Yarasalık Etmek Ne Menemdir? — Thomas Nagel

(Robot şarkı)

yarasa

Yarasanın bir yaşantısı olduğuna hepimizin inandığını varsayıyorum. Sonuçta yarasa memelidir ve onun bir yaşantısı olması bize farenin veya güvercinin veya balinanın bir yaşantısı olmasından daha inanılmaz gelmez. Dil balığı veya eşek arısı yerine yarasayı seçtim çünkü filogenetik soyağacının köküne yaklaştıkça bulunan canlıların yaşantıları olduğuna insanlar pek inanmayabiliyor [1]. Yarasa bize o türlerden daha yakın akraba olsa da bizdekinden bambaşka bir faaliyet yelpazesi ve duyu aygıtı taşıması hasebiyle bu yazıda gündeme getirmek istediğim meseleye istisnai bir dirilik katar (tabi aynı soru diğer türler hakkında da muhakkak sorulabilir). Felsefi düşünümden hiç istifade etmeseniz bile eğer heyecanlı bir yarasayla kapalı alanda azıcık vakit geçirdiyseniz yabancıladığınız bir canlıyla karşılaşmanın nasıl bir şey olduğunu bilirsiniz.

Yarasanın yaşantısı olduğuna inanmanın özünde, dediğim gibi, yarasalık etmek diye bir şey vardır. Şu anda biliyoruz ki yarasaların çoğu (microchiroptera yani küçük yarasalar) dış dünyayı öncelikle sonar yani ekholokasyonla algılarlar: Hiç durmadan ince-ayarlı yüksek frekanslı çığlıklar atarlar ve menzilde bulunan nesnelere çarpıp geri dönen yankıları yakalarlar. Beyin tasarımları gönderdikleri itkilerle onların yol açtığı yankılar arasında ilintiler kurmaktadır [2]; bu yolla edindikleri malumat sayesinde yarasalar mesafe, boy, şekil, hareket ve doku ayrımlarını isabetle yaparlar, aynı bizim görerek yaptığımız ayrımlar gibi. Ama yarasa sonarı, bir algı kanalı olduğu besbelli de olsa, işleyişi bakımından bizde bulunan hiçbir duyuya benzemez; bizim yaşantı ve hayallerle eriştiğimiz öznelliğin yarasa sonarını andırabileceğini düşünmek için hiçbir neden bulamayız. Bu durum yarasalık etmenin ne menem bir şey olduğunu anlamamızı zorlaştırır. Kendi iç yaşantımıza bakarak yarasanın iç yaşantısını çıkarsamamızın eldeki yöntemlerle mümkün olup olmadığını tartmalıyız ve eğer mümkün değilse bu mefhumu anlamak için alternatif yöntemler aramalıyız.

Kendi yaşantımızdan geldiği için hayal gücümüzü besleyen temel muhtevanın çeşitliliği sınırlıdır. Kollarınızda zarlar olduğunu hayal etmenizin pek yararı olmaz, sabahleyin veya akşamleyin alacakaranlıkta etrafta uçuşup ağzınızla böcek tuttuğunuzu; görme duyunuzun çok zayıf olduğunu ve yüksek frekanslı ses sinyallerine dayanan yankılaşım sisteminizle sizi kuşatan dünyayı algıladığınızı; günlerinizi çatı arasında ayağınızla tutunmuş halde baş aşağı askıda geçirdiğinizi… Bunları tahayyülüme sığdırabildiğim ölçüde (ki pek sığdıramıyorum) ancak bir yarasa gibi davranmamın ne menem bir şey olacağını düşünmüş olabilirim. Lakin mesele o değil ki! Bir yarasanın yarasalık etmesinin ne menem bir şey olduğunu bilmek istiyorum. Ama bunu hayal etmeye her kalkıştığımda kendi zihnimin kaynaklarıyla kısıtlanıyorum ve bendeki kaynaklar bu işin hakkını veremiyor. Bu iş için tahayyülüme başvurduğum takdirde, ne mevcut yaşantıma başka bir şeyler ekleyerek, ne onu oluşturan kimi bileşenleri eksilterek, ne de ekleme, eksiltme ve değişikliklerin herhangi bir bileşimiyle bu işi beceremiyorum.

Temel yapım değişmeden eşek arısı veya yarasa gibi görünebilseydim ve onlar gibi davranabilseydim bile benim yaşantım o hayvanların yaşantısının yanına bile yaklaşamazdı. Ayrıca bir yarasanın sinirsel-fizyolojik iç bünyesine sahip olabileceğimi varsaymamın herhangi bir anlama gelebileceği kuşku götürür. Azar azar yarasaya dönüşebilseydim bile mevcut bünyemde bulunan hiçbirşey metamorfoz geçirdikten sonra gelecek evremde yaşayacağım maceraları tasavvur etmemi sağlamaz. En iyi deliller yine yarasaların kendi yaşantısından gelecektir, yarasalık etmenin ne menem bir şey olduğunu bilseydik keşke! [human echolocation]

“Yarasalık Etmek Ne Menemdir?” makalesinden (1974)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

[1] ç.n. Şöyle okunabilir: Balık gibi kaypak dilimi eşek arısı sokmasın diye yarasayı seçtim.

[2] ç.n. Her çığlık işe yarar bir şey yakalamak için atılmıştır: “Yarasa? