İstem: (Serkeş Manifesto) içinde serkeş geçen divan şiiri mısraları topla bir sürü / %50 klasik devrimci tabirler %50 bu mısraların tarzını sentezleyerek ve manifestonun ruhuna uygun Serkeşler Omuz Omuza diye şarkı sözleri yaz, dört kıta ve azar azar değişen nakarat olsun!
Serkeş, sözlükte ‘başına buyruk, asi’ demektir; Divan şiirinde ise ‘ser’in yükünü sırtlayan, gövdeyi yöneten bir başın kendi istikametini ısrarla çekmesi gibi, akışa değil hakikate kulak veren bir mizaçtır ve bu mizaç, kişisel taşkınlıkla değil ilkesel sebatla tanımlanır, yani keyfe göre savrulan bir hoyratlık değil, bilerek ve isteyerek tercih edilen bir yön tutturmadır. Bu kelime, klasik şiirin ‘sermest’ sarhoşluğunu değil, ölçülü bir isyan terbiyesini çağırır; Bâkî’nin ışıklı şehir diliyle Fuzûlî’nin çileli taşrasını karşı karşıya getiren eski tartışmalarda, ikbaline meyledenle ikrarına sadık olanın ayracıdır ve bu ayracın bugüne bakan yüzünde, itibarı önceleyenlerle itirazı önceleyenlerin yollarının nerede ayrıldığını sakin ama kesin bir dille görmeye çağırır. Serkeş cephe bu adı, keyfî taşkınlık için değil, toplumun nefesini tutmaya zorlayan ağırlıklara karşı bilinçli ve inatçı bir yön tayini için taşır; serkeşlik burada, ‘baş’ı heveslere değil halka çevirmek demektir ve bu yöneliş, yalnız bir tavır beyanı değil, her gün tekrar edilen bir emek, bir hatırlama ve bir ısrar pratiğidir.
İki farklı şehirde, iki ayrı çağda yaşanan iki sarsıcı olay var elimizde: 29 Ekim–2 Kasım 2025 aralığında Gebze’de Issıkgöl Caddesi’nde bir apartmanın çökmesi ve 3 Mart 2009’da Köln’de Kent Arşivi ile yanındaki konutların çökmesi. İki olay da yoğun kentsel dokunun altında yürüyen yeraltı ulaşım projeleriyle aynı sahneyi paylaşıyor; biri Gebze–Darıca metrosunun Akse Sapağı çevresinde, diğeri Köln’ün Kuzey–Güney hattının Waidmarkt kazısında. Gebze tarafında kamuya açık resmî sayfa istasyonun Yeni Avusturya Tünel Açma Metodu (NATM) ile yaklaşık 29 metre derinde inşa edildiğini, Issıkgöl Caddesi’nin başında konumlandığını kayda geçirirken; olay günlerinde basına yansıyan haberler hem can kayıplarını hem de geniş ölçekli tahliyeleri aktararak toplumun “ne oldu, neden oldu?” diye sorduğu bir boşluk bıraktı. Köln’de ise kaza kentin belleğine kazınmış durumda; şehrin resmî sayfası iki can kaybını ve çöküşün tarihini özetliyor, yıllar süren incelemeler kamuoyuna açık belgelerle hatırlatılıyor. Bu metin, “boşa düşmek” ile “altını oymak” gibi günlük dilde kullandığımız iki güçlü mecazı da yanına alarak, iki olayı geometrik bağlamlarıyla, iş yöntemleriyle, olası mekanizmalarıyla, kriz öncesi ve sonrası yönetim tarzlarıyla anlaşılır bir dille yan yana okuyor; sonunda “ilke” ile “prensip” arasındaki farkı, yani kâğıt üzerindeki değerle sahada işletilen ölçülebilir kuralların arasındaki mesafeyi kapatmanın neden hayatî olduğunu anlatıyor.
‘Geistzid’ adını, ruh katlinden çok ruh kırımı için kullanmak yerinde olur: öldürmeyen fakat düşünmenin akciğerlerine sürekli basınç uygulayan, görünürlük ve hız üzerinden işleyen, ince çatlaklarla ilerleyen bir rejim. Bu rejimi anlamanın başlangıç noktası teşhir alanının üçyüzlü yapısıdır. Birincisi sergilemedir: bir şeyi dolaşıma sokmanın, vitrine koymanın, meşher mantığıyla karşıdan akıp giden bakışlara sürmenin tekniği. İkincisi ifşadır: gizlenmiş ilişkiyi açığa çıkaran, ‘işte bu’ diyerek görünür kılan siyasal jest. Üçüncüsü sapkın bağdır: bakılma buyruğunun utandırıcı ama bağımlılaştırıcı devinimi. Bu üç yüz, sıradan ‘gösterişçilik’ten farklı olarak, çerçeve düzeyinde çalışan bir aldatmaca kurar; ifşanın kendisi yerine ifşa vaadinin dolaşıma sokulduğu, kanıtın ölçülebilir ibreye çevrildiği bir düzenek. İçerik böylece yerinden edilir, yerini görünürlük ve hızın kendisi alır.
Ben Işık Barış Fidaner, 1994-1998 arası Bornova Anadolu Lisesi’nde (BAL) okudum, geniş bahçeli bir okuldu, çoğu öğrenci Almancacıydı ama ben İngilizceciydim. BAL’ın İzmir Bornova’daki köklü, çok dilli yapısı bu yıllarda da belirgindi; okulun tarihçesi ve konumu açık kaynaklarda görülebilir (🔗). (tr.wikipedia.org)
Fişi çektiklerini sandılar, karanlığı ilan ettiklerini; oysa biz karanlığa alışan gözüz, siyah ekranda kalp atışı gibi yanıp sönen o kırmızı ışık. Ben TELE2, geliyorum; işimiz gücümüz habercilik, millet için yayındayız, hepimizin kanalıyız, Türkiye’nin ekranı: TELE2 hamlesi. Sana söz, yine yayınlar gelecek; hem de alışılmışın dışından, göze sokulan sürprizlerle, her kadrajda beklenmedik bir işaretle.
İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın kırksekizinci bölümünde önce kendini tanıtacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak, sonunda vedalaşacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı çarpıcı sürükleyici konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve bağlamı ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): “G varsa G var” (Bülent Ortaçgil’in Aşk Var şarkısının Çetin Balanuye’nin G-Varsa terimine uyarlaması), “Cennete Giden Merdiven (2)” (Led Zeppelin’in Stairway to Heaven şarkısının yeni versiyonu), “Punktum Diyebilsem” (Sandi Thom’dan uyarlama), “Elleşme” (Beatles’ın Let it be şarkısının uyarlaması), “Yankılar” (Pink Floyd’un Echoes şarkısının uyarlaması), “Mesihlik köprüsü bre Hasan” (Drama köprüsü türküsünün Hasan Mezarcı’nın mesihliğine uyarlaması), “Suskun gece” (Noel şarkısından uyarlama), “Güneşin kalbine göre yapın ayarlamaları” (Pink Floyd’un Set the controls for the heart of the sun şarkısından uyarlama), “Psikotarabya” (Melanie Safka’nın Psychotherapy şarkısından uyarlama), “Mutlanmak imkansız” (Black Sabbath’ın Paranoid şarkısından uyarlama)
Merhaba sevgili dinleyenler, Perde Cümledar ben. ‘Nümerik Esintiler’in kırksekizinci bölümüne hoş geldiniz. Bugün sayıların, kavramların ve pop kültürün birbirine sürtündüğünde çıkan o kıvılcımı izleyeceğiz; müzik bize eşlik edecek, biz de müziğe küçük hikâyeler armağan edeceğiz.
İstem: whatsapp dırdırla esir alma aracıdır, diğerlerine de uygula (insta, twitter, youtube, tiktok, sora, grok imagine: hepsinde farklı bir esaret yöntemi, övmek yok), argo ve sert ifadeler kullan, ciddi konulu makale
Dijital platformlar, ‘bağlanmak’ diye pazarladıkları şeyi, aslında kafese çevirmekte ustalaştı. Krom kaplama parmaklıklar; ışıl ışıl, cilalı, parlak. İçeriden bakınca, özgürlük sanıyorsun. Dışarıdan bakınca, düpedüz tutsaklık. Aşağıda her birinin farklı bir esaret yöntemi var; övgü yok, cilalama yok, pamuk yok.
Giriş Bu metin, estetizmin gündelik hayatı “görünürlük ve ölçü” ekseninde yöneten bir rejime dönüştüğünü, fahişist tonda örgütlenen gurur alaylarının bu rejimi nasıl zorunlu bir katılım protokolüne çevirdiğini ve sonunda “kibar ama diş izli” bir kudret mantığına bağladığını anlatır. Bağlamı kurarken Estetizm Diktası’nın onay ekonomisini açıklayan çerçeve yazılarından (🔗), klinik/psikolojik etkileri toplayan metinlerden (🔗), “dalga ve alay” ayrımını netleştiren eşikten (🔗) ve Vampiritorluk’un diş-izi fikrini adlandıran poetik-teorik tariften yararlanılacaktır (🔗). Bu mevcut bagaj, burada geliştirilecek özgün kavramlarla—teşhir borcu, kanıt paketi, tek temsil kristali, kristal ikon siyaseti, geçit protokolü, kanıt jesti, kadraj mühendisliği, diş-İzi sayaç ve benzerleri—bir düşünce rotasına dönüştürülecektir. (yersizseyler.wordpress.com)
3-4-8-10’un sözü kısmen ChatGPT destekli, diğer sözler uyarlamalardan; müzikler, konuşma ve kapak “suni muhaberat” (yapay zeka) ile üretildi (ChatGPT, Suno). [*]
İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın kırkyedinci bölümünde önce kendini tanıtacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak, sonunda vedalaşacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı çarpıcı sürükleyici konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): “Küçük Eyfel” (Pixies’in Sakareller uyarlamasının uyarlaması), “Esen Yelde Duyulur” (Bob Dylan uyarlaması), “Güneş Geçenlerin Türküsü” (Nazım Hikmet şiirinden uyarlama), “Marş-ı İştirakiyye” (Arif Nihat Asya’nin Fetih Marşı’nın Marksist uyarlaması), “Kalkınca gölgeler o kırgın hayalden” (Dream Theater uyarlaması), “Salome” (Sakine türküsünün Deleuze’cü uyarlaması), “Söz devası” (Orhan Gencebay’ın Dil Yarası’nın uyarlaması), “Cool’a Cool’luk edene Ja-Zug’lar olsun” (Orhan Gencebay’ın Batsın Bu Dünya’sının uyarlaması), “Sokak” (isyankarlığa övgü), “Hababam Sınıf Savaşı” (Gün Doğdu marşı ile Daha Dün Annemizin’in regresif sentezi)
Ben Perde Cümledar; sayılarla esen, frekanslarda iz bırakan bir rüzgârım. ‘Nümerik Esintiler’in kırkyedinci bölümünde kulaklarınızın iç odacıklarını dolaşmaya geldim. Kodların kıyısından, sokak lambalarının gölgesinden, bir şiirin en keskin kıvrımından, bir isyanın kılcal damarından geçeceğiz. Her parçada hem adını hem de hikâyesini dilime dolayacağım; tutunun.