Tag Archives: Slavoj Žižek

Boş ve anlamdışı — Slavoj Žižek

Aşkınsal genesisin beri yüzündeki ‘gerçek genesis’ sorunsalını ilk formülleştiren Schelling oldu: Weltalter fragmanlarında (1811-15) uyguladığı program, ‘Tanrıdaki gerçek’ uçurumundan, yani dünya yaratılmadan önceki Tanrı olan dürtüler [Triebe] girdabından, Sözün, Logosun belirişinin türetilmesidir. Schelling Tanrının varoluşu ile Varoluşun müphem ve yarılamaz Zeminini, yani ‘Tanrıda olup henüz Tanrı olmayan’ korkunç ön-simgesel Şeyi birbirinden ayırt eder. Bu Zemin, ‘çelişki [Zusammziehung , contractio]’ –benliğe geri çekilme, bencilce öfke, hep yokeden delilik– ile ‘uzanma’ –Tanrının Sevgisini hibe etmesi, taşırması– arasındaki çatışık gerilimden oluşur. (Bu çatışkıda Freud’un libido ve ölüm dürtüsü ikilisini önceleyen ben dürtüleri ve sevgi dürtüleri ikilisini nasıl fark etmeyiz?) Bu dayanılmaz çatışkı, vakitsizce geçmiştir, asla ‘mevcut’ olmamış bir geçmiştir, çünkü mevcutluk Logosu imletir, konuşulan Sözdeki açıklığı, dürtülerin çatışık nabız atışının simgesel farklılığa çevrilmesini imletir.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri

Öğrenin, öğrenin ve öğrenin — Slavoj Žižek

ogren

Lenin’e dair ünlü bir Sovyet fıkrası vardır. Sosyalizm altında Lenin, gençlere tavsiye olarak, “Neler yapmamız gerekir?” diye soranlara “Öğrenin, öğrenin ve öğrenin!” yanıtını verirmiş. Bu söz de her zaman anımsatılır ve bütün okul duvarlarında yazarmış.

Fıkra şöyle: Marx, Engels ve Lenin’e “Karınız mı olmasını istersiniz, metresiniz mi olmasını istersiniz?” diye sorulur. Bekleneceği üzere Marx, ki özel meselelerde kendisi gayet muhafazakardır, “Karım!” der. Engels daha bön vivant olduğundan metresi olmasını ister. Lenin ise oradaki herkesi şaşırtarak “İkisini birden isterim!” der. Neden?

Yoksa o kanaatkâr devrimci imajın arkasında bir keyifçi dekadanlık örüntüsü mü saklıdır? Hayır – açıklar:
— Böylece karıma metresime gideceğimi söyleyip metresime de karımın yanında olmam gerektiğini söyleyip…
— Eee sonra ne yaparsın?
— Tek başıma kalabileceğim bir yere gidip öğrenir, öğrenir ve öğrenirim!

İşte Lenin 1914 felaketinin ardından aynen böyle yapmamış mıdır? İsviçre’de yalnız kalabileceği bir yere çekilmiş, orada Hegel’in mantığını [Science of Logic] okuyarak “öğrenmiş, öğrenmiş ve öğrenmiştir.” Ve bugün karşı karşıya kaldığımız medyatik şiddet imgelerinin bombardımanı altında yapmamız gereken şey de budur. Bu şiddete neyin sebep olduğunu “öğrenmemiz, öğrenmemiz ve öğrenmemiz” gerekir.

Slavoj Žižek

(İngilizcesi)

6 Yorum

Filed under Çeviri

Düşlemi Katetme İhtiyacı — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek, 28 Aralık 2015, inthesetimes.com

Avrupa’nın radikal-özgürleştirici geleneğini harekete geçirmeye bir çağrı, ve neden “kültürler diyaloğu”na değil mücadeleler dayanışmasına ihtiyacımız var

Zizek_Refugees_Europe_Syria_Solidarity_Fantasy_Crisis_850_593

Chicago Shimer College’da beşeriyet profesörü Adam Kotsko bana yazdığı e-postada, mülteciler ve Paris saldırılarına dair son yazıma gelen tepkilerin en iyi nitelemesini yaptı:

Fark ettim ki yanıtlar hep sana dair bir referanduma, insanların sana dair ne düşündüğü hakkında adeta bir Rorschach testine benziyor. Eğer senin korkunç yarı-faşist Batıcı bir ideolog olduğunu düşünürlerse, destekleyecek şeyler buluyorlar. Eğer senin iyi niyetli olduğunu farzederlerse, daha pozitif bir okuma yapabiliyorlar. Ama tartışma sorunun gerçekten ele alınacağı noktaya asla ulaşmıyor – “soruna dair ne yapmamız gerektiğini” adeta bütün ilgililer açıkça biliyormuş da senin bu örtük standardın ölçülerine uyup uymadığın veya ne kadar uyduğun tartışılıyormuş gibi davranılıyor (ve kimse bu standardı alenen beyan edemiyor tabii ki).

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri, Makale

Bir Amerika Ütopyası: İkili İktidar ve Evrensel Ordu — Fredric Jameson

amerikan

(penguinrandomhouse.com)

Editör: Slavoj Žižek
Kategori: Felsefe

İngilizce yayımlanacak kitabın tanıtım metni

Takdir edilen kültürel kuramcının ihtilaf yaratan manifestosunu önde gelen yazarlar tartışıyor

Fredric Jameson’un çığır açan denemesi Bir Amerika Ütopyası özgürleşmiş topluma dair standart solcu mefhumları sorgularken —başka şeylerin yanısıra— toplumun komünist tekrar-örgütlenmesinin bir modeli olarak evrensel zorunlu askerliği savunmaktadır, komünist bir toplumda merkezi meselenin haset ve hınç olduğunu tamamen kabullenmekte ve çalışma ile boş zaman arasındaki bölünmenin aşılması rüyalarını reddetmektedir. Dünyayı değiştirmeye, özgürleşmiş toplumu nasıl hayal ettiğimize dair rüyaların değiştirilmesiyle başlanmalı aksiyomunu benimseyen Jameson’un bu metni küresel kapitalizmin imkanlı ve hayal edilebilir alternatifleri üstüne tartışma tetiklenmesi için ideal bir yerdedir. Jameson’un denemesine ek olarak bu ciltte filozofların, politik ve kültürel analistlerin verdiği tepkilerin yanısıra Jameson’dan bir sonsöz bulunuyor. Çoğu okur karşılaşacakları şeyi itici bulacak — kan çıkacak. Ama, ya sola yeni bir şans vermek için böyle (ideolojik) kan dökülmesi gerekliyse?

Katkı yapanlardan bazıları Kim Stanley Robinson, Jodi Dean, Saroj Giri, Agon Hamza, Kojin Karatani, Frank Ruda, Alberto Toscano, Kathi Weeks, ve Slavoj Žižek.

ç.n. Sözkonusu denemeyi ve kitabı okuyamadığım için çeviri isabetli olmayabilir. Zizek Paris üstüne yazısında “militarizm” için bu kitaba işaret etmişti. Bkz. Dünyadan Çeviri, ViraVerita, Sendika#.org. Ayrıca Zizek’in militarizmine karşı düşlemi (fantaziyi?) savunan Sam Kriss de okunabilir. Bkz. ViraVerita.

