

Efsane ve şeytanîlik — Jacques Lacan

İşte burada konuşmacımız Diotima şeytanîlik mefhumunu öne sürer: Ölümsüzler ile ölümlüler arasında, tanrılar ile insanlar arasında aracı gibi şeytanîlik mefhumunun burada anılması elzemdir, zira tanrıların ne olduğunu düşünmemiz gerektiğine dair size dediğim şeyi onaylar, yani tanrıların gerçeğin alanına ait olduklarını onaylar. Bize tanrıların varolduğu söylenir, varoluşlarına hiç karşı çıkılmadığı söylenir; şeytanî olanın, iblisin, daimonların, ki aşk dışında birçok başkaları da vardır, tanrıların ölümlülere mesajlarını duyurdukları aracılar olduğu söylenir “uyanık da olsalar uykuda da olsalar” (…)

Şunu demekle yetinelim: Efsane, şeytanîliğin düzenini, psikolojimizde animizmin dünyasından söz edilen yere yerleştirir. İlkelin dünyasını animist saymaktaki aceleciliği düzeltmemiz için bize cesaret vermesi de hesap edilir. Bize burada geçerken söylendiğine göre bu dünya, muammalı mesajlar diyebileceğimiz şeylerin dünyasıdır, bu da bizce, öznenin mesajda kendi oynadığı rolü bilmediği mesajlardan ibarettir. Bilinçdışının keşfi elzemdir, zira -simgeselliği temel alan birer mesaj olduklarını- doğrulayabildiğimiz mesajların alanını genişletmemizi sağlar, yani gerçeğe ait mat birer mesaj saydıklarımızın birçoğunun kendimize ait olduğunu gösterir, tanrıların dünyasında fethedilen yerdir burası, aynı zamanda ulaştığımız yerdir, daha fethedilmemiş olan yerdir.

Jacques Lacan 1960-1961 Seminer 8: Aktarım, s. 107

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

2 Yorum

Filed under Çeviri

Yasaya rağmen Lacan — Jacques-Alain Miller

Bu “yasaya rağmen” ne anlama gelir, eğer ciddiye alacaksak? Lacan ihlalciliğini gururla ilan etmiştir, ve o ihmalciyi oynar, işe yaramazı, serseriyi oynar. Genet, hatta belki Rimbaud buna başka adlar verirdi. Lacan, o halde, ilk başta, öğretisinin en başında, Ödipal yasanın merkezi olan “Babanın-Adı”nı icat edendir, ama kendinin de yasaya rağmen olduğunu söylemeden ortadan kaybolmak istemez.

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Muamma: Şifreleme ve Cinsel İlişki — Scott Wilson

enigma

Scott Wilson — 14 Mayıs 2016 — thelacanianreviews.com

“Bilinçdışı … şifrelenecek [se chiffre] bir şey değil, şifresi çözülecek [se déchiffre] bir şeydir. Yani: keyfiyetin kendisidir.” Jacques Lacan, Televizyon. 18-19.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

‘Arzumu pompalayan sen, sen kötü ruhsun, geri git’ — Anaëlle Lebovits-Quenehen

Lacancı olarak şunu öne sürelim: Lacan’ın şeytanlığı, karşısına çıkan herkesi Che vuoi? (Ne istiyorsun? Ne arzu ediyorsun?) sorusunu yanıtlamaya kışkırtmasından gelir. [*]

Sorgulayanla yüzleşince çıkan birçok seçenek vardır: 1) bütün meseleyi gözardı edip uzaklaşıp gidilebilir, 2) reddedilmiş bir nesne gibi geride bırakılabilir, büyük vaatler gibi ya da orada olduğu bilinen bir ışık gibi, diğerleriyle birlikte zamanı gelince yararlı olacağı bilinen bir ışık gibi geride bırakılabilir, 3) hayatınızı onun aydınlattığı meseleyle uğraşarak harcayabilirsiniz, ona daha yakından bakabilirsiniz.

Eş-adlı olmaları cins olan şeytanla tür olan şeytan arasındaki belirgin ayrımı örtmemeli. Şeytan, kötü ruh, kendi arzumuzla ilgili kendimizi sorgulamamıza yol açan şeytanlığın olası versiyonlarından sadece birisidir. Cins ve türün birleşeceği nokta, ancak, tarzıyla bizi maruz bıraktığı “Que vuoi?” [sic] ile yüzleşildiğinde belirebilecek tek cevapla gelir: “beni sorgulayan sen, arzumu pompalayan sen, sen kötü ruhsun: vade retro [geri git].” Böylece şeytanın gereksindiği yanıt yerine – “arzumun adlandırdığı şey budur” – bu cevap gelir: “beni sorgulayan sen kötüsün.” Böylece kötülüğün bedenlenmesi olan şeytan hatalı [wrong] zihinlerin yaratımı olur.

Ve evet, şeytan ayrıntılarda gizli olduğuna göre, Lacan’ın eleştirmenleri, ama hayranları da, şeytanı çoğu zaman tarzında ve gösterdiği şeyde – güçlü bir zihin, üstün bir analist – buluyor.

Lacan kimilerine bir deve kılığı altında gözüküyor. Ama onu olduğu gibi tanıyabilirler mi?

Lacanian Ink 39, “Lacan, Şeytan” makalesinin son kısmı, EN: Asunción Alvarez (2011)

[*] Cazotte’nin Diable amoureux’suna atıf yapılıyor, bizzat Lacan kendisinin zaman zaman bedenlendirdiği bu karakterden bahseder.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

3 Yorum

Filed under Çeviri

Dolu konuşma — Jacques Lacan

Dolu konuşma, bir kişiyi başka bir kişinin tanımasında kurulduğu haliyle hakikati hedefleyen, hakikati biçimleyen konuşmadır. Dolu konuşma, icra eden konuşmadır. Öznelerden birisi sonradan kendini, önceki olduğundan başka halde bulur. İşte bu yüzden analitik deneyimde bu boyuttan kaçınılamaz.

Analitik deneyimi yanılsamaya dayalı, telkine dayalı bir oyun, bir tuzak, bir dolap gibi düşünemeyiz. Onun meselesi dolu konuşmadır. Bu nokta belirtildikten itibaren, zaten fark etmiş olabileceğiniz gibi, bir sürü şey tasnif olur ve netleşir, fakat bir sürü paradoks ve çelişki belirir. Bu tasavvurun değeri tam olarak bu paradoksları ve çelişkileri açığa çıkarmasıdır, ki bu onları mat ya da müphem kılmaz. Aksine çoğu zaman ahenkli ve kavranabilir gözüken şeylerdir matlığı barındıran. Ve öbür yandan antinominin içinde, ayırının/çatlağın içinde, zorluğun içindeyken berraklaşma fırsatları ile karşılaşırız. İşte bu, yöntemimizin üstüne temellendiği bakış açısıdır, ve umuyorum ki ilerleyişimizdir.

Jacques Lacan 1953-1954 Seminer Kitap 1: Freud’un Teknik Makaleleri

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

6 Yorum

Filed under Çeviri

Cinsel fark üzerine — Slavoj Žižek

… Bu tersyüz noktası Evrensel’i kuran istisnadır. [*]

Hegel’in her cinsin tek bir türü olduğu savı, öbür türün cinsin kendisi olduğu savı, aynı paradoksal tersyüz noktasına yöneliktir. Örneğin ‘Zengin insanlar parası olan fakir insanlardır’ dediğimizde, bu tanım ters çevrilemez – ‘Fakir insanlar parası olmayan zengin insanlardır’ diyemeyiz. ‘Fakir insanlar’ ve ‘zengin insanlar’ diye iki türüne ayrılan nötr bir ‘insanlar’ cinsine sahip değiliz: Cins ‘fakir insanlar’dır, bu cinsin türü olan ‘zengin insanlar’ı elde etmek için bu cinse türsel farkı [differencia specifica] (para) eklemek zorundayız. Psikanalizin cinsel fark tasavvuru da bununla homolog gibidir: ‘Kadın iğdiş edilmiş adamdır’. Burada yine bu önerme ‘Adam falluslu kadındır’ diye tersine çevrilemez. Fakat bundan adamın erkek olarak ontolojik önceliği olduğu sonucunu çıkarmak yanlış olurdu. Hegelcilikteki paradoks, türsel farkın ‘kesilmesi’nin cinsin kendisinde teşkil edici oluşudur. Başka bir deyişle iğdiş edilme, adam cinsini tanımlar; iğdişle işaretlenmemiş ‘nötr’ evrensel İnsan, olsa olsa iğdişin inkarını belirtir.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri

Otoyol — Jacques Lacan

Yol, işte ele almaya değecek bir imleyen – yol, çeşitli ulaşım araçlarınızla seyahat ettiğiniz otoyol, Mantes’tan Rouen’e giden yol mesela. Paris demeyeceğim, o özel bir vaka.

Mantes ve Rouen arasında bir otoyol bulunması, tek başına, araştırmacının tefekkürüne kendini sunan bir olgudur.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Yazılarımı neden yazdım — Jacques Lacan

Yazılarımı [Écrits] insanlar onları anlasın diye yazmadım, insanlar onları okusun diye yazdım. Bu ikisi hiç aynı şey değil. İnsanlar hiçbir şey anlamıyor, doğrudur elbette, bir süreliğine, ama yazılar onlara bir şey yapıyor. Bu yüzden de – dışarıdan dikizleyip hayal edilenin aksine – insanlar onları okuyor, buna inanmaya eğilimliyim. İnsanların Yazılarımı satın alıp hiç açmadıkları hayal ediliyor. Foldur bu [false]. Hatta insanlar yazılar üstüne çalışarak kendilerini tüketiyor. Tabii ki Yazılarıma başlayan birinin yapabileceği en iyi şey onları anlamaya çalışmaktır. Ve onları anlayamadığı için, çalışmayı sürdürür. Bile bile onları insanların anlayamayacağı bir hale sokmadım – mevcut şartların neticesi böyle oldu. Konuştum, çok tutarlı ve kavranabilir dersler verdim, ama onları her yıl tek bir makaleye çevirince konuşma konularının toplamına kıyasla inanılmaz yoğuşmuş yazılar çıktı, ve onları Japon çiçekleri gibi suya koymak gerekir açımlanmaları için. Bu kıyaslamadan ne çıkarılacaksa odur.

Jacques Lacan EN: 2013 Dinin Galibiyeti’nden bir alıntı

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Not: Japon Žižekleri

3 Yorum

Filed under Çeviri

KAyıplı olmak — Jacques Lacan

(aynı metnin daha güncel çevirisi için tıklayınız)

Ayrıca rüyaya verilen ifadenin askıya alınışı denebilecek noktada öznenin kendini nasıl konumladığı da görülsün. Öznenin kendisi, kendini konumladığı gibi, kendini üstlendiği gibi, biliyordur, böyle denir, çünkü öteki, ötekinin öznel konumunu bilmiyordur. Ve bilmediği, KAyıplı öznel konumudur, böyle denir. Ölmüş olduğu, sonuçta, elbette ona dokunamayacak bir beyandır. Ölmüş olmaya dair bunun gibi her simgesel ifade, onu geçindirir, esasında onu muhafaza eder. Olan aslında tam olarak bu simgesel konumun paradoksudur: oluşta olmayışın bulunmasıdır, ölmüş olmanın onaylanışının bulunmasıdır, ki bu belli bir tarzda onu ölümsüzleştirmiş olmaz. Rüyadaki mesele de aslında budur. Fakat bu KAyıplı öznel konum, bu küçülmüş öznel değer, onun ölmüş olmasına yönelmez, özünde şudur: bunu bilmeyen o. Öznenin kendini ötekinin karşısında konumlaması işte böyledir. Ayrıca öteki bakımından işletilen bu türde bir korunma –ki anlamı sadece onun bunu bilmemesi değildir, diyebilirim ki sınır noktasında bunun ona söylenmemesi mecburiyetidir de– insanlar arası her iletişimin kökünde hep az çok bulunan bir şeydir, onun neyi bilmesine izin verilebileceği ve neyi bilmesine izin verilemeyeceğidir. Analitik söylemle uğraştığınız her seferinde etkisini tartmanız gereken bir şey bu. Dün akşam, kendini ifade edemeyenlerden, aslında söylemle alakalı engeller hakkında, dirençler hakkında konuşamayanlardan söz ettik. Bu boyut sayesinde bu rüya başka bir rüyaya bağlanabilir: Troçki’nin günlüğünün son sayfasından alınmış bir rüya bu, son savaşın başlangıcında Fransa’da kaldığı son günlerden sanırım. Özellikle etkileyici bir rüya bu. Troçki’nin, belki de ilk defa, bitmez tükenmez dirimsel enerjisinin azaldığına dair ilk ipuçlarını tecrübe etmeye başladığı ana ait bir rüya. Rüyasında gördüğü yoldaşı Lenin, sağlığının yerinde olmasından ve boyun eğmez karakterinden dolayı onu tebrik eder. Diğeri ise, hep diyaloglarda olan muğlaklıkla değerlenen bir tarzda, eski yoldaşına, belki de bu sefer kendisinde, önceden hep bildiğiyle aynı zeminde olmayan bir şey bulunduğunu anlatmak ister. Fakat düşünür, ve dirimsel evrimindeki bu kritik dönüş anında böylesine belirgin tarzda ortaya çıkan bu eski yoldaşına kıyamaz. Ve tam olarak, onun bile, Lenin’in bile çabasının boşa çıktığı zamanlara atıf yapan bir şeyi anımsatmak isteyerek, ona öldüğü zamanı şöyle belirtir: çok çok hasta olduğun zaman. Sanki meselenin tek solukta tam olarak formülleştirilmesi, varoluşunun aynı dönüş noktasındaki aynı Troçki’nin devam eden rüyasında karşısına çıkan bu gölgeyi dağıtacakmış gibidir.

Jacques Lacan 1958-1959 Seminer 6: Arzu ve yorumlanışı, s. 80

Not: Kayıplı ve ayıplı sözcükleri “en défaut” anlamı vermek üzere CAPSLOCK kayması gibi bileşerek KAyıplı oldu. https://fr.wiktionary.org/wiki/%C3%AAtre_en_d%C3%A9faut

8 Yorum

Filed under Çeviri

Mecaz üzerine — Jacques Lacan

Dilin ilkel biçiminde sıfat işlevini üstlenen şeyin mecazlar olduğu söylenmiştir. Öznede bunu confirm ederiz, gerçi burada kendimizi ruhun gizemli ilkel bir işletimi karşısında bulmayız, dildeki yapısal bir gereklilik karşısında buluruz: İmlenen düzeninde bir şey doğurulacaksa, bir imleyenin başka bir imleyenin yerine geçirilmesi zorunludur.

Bana diyeceksiniz ki: Sen bunu nerden biliyorsun? Yani sen niye “hav hav”ın köpeğin yerine geçirilmesini öne sürüyorsun. Öncelikle size derim ki yaygın –ve yakın zamanda bana getirilmiş– bir gözleme göre çocuk, köpeğe “hav hav” diyebildiği andan itibaren, köpekle kesinlikle hiçbir alakası olmayan bir sürü başka şeye de “hav hav” diyecektir, böylece dolaysızca gösterecektir ki buradaki esas mesele aslında işaretin imleyene dönüştürülmesidir: Bu imleyen çok çeşitli yerine geçirmelerle o anda hiçbir önemi kalmayan şeyler bakımından, başka imleyenler ya da gerçeğin birimleri olabilen şeyler bakımından test edilir. Çünkü buradaki mesele imleyenin kudretinin test edilmesidir.

Bunun doruk noktası –size bahsettiğim bilimsel konuşmanın sonunda dediğim şey bununla ilgiliydi– çocuğun en yüksek yetke ve en müthiş ısrarla şöyle bildirdiği kararlaşma anıdır: Köpek “miyav” der, ya da kedi “hav hav” der. Kesin bir kararlaşma noktasıdır bu, çünkü ilkel mecaz, ki saf ve basitçe imleyici yerine geçirmeyle teşkil edilmiştir, bu anda, imleyici yerine geçirmenin uygulanışıyla, nitelendirme kategorisini doğurur.

Jacques Lacan 1958-1959 Seminer 6: Arzu ve yorumlanışı, s. 114

İlk atıf orada teşkil edildiği ölçüde, bu bir mecazdır – “Köpek miyav diye bağırır, kedi hav hav diye bağırır” diye ilan eden atıfla, çocuk, bir çırpıda, hayvanı sesinden kopararak, işareti imleyen işlevine yükseltir, gerçekliği imlemenin sofistikeliğine yükseltir, gerçeğe uygunluğa gösterdiği küçümseme ile, aynı şeye ait çok sayıda nesneleştirmenin doğrulanmasını gerekli kılar.

Jacques Lacan, Écrits

3 Yorum

Filed under Çeviri