Asıl aşk saygılı aşktır: “ona” inanmak için kadına inanmak — Jacques Lacan

Fallusu ayağına dolaşan için kadın nedir? Bir semptomdur. O bir semptomdur, size açıkladığım yapıdan bu anlaşılabilir. Başkasının keyfiyeti yoksa, yani Başkasının bedeninin keyfiyeti size zevk veren Başkasının varlığına dair hiçbir güvence veremiyorsa, o yalnızca küçük a nesnesiyle tutulabilen deliğin en aleni örneği olur, gerçi yanlış anlaşılarak ve kafa karıştırarak. Adam nasıl ki a nesnesi değilse kadın da a nesnesi değildir. Kadın kendine aittir, demin dediğim gibi, kendi işiyle uğraşır, şu veya bu arzuda onu tutan nesneyle alakası yoktur. Yine de kadını bir semptom yapmak, onu fallik keyfiyeti iş edineceği noktaya kadar götürmek demektir. Söylenenlerin aksine aynı adam gibi kadının da iğdişten geçmesi gerekir. Kadın semptom işlevi bakımından tam olarak adamıyla aynı noktadadır. Yeter ki bu dışarımın (ex-sistence), demin sözünü ettiğim (ve salyanızı akıtan) fallus olan gerçek dışarımın kadın için neye tekabül ettiği bilinebilsin. Bunun Freud’un söz ettiği boyunduruk olduğunu zannetmeyin! Hiç alakası yok.

Denebilir ki semptomun askıya alındığı bu noktalar aslında ilişkisizliğin sorgulandığı noktalardır. Yine de konuyu açarak bu semptom tanımının ne bakımdan geçerli olduğunu size göstermek isterim. Semptomun çarpıcı yanı, bilinçdışını azar azar gagalayan yanı, ona inanılmasıdır. O kadar az cinsel ilişki var ki bu konuda Ondine diye çok güzel bir romanı okumanızı tavsiye ederim. Ondine meseleyi açığa vuruyor. Adamın hayatındaki kadın onun inandığı bir şeydir, bir şey olduğuna inanır, bazen iki veya üçtür ama ilginçtir adam yalnızca bire inanabilir. Bir tür olduğunu düşünür, hava perileri veya su perileri (ondinler) tarzında. Hava veya su perilerine inanmak nedir? Dikkat ederseniz bu onun varlığına inanmaktır (croire à). Fransızcada ayrıca sözüne inanmak (croire y) da vardır. Ona inanmak ne demektir? Ona inanmak olsa olsa şu demektir: Semantik anlamda bu ancak varlıkların bir şey diyebileceklerine inanmak anlamına gelebilir. Bu tanımın bir istisnasını bulmanızı rica edeceğim. Eğer bu varlıklar hiçbir şey diyemiyorlarsa, yani doğru mu yalan mı olduğu ayırt edilen bir şey beyan edemiyorlarsa, onlara inanmak hiçbir anlama gelmez. Bunun tek aleni anlamı, ilişkisizlik halinin “ona” inanmanın kırılganlığına indirgenmesidir, bu durum her yerde karşımıza çıkar ve sağlaması yapılabilir. Kuşku yok ki bize semptomunu getiren her kişi ona inanıyordur. Ne demek bu? Şayet bizden yardım istiyorsa, semptomun bir şey diyebilme yetisine ve onu deşifre etmek gerektiğine inandığı içindir. Kadında da bu aynı şekildedir, yalnız şu durum pek bariz olmasa da başınıza gelir: Kadının sahiden bir şey dediğine inandığınız noktada çuvallarsınız. “Ona” inanmak için kadına inanırsınız. Kadının söylediğine inanırsınız. Aşk denen şey budur. İşte bu yüzden bu hissin zaman zaman komik olduğunu söyledim. Bu komiklik iyi bilinir, psikozun komikliğidir. Bu yüzden genelde aşkın delilik olduğu söylenir. Yine de bir semptoma inanmakla “ona” inanmak çok farklıdır. Nevrozu psikozdan ayırt eden budur. Psikozda seslerin hepsi vardır, onlara inanılır. Sadece varlıklarına değil, dediklerine de inanılır. Bu sınır herşeyi belirler.

Aşık olunan kadına inanmak Allaha şükür çok yaygın bir durumdur çünkü o ne de olsa size arkadaşlık eder, yapayalnız kalmazsınız. Aşk (l’amour) bu yüzden kıymetlidir, nadiren gerçekleşir, herkesin bildiği gibi bir süre devam eder ve sonuçta özü itibariyle alnınızı toslayabileceğiniz bir duvarın (a-mur) yıkılışından ibarettir, mesele budur. Cinsel ilişki yoksa aşkın belli sınıflara ayrıldığı kesindir ve özetle Stendhal bu çiçeğin yapraklarını koparmıştır. Saygılı aşk vardır, özetle. Bununla uyumsuz olmayan tutkulu aşk vardır, değil mi, bir de tatlı aşk vardır; (l’amour-estime, -passion, -gout). Ama sonuçta asıl aşk saygılı aşktır, adamın kadına inanması üzerine kuruludur; adam kadına inanır çünkü kadının mutlak sahiciliğini yadsıyan hiçbir delil yoktur elinde. Ama yine de kadına inanmak adamın körleştiği bir konudur, tıkaç görevi görür diyebilirim: Kadına inanmak “ona” inanmanın tıkacı olur, bu konu ciddiyetle sorgulanabilir. Zira onlardan birinin varlığına inanmak, bunun sizi nereye götüreceğini Allah bilir, bu sizi tam olarak O’nun varlığına inanmaya götürür, “O” bütünüyle aldatıcı bir inançtır. Kimse o hava perisi veya o su perisi demez. Bir su perisi veya bir hava perisi vardır, bir ruh vardır. Ruhlar vardır kimilerine göre. Ama bütün bunlar size çoğulluktan başka bir şey vermez. Mesele anlamının ne olduğunu bilmektir. “Ona” inanmanın ne anlama geldiği meselesidir, belki de bu zorunluluğun asıl sebebi “ona” inanabilmenin kadına inanmaktan daha iyi bir yolu olmamasıdır.

Seminer 22’den

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Not: Tanrı yerine Allah dememin sebebi Lacan’ın bir seminerinde kelime-i şehadetle psikanaliz arasında bağlantı kurmasıdır. Bkz “İman ve İmam: İma edilen şey-tanrıdır”

1 Yorum

Filed under Çeviri

One response to “Asıl aşk saygılı aşktır: “ona” inanmak için kadına inanmak — Jacques Lacan”

  1. Geri bildirim: Mündemiç Kıstas — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER