Tag Archives: Lacancı

Freudcu psikanaliz Arjantin’de o kadar seviliyor ki mahpuslar bile her hafta gidiyor — Olivia Goldhill

Olivia Goldhill — 20 Ağustos 2016 — qz.com

sigmund_freud_1926-1

Arjantin’deki hapishanede terapiler Freudcu psikanalize dayanıyor. (Wikimedia)

Freudcu psikanaliz Arjantin’de çok revaçta. Kişi başına düşen en yüksek psikolog sayısına sahip olan bu ülkede psikanaliz çocukların tedavisinde standart bir seçenek. O yüzden hapishanelerdeki mahkumların da haftada bir Freudcu psikanaliz almaları anlamlı.

En azından Buenos Aires’teki hapishanelerden birinde, psikolog ve araştırmacı Alicia Iacuzzi’nin 30 yıldır yönettiği programda bu yapılıyor. Mahpuslara yönelik diğer mental sağlık hizmetleri daha Lacancı bir yaklaşıma sahip, Fransız psikanalist ve psikiyatrist Jacques Lacan’ın çalışmalarına dayanmakta, ama Iacuzzi hapishane terapisinde en iyi ilkeleri Freud’un sağladığına inanıyor.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Cinsel olan siyasidir — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 1 Ağustos 2016 — thephilosophicalsalon.com

Ayrı tutulan tuvalet kapıları günümüzde büyük bir hukuk ve ideoloji mücadelesinin merkezindedir. 29 Mart 2016’da Silikon Vadisi ağırlıklı 80 işveren patron, vitrinde Facebook patronu Mark Zuckerberg ve Apple patronu Tim Cook olmak üzere, Kuzey Carolina Valisi Pat McCrory’ye bir mektup yazarak transgender insanların karşıcinse ayrılmış kamusal hizmetleri kullanmasını yasaklayan yasayı kınadılar. “Bu ayrımcı yönetmeliği yasaya çevirme kararınız bizi hayal kırıklığına uğrattı,” diyor mektup. “İşverenler topluluğu her düzeydeki yasa yapıcılara böyle yasaların hem çalışanlarımıza hem de işverenlerimize kötü geldiğini [are bad for] sürekli olarak söylemiştir.” O halde büyük sermayenin ne tarafta olduğu açık. Tim Cook, Çin’de Apple ürünlerini kölelik koşullarında montajlayan yüzbinlerce Foxconn işçisini kolayca unutabilir; ayrıcalıksız kalanlarla büyük dayanışma jestini yapmıştır, gender ayrımının kaldırılmasını talep etmiştir… Çoğu zaman olduğu gibi, büyük işverenler siyaseten doğrucu kuramla yan yana durmaktan gurur duyar.

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri, Makale

Hiatus irrationalis — Jacques Lacan

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

Terin ve özsuyundan akan bu şeyler,
Fırın ya da kanda doğurduğun biçimler;
Senin selin benim rüyam kadar yoğun değil,
Ve bu bitimsiz arzuyla kavga etmezsem eğer,

Senin suyunu aşar, gölge-düşerim çarpmaya
Nereye çektiyse beni şeytanî zihnimin yükü.
Yalnız biri düşer, tepesinde uçtuğu sert zeminin üstüne,
Kara bahtlı, kör ve sağır, hususi anlam tanrısı.

Ama sözlerin hepsi yok oluverir boğazımda,
Fırın ya da kanda doğurduğun şeyler,
Doğa, – öğenin akışı içinde kendimi kaybederim:

İçimde yanarlarken, kışkırtan şeyler seni,
Terin ya da özsuyunda yoğurulan biçimler,
İşte bu alevle ölümsüz aşığın olurum senin.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

>>> Robot şarkı 🤖🌈 <<<

ç.n.: Simon McNamee’nin yaptığı yamultucu çeviriyi beğenmeyerek Žižek and the Slovenian School grubunda kendi çevirimizi yaptık:

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri, Robot şarkı, Şiir

Norveç’in Varolmayışı — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 9 Eylül 2015 — LRB

Afrika ve Ortadoğu’dan Batı Avrupa’ya akan mültecilerin kışkırttığı tepkilerin, ölümcül bir hastalığa yakalandığımızı öğrenince gösterdiğimiz tepkilere benzemesi çarpıcıdır, Elisabeth Kübler-Ross’un Ölüm ve Ölme Üstüne adlı klasik çalışmasında tarif ettiği şemadaki gibi. İlk başta inkâr edilir: “Fazla ciddi değil bu, görmezden gelebiliriz” (ki bunu pek işitmez olduk). Sonra kızgınlık olur –bu nasıl benim başıma gelir?– inkâr geçerlenemedikçe kızgınlık patlar: “Mülteciler yaşam tarzımızı tehdit ediyor; içlerinde Müslüman köktenciler saklanıyor; durdurulmalılar!” Pazarlık yapılır: “Peki, kotalar koyalım; kendi ülkelerinde mülteci kampı açabilsinler.” Bunalım yaşanır: “Mahvolduk, Avrupa Avrupistana dönüyor!” Henüz görmediğimiz olaysa Kübler-Ross’un beşinci aşaması, kabullenmedir. Kabullenme olunca mültecilerle baş etmek için tüm-Avrupalı bir plan çıkarılacaktır.

Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Çeviri, Makale

Famillionaire: bana dengi gibi davrandı, gayet samilyonerce beni dostanatına kabul etti — Jacques Lacan

Geçen sefer bıraktığımız yerden anlatımıza devam edelim, yani Hirsch-Hyacinth’in Lucca kaplıcasında gördüğü Reisebilder yazarıyla konuşurken şunu dediği andan:

Ve Allah’ın bana tüm iyilikleri vereceği ne kadar doğruysa öyle, Salomon Rothschild’le oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet samilyonerce beni dostanatına kabul etti. [*]

İşte başlayacağımız yer burasıdır, böylece kendi bahtı da açılmış samilyoner/dostanat (famillionaire) sözüdür. Bu söz Freud’un çıkış noktası olmakla bilinir. Ben de size bu yolla Freud’un şakalara nasıl yaklaştığını göstereyim.

Bu analiz amaçlarımız bakımından önemlidir –ve maalesef buna muhtacız– çünkü Freud’la birlikte bilinçdışı mekanizmalar diyeceğimiz yerde imleyenin taşıdığı tartışılmaz önemi bize göstermektedir.

[*] “And, as true as God shall grant me all good things, Doctor, I sat beside Salomon Rothschild and he treated me quite as his equal, quite famillionairely.” “Und so wahr mir Gott alles Gute geben soll, Herr Doktor, ich saß neben Salomon Rothschild und er behandelte mich ganz wie seinesgleichen, ganz famillionär.”

samimice + milyoner = samilyonerce
dostane + saltanat = dostanat

Seminer 5’ten

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

4 Yorum

Filed under Çeviri

Özgür dünyada özgürlük: Uzakın hukuka dönüşür — Maria Aristodemou

Özet

Makalem Robert Burt’un yazısından yola çıkarak Lacancı hukuk analizinin Robert Burt’ün (haklı olarak) reddettiği şeyden ve Burt’ün geliştirdiği alternatif psikoterapötik senaryodan nasıl farklılaştığını vurgulamaktadır. Lacancı analizde yeni karakteristikler dediğim şeylere odaklanmaktayım, özellikle de insan öznesinin dille iğdiş oluşundaki ısrarına, ki bu iğdiş “özgürlük” ve “özgür konuşma” anlayışımızı, dolayısıyla Hukuk’un kendi iğdiş oluşunu sorun eder. Özne adına Ben [Ego] psikologlarınca yapılan iddiaları birer birer soymamız, Lacancı analizin idealde açığa çıkardığı şeye, yani öznenin uzakın nüvesine ulaşmamızı sağlar. Bunu Öldürme Edimi [The Act of Killing] filmiyle örneklemekteyim, bu belgesel öznenin kalbindeki uzakın nüveyi göstermekle kalmaz, bizzat Hukuk olan uzakınlığı da gösterir. Hukuk ve psikanaliz arasındaki karşılaşma, vardığım sonuca göre, müşterek anlayışa götürmenin çok ötesinde, analizanın mazeretlerinin çözdürülmesine götürür, ve böylece, psikanalizin sahneden tamamen çekilmesine götürür.

Anahtar sözcükler

Hukuk; Psikanaliz; Lacan; Freud; İğdiş; Dil; Uzakın

Dümdüz Kaynak Yerlendiricisi

http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0160252716301455

(İngilizce özet)

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim, Makale

Cinsel ilişkinin yokluğu ve iki evrensel — Jacques Lacan

Gelin biz gene bu yanıt işlevini bir apologla örnekleyelim, psikologun bize sağladığı bağıran bir logla örnekleyelim, çünkü can bağırır, hatta, petit (a) telaffuzu ile, b(a)ğırır [1].

Sorun şu ki psikolog, kendi sahasını ancak teolojiyle destekleyebildiğinden, psişik olanın normal olmasını ister, sonuçta onu baskılayacak şeyler geliştirir.

Özellikle de Innenwelt ve Umwelt, böylece insanın hiç çıkmadığı labirenti yapan voltacı-insana [homme-volte] dikkatini vermekle daha iyi edecektir.

Uyaran-yanıt çifti ona bu icatlarını itiraf ettirir. Yanıt bireyin kendini canlı tutmasını sağlayan şeydir, ne güzel, ama bunun çabucak ve kötü bitmesiyle beliren soruyu, hayatla bireyin tekrar-üremesi çözer, dolayısıyla soru da tekrar-üremiş olur, yani bu durumda tekrar-LAN!-mış olur. [2]

Bilinçdışında keşfedilen şey aslında budur, sonradan bunun bir yanıt olduğu anlaşılır, ama uyaran olmasından dolayı.

Gene bu yüzden, ne olursa olsun, psikolog voltacı-insanın tekrarlamasına geri döner, bunun da bilinçdışında üretildiğini biliriz.

Hayat kuşkusuz ürer, niye ve nasıl Allah bilir. Yanıttan gelen şeyse olsa olsa bir soru olur, hayatın üremesini destekleyen bir ilişki barındırmaz.

Bilinçdışından gelen şu formül hariç: “İnsan nasıl ürer?”

— “Sorunun üremesiyle” diye yanıtlanır. Ya da “seni konuşturmak için” denir, ya da bilinçdışında dışarılmış olur.

İşte buradan iki tane evrensel elde etmemiz gerekir, (“lar” olup kendi oluşlarına inanan) konuşmacıları birbirinden ayırmaya yetecek tutarlılıkta iki tane bütün, eş-adımlarla ulaşırken ayakları fazla birbirine dolanmayacak iki tane yarım-benlik [3] elde etmemiz gerekir.

(L’Étourdit, EN: C. Gallagher)

[1] ç.n. Fransızcadaki sözcüğün “köşeye sıkışmak” “havlamak” gibi anlamları var.

[2] ç.n. Fransızcadaki ré-pète, İngilizcede re-fart yani tekrar-osurmak anlamına geliyor.

[3] ç.n. Fransızcadaki moitiés: “yarımlar” demek ama hemen sonraki cümlede “moi” (ben) ile ilişkilendirilecek.

4 Yorum

Filed under Çeviri

Hatırlamak & Unutmak — Russell Grigg

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

LC
lccom

◇

LCEXPRESS Lacancı Pusula’nın yeni biçimini sunar. Hem klinik için hem de çalışma günleri ve konferans buluşmaları öncesinde erişilmek üzere önemli metinleri dinamik vakitlerde sunmayı hedefler. Kuramsal çalışmalar ve klinik pratikler yayınlayan LCEXPRESS hem Lacancı geleneğin uzundur bilinen kavramlarını hem de yeni bıçak sırtı [cutting edge] formülleştirmeleri vurgulamaktadır.

Precis

Bu kışkırtıcı ve özenle inşa edilmiş makalesinde Russell Grigg hem Freud hem de Lacan’ın yas ve melankoli kavramlarını gözden geçirerek bu terimlere dair anlayışımıza müdahale ediyor. Grigg öncelikle yas işinin kaybedilmiş nesnenin silinmesiyle sona erdiğini kabul eden Freudcu mefhuma karşı çıkıyor ve bize Freud’un kendi kızının ölümünden sonra yaptığı gözden geçirmeyi hatırlatıyor. Lacan’ın çalışmasını temel alarak “anılaştırma” [memorialization] terimini öneren Grigg’e göre nesnenin anılaştırılması, “nesnenin yok oluşuna dair Öteki’nde, simgeselde bir kayıt bırakılmasını şart koşar.” İkinci olarak Grigg melankoli ve psikoz arasındaki koşutlukları belirtiyor. Lacan’da a nesnesinin icadından sonra psikoz mefhumunun genişlediğini, istila edici imgesel keyfiyet (Schreber’deki gibi) odağından çıkıp nesnenin gerçeğiyle dolaysız yakınlaşmaya odaklandığını gösteriyor, ve Grigg melankolide cereyan eden şeyin aynen bu gerçekle karşılaşma olduğunu öne sürüyor. Grigg’in açıklamasına göre anılaştırma, nevrotiğin a nesnesine karşı korunmasını tamir edecek fallik bir işlevin yeniden inşa edilmesi boyunca yas işine yardımcı olur. Fakat, melankolide nesnenin gerçeğini örten suretler düşer, yani melankoli sonu gelmez bir yas değildir, daha çok, gerçek olanla kaçınılmaz bir yüzleşmedir.

Nancy Gillespie, Eş-Editor

◇

Hatırlamak & Unutmak

Russell Grigg — Mayıs 2016 — LC EXPRESS 3(2)

“Yasta ‘başarı’ nedir? Hatırlamakta mı yatar yoksa unutmakta mı?”
Julian Barnes

Yas nedir? Sahiden, bir insanın sevdiği birini kaybettiğinde, yani gerçekten sevdiği birini kaybettiğinde başından geçen bu olay nedir?

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri, Makale

Büyücülük ve bilim üzerine – Jacques-Alain Miller

Kilise daha en baştan bilimsel söylemin gelip doğa diye koruduğu gerçeğe bulaşacağını algıladı, ama Galileo’yu hapsetmek karşı konulmaz bilimsel dinamiği durdurmaya yetmedi. Latince torpitudo diye, kâr, kazanç iştahı diye nitelenmesi kapitalizmin dinamiğini durdurmaya nasıl yetmediyse öyle – kâr anlamında Latince torpitudo sözcüğünü kullanan Aziz Thomas’tır.

Ümitsiz dava, ama Lacan şunu da demişti: Kilisenin davası belki de bir galibiyeti duyurur. Peki neden? Çünkü doğadan azat edilen gerçek o kadar beterdir ki giderek daha dayanılmaz hale gelir; kaybedilmiş düzene dair nostalji gibi bir şey vardır ve telafi edilemese de bir yanılsama gibi geçerliliğini sürdürür. Bilimsel söylemin fiilen açığa çıkışından önce, gerçeğe dokunmak için bir arzu; doğa üstüne eylemek, ona itaat ettirmek, onun gücünü harekete geçirmek ve yararlı kılmak biçimi altında ortaya çıkıyordu. Nasıl? Bilimden önce, diyelim ki bilimsel söylemin açığa çıkışından yüz yıl önce, bu arzu büyü denen şeyde tezahür etmişti. Büyü, çocukları eğlendirmek için kullandığımız gözbağı numaralarından farklı bir şeydir. Lacan büyüye o kadar önem verir ki Yazılarının son metni “Bilim ve Hakikat”te büyüyü hakikatin dört aslî konumundan biri olarak işaretler: büyü, din, bilim, psikanaliz. Bu dört terim ünlü dört söylemden bir şeyleri sezinler. Büyüyü doğrudan doğadaki imleyenin çağrısı diye tanımlar, ruh çağırma [incantation] imleyeni temelinde. Konuşulması –birinin, yani büyücünün konuşması– doğayı konuşturmak içindir, onu aksatmak içindir, bu da gerçeğin ilahi düzenini ihlal eder, öyle ki büyücülük bir cadılık türü sayılarak büyücülere eziyet edilmiştir. Fakat bu büyücülük, bu büyü deliliği, bilimsel söyleme duyulan özlemin dışavurulması gibiydi. Bilge Francis Yates’in savı buydu, ona göre hermetisizm bilimsel söylemin yolunu hazırlamıştır. Şu da tarihsel bir olgudur ki bizzat Newton seçkin bir simyacıydı. Ekonomist Keynes bu konuda yazdı, Newton’un yerçekimi yasalarına kıyasla çok daha fazla vaktini simyaya adadığını söyledi… Bilim tarihi branşında araştırma konusudur diye söylüyorum. Ama Alexandre Koyré’yi takip etmekle daha iyi ederiz, o aradaki farkta ısrar etmiştir: Büyü doğayı konuştururken bilim onun çenesini kapar. Büyü retorik ruh çağırma ya da kovuşturmadır [purgation]. Bilimde konuşma yazıya döner. Galileo’nun dediği gibi: Doğa matematiğin dilinde yazılmıştır. Şunu hatırlamalıyız ki öğretisinin aşırı ucunda Lacan –artık psikanalizi bilimsel kılma hırsı olmadığında– korkmadan sormuştu: Psikanaliz bir çeşit büyü değil mi? Bunu sadece bir kere söyledi, ama düşünülecek bir yankısı vardır. Böylece elbette doğanın mutasyonu başlar, Lacan’ın aforizmasıyla ifade edersek: “gerçekte bilgi vardır”. Yenilik budur, doğanın içine bir şey yazılmıştır.

Jacques-Alain Miller 2012 “21’inci Yüzyılda Gerçek” sunumundan

1 Yorum

Filed under Çeviri

Belçika Bunalımları — Stijn Vanheule

pils

Stijn Vanheule — 7 Mayıs 2016 — thelacanianreviews.com

Dünya çapında psiko-eczai ürünlere artan erişim, tüketimi de yükseltiyor. Belçika örneğine bakalım: Ulusal Eczai Sosyete verilerine göre 1996’da eczacılar yaklaşık 95 milyon tanımlı günlük doz anti-depresan satmış. Yirmi yıl sonra tüketim üç katından fazla: 2015’te bu eczai üründen neredeyse 314 milyon tanımlı günlük doz pazarlanmış. Yıllar içinde düzenli artış göstermesi dikkat çekici. Tüketim her yıl 11 milyon günlük doz civarında yükselmiş, 11 milyon nüfus için hatırı sayılır bir yükseliş. Anti-psikotik ilaç kullanımında da çok keskin olmasa da benzer bir yükseliş var: 1996’da 22 milyon tanımlı günlük doz, 2015’te ise 50 milyon civarında tanımlı günlük doz satılmış.

Belçikalı politikacılar ve sağlık sigortacıları, tüketimdeki bu yaygınlaşmanın genel sağlık bakım [healthcare] bütçesini olumsuz etkilemesinden endişeli. Yaygınlaşmayı durdurmak için sağlık bakım psikologları getirilirse belki sorunun çözüleceğine inanılıyor. Belçika sağlık bakım sistemi, (genel pratisyenlerle yakın ilişkide çalışsalar da) psikologlarla yapılan görüşme masraflarını henüz karşılamıyor, ama bu yakın gelecekte değişebilir. Sağlık bakımı için bir psikologlar ağı kurmaktan söz ediliyor, böylece bu psikologlar masrafın karşılanacağı sınırlı sayıda (muhtemelen en fazla 5) görüşmeyle hastaların mental sağlık sorunlarına daha farklı yaklaşacak (bilgi sağlayacak, öz-yönetim stratejileri öğretecek …). Bu sayede eczai tüketim azaltılacak.

Naif bir inanç bu. Yaygın mental acının ilaç tüketicisine ürün sağlayarak verimli bir karşılık bulabileceği fikrine dayanıyor. Kapitalist söylemin yapısına dair Lacan’ın fikirlerini izlersek, bu cevapların başlangıçta yatıştırıcı bir etkisi olabilir. Fakat sonunda özneyi tatminsiz bırakırlar. Kapitalist söylem daha yeni yeniliklerle problemin çözüleceği düşlemini besler, ya da alternatifinde, eski günlerde hayatın daha az karmaşık olduğuna dair nostaljik bir kurgu oluşturur.

Aşırı ilaç tüketimi krizindeki gerçek mesele, öznenin statüsüdür. Kapitalist söylem özneye soru sorduğu konularda yardım etmeyi amaçlar. Bunun etkisi hiç sonu gelmez bir yenilik arayışıdır. Aslında bu söylemsel sistemde, öznel tatminsizliğin pazarda karşılık bulması gereken bir talebe indirgenebileceği varsayılır. Özne, kendi krizi ($) karşısında anahtar (S1) bulmaya çalışırken Öteki’ne inanmaz; ona göre öteki, bir portföy dolusu cevabı olan enstrümantal bir uzmandan (S2) ibarettir.

Psikanalitik söylem bunun aksine, özneye soru soruyor olması bakımından karşılık verir. ‘Kriz dostu’ olan Lacancı psikanalist, öznenin trajedisinin a nesnesiyle oluştuğunu varsayar: öznel tatminsizlik cevaplanamaz ve çözülemez [cannot be answered or solved], ama onun ısrarı karşısında bir yanıt [response] formülleştirilebilir. Böylece savoir-faire bulma projesiyle psikanalist, çağdaş [contemporary] özneye öğretici bir partner olabilir.

1 Yorum

Filed under Çeviri