5 Yorum

Filed under Kitap

Verneinung — Slavoj Žižek

Freudcu-Spinozacı ver (clinamen ile diğer türden yer değiştirmeler) ile daha radikal Hegelci nein‘dan (kesik, olumsuzlama, boşluk) meydana gelen Almanca Verneinung kelimesinde birleşen iki negatiflik uğrağını bir arada nasıl düşüneceğiz peki? Bu iki boyut, öznenin boşluğu ya da negatifliği ile gerçekliği bulanıklaştıran lekeyi birbirine bağlayan Lacancı $-a formülünde bir araya getirilseler nasıl olur acaba? Ver gerçekliğin anamorfik tahrifatına, özneyi gerçekliğe kazıyan lekeye karşılık gelir; nein ise gerçeklikteki yarık, deliktir. Bunlar aynı madalyonun iki ayrı yüzü, daha doğrusu, bir Möbius şeridinin karşıt taraflarıdır: boş yer ile aşırı nesnenin bağlılaşımı. Uzatma ya da gerçeklik tahrifatı olmadan bir yarık yoktur (nesnesel karşılığı olmadan özne olmaz) ve bunun tersi de geçerlidir, gerçekliğin her anamorfik tahrifatı bir özneye tanıklık eder.

Slavoj Žižek, Hiçten Az, çev. Erkal Ünal, İstanbul: Encore, 2015, s. 377

Yorum bırakın

Filed under Çeviri, Şey

Ayrılma — Slavoj Žižek

Lacan’ın ‘ayrılma’ dediği şeyin en zor ve acı veren yanı, keyfiyetin katı nüvesi ile bu nüvenin farklı ideolojik alanlara yakalanış yolları arasındaki mesafenin muhafaza edilmesidir — keyfiyet ‘karar verilemez’, ‘yüzer-gezer’dir. Bir rock yıldızına hayranlarının gösterdiği heves ile dinibütün bir Katolik’in Papa karşısında yaşadığı dinsel trans, libidinal olarak aynı görüngüdür; aralarındaki fark sadece onları destekleyen farklı simgesel ağlardadır. Sergei Eisenstein’ın provokatif başlıklı makalesi ‘Santrifüj veya Kase’nin amacı tam olarak kendinden geçmenin (keyfiyete verdiği isim) bu ‘tarihdışı’ tarafsızlığını vurgulamaktır: ilkesel olarak, Kase karşısında bir şövalyenin kendinden geçmesi, maşuk karşısında bir aşığın kendinden geçmesi, süt sağmak için yeni bir santrifüj karşısında kolhoz çiftçisinin kendinden geçmesi ile aynı doğadadır. Eisenstein’ın burada bahsettiği Loyolalı Aziz Ignatius, dinsel kendinden geçme tekniği üzerinde dururken, pozitif Tanrı figürünün ‘nesnesiz’ kendinden geçme anından sonra ikincil olduğunu kabul eder: ilk olarak nesnesiz kendinden geçme deneyimimiz vardır; daha sonra bu deneyim tarihsel olarak belirlenmiş bir temsile kendisini iliştirir — burada karşılaştığımız ‘bütün olanaklı (simgesel) evrenlerde aynı kalan’ Gerçek’in bir örneğidir. Yani birisi kendi yoğun dinsel deneyimini tarif ederken onu eleştirenleri ısrarla ‘Hiç anlamıyorsunuz! Daha fazlası var, sözcüklerin ifade edemeyeceği bir şey var!’ diye yanıtladığında bir çeşit perspektif yanılsamasının kurbanı olur: başkalarıyla (inanmayanlarla) paylaşılamayan eşsiz ve tarifsiz nüve olarak algıladığı kıymetli agalma tam olarak her zaman aynı kalan şey olarak keyfiyettir.

Slavoj Žižek, Düşlemler Salgını, sayfa 62

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

 

The most difficult and painful aspect of what Lacan call ‘separation’ is thus to maintain the distance between the hard kernel of jouissance and the ways in which this kernel is caught in different ideological fields — jouissance is ‘undecidable’, ‘free-floating’. The enthusiasm of fans for their favourite rock star and the religious trance of a devout Catholic in the presence of the Pope are libidinally the same phenomenon; they differ only in the different symbolic network which supports them. Sergei Eisenstein’s provocatively entitled essay ‘The Centrifuge or the Grail’ aims precisely at emphasizing this ‘unhistorical’ neutrality of ecstasy (his name for jouissance): in principle, the ecstasy of a knight in the presence of the Grail, and the ecstasy of a lover in the presence of the beloved, are of the same nature as the ecstasy of the kolkhoz farmer in the presence of a new centrifuge for skimming milk [or the ecstasy of someone with respect to an iPhone for that matter]. Eisenstein himself refers to St Ignatius of Loyola who, elaborating on the technique of religious ecstasy, acknowledges that the positive figure of God comes second, after the moment of ‘objectless’ ecstasy: first we have the experience of objectless ecstasy; subsequently this experience is attached to some historically determined representation — here we encounter an exemplary case of the Real as that which ‘remains the same in all possible (symbolic) universes’. So, when someone, while describing his profound religious experience, emphatically answers his critics, ‘You don’t really understand it at all! There’s more to it, something words cannot express!’, he is the victim of a kind of perspective illusion: the precious agalma perceived by him as the unique ineffable kernel which cannot be shared by others (non-believers) is precisely jouissance as that which always remains the same.

Slavoj Žižek, Plague of Fantasies, page 62

 

9 Yorum

Filed under Çeviri

Kadın babanın-adlarından birisidir — Slavoj Žižek

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

(Yahut Lacan’ın Cinsiyetlenme Formülleri Nasıl Yanlış Okunmaz)

lacanian ink 10 – 1995

zizwoman

Lacan’ın cinsiyetlenme formüllerini [1] yanlış okumanın olağan yolunda eril ve dişil taraf arasındaki fark eril konumu tanımlayan iki formüle indirgenir: Sanki erillik evrensel fallik işlevdir de dişillik fallik işlevin idrakını aşan istisnası, aşırılığı, fazlalığıymış gibi. Böyle bir okuma Lacan’ın söylediği şeyi tamamen kaçırır, Kadının istisna olarak tam bu konumu –diyelim ki şövalye aşkındaki Hanımefendi kılığında– tam anlamıyla bir eril fantazidir. Fallik işlevde teşkil edici istisnanın örnek vakası olarak genelde, hiçbir yasağa tabi olmayıp bütün kadınların keyfini çıkarabilen Erbaba-keyifçinin [jouisseur] fantazmatik, ayıpçıl figüründen bahsedilir. Öte yandan, şövalye aşkındaki Hanımefendi figürü Erbaba’nın bu belirlenimlerine tamamen uymaz mı? O da her şeyi isteyen kaprisli bir Efendi değil midir, yani hiçbir Yasayla sınırlanmamış olarak kendi şövalye-hizmetkarına keyfî ve korkunç çileler yüklemez mi?

Okumaya devam et →

12 Yorum

Filed under Çeviri

Syriza üzerine — Slavoj Žižek

6 Temmuz 2015 Pazartesi, Maddeci Dinbilimde Olumsuzluk (1:19)

Syriza’nın en azından problemle yüzleşmekteki kahramanlığını sonsuz değerli buluyorum. Bu Yunanistan’da, Atina’da yapılanlar umurumda değil — evet harika, insanlar gösteri yapıyor, ağlıyor, bağırıyor, gene bu dokunaklı sahneler. Ama bilirsiniz, Lacancı-Marksist terimlerle Kapitalin Gerçeği dediğim şey vardır. İşte bu ezeli öyküdür: demokratik, popüler, özgün bir hükümet seçilir, Mandela’dan Lula’ya — sonra büyük, büyük umut vardır, ama nihayetinde Kapitalle bir anlaşma yapmanız gerekir. Kapital ciddi Gerçektir. Ve bana göre problem budur. İşte bu yüzden, kimilerinin iddia ettiği gibi, eğer çok fazla taviz verilirse SYRIZA istifa etsin falan diye düşünmüyorum. Hayır, ben bu noktada Maocuyum. Bilirsiniz, Mao “ne yaparsanız yapın, iktidara tutunun” demişti. Yerinizde kalın, solcu çevrelerinize biraz basınç yüklemeniz gerekse bile bütün tavizleri verin ve sessizce çalışın. Tanrım! Syriza Stalin’den öğrenmeli. Ne mi yapabilirler? Siktirsinler! Devlet aygıtına kendi insanlarıyla nüfuz edebilirler, bilirsiniz işte, örgütlenimsel temeli koyabilirler. Böylece yalnız olmayacaklardır. Şimdi korkunç halde olmalılar — korkunç hal derken yani polis… [kesildi] … Diğer herşey müzakere edilebilir — ama kapitalist gerçeklikle, Kapitalin Gerçeğiyle nasıl başa çıkılacak? Onu gerçekten nasıl aksatabilirsiniz? … Oradaki meydanınız Sintagma Meydanı, Anayasa. Belki de (böyle bir şaka yapıyorum) Sintagma’dan Paradigma’ya geçmemiz lazım … gündelik yaşamın yeni bir paradigmasına ihtiyacımız var.

1 Yorum

Filed under Çeviri

Çinlileştirme — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 16 Temmuz 2015 — LRB:37(14)

Alain Badiou demokrasinin fetişimiz olduğunu öne sürerken, bu beyan, tam olarak Freudcu anlamıyla anlaşılmalıdır; salt, demokrasiyi dokunulmaz bir Mutlak düzeyine yükseltiyoruz anlamında değil. ‘Demokrasi’, toplumsal alanın teşkil edici ‘eksiği’, yani ‘sınıf ilişkisinin olmaması’ olgusu ile, toplumsal antagonizma travması ile yüzleşmeden önce gördüğümüz son şeydir. Tahakküm ve sömürü gerçekliği ile, acımasız toplumsal mücadele gerçekliği ile yüzleşince ‘Evet ama demokrasimiz var!’ deriz; sanki bu, mücadeleyi çözüme kavuşturabilmemiz veya en azından patlamadan önce düzene koyabilmemiz için yeterliymiş gibi. Demokrasinin fetiş oluşu üzerine emsal bir vaka sunan Pelikan Dosyası ya da Başkanın Tüm Adamları gibi çok-satar ve çok-izlenirlerde, birkaç sıradan herif, ucu başkana kadar uzanacak bir skandalı açığa çıkarırlar ve nihayetinde başkanı istifa etmek zorunda bırakırlar. Bu öykülerde yolsuzluk her yerdedir, lakin bunların ideolojik tesiri paketledikleri iyimser mesajda yatar: O kadar büyük ve demokratik bir ülkedeyiz ki senin benim gibi birkaç sıradan herif bile dünyanın en kudretli adamını alaşağı edebiliyor!

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Syriza Üzerine Bir Not: Borçlu Evet, Ama Suçlu Değil! — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 20 Şubat 2015 — potemkinreview.com

Jeroen Dijsselbloem ve Yanis Varoufakis bir basın toplantısında

Jeroen Dijsselbloem ve Yanis Varoufakis bir basın toplantısında

Medyamıza bakılırsa Yunanistan’daki Syriza hükümeti “akıldışı” ve “sorumsuz” popülist tedbirler öne süren bir kısım popülist aşırılıkçıdan oluşmaktadır. Hakikatten daha uzak bir şey olamaz. Açıkça akıldışı olan ve olmaya devam eden, aksine, AB politikalarıdır. Yunanistan 2008’den beri sert kemer sıkma tedbirlerini yasalaştırarak mali durumunu düzene sokmaya zorlanmaktadır; ama bugün, altı yıl sonra, ülkede korkunç bir gerileme yaşandıktan sonra, Yunanistan’ın mali durumu daha bile büyük bir düzensizlik içindedir. Gerçekten, ülkenin borcu GDP’nin %100’ünün biraz üstündeyken %175’e yükselmiştir ve şimdi 320 milyar avroda durmaktadır. Artık bu da akıldışı değilse, akıldışı sözcüğünün hiçbir anlamı yoktur. Peki AB neden Yunanistan’a bunu yapmaktadır?

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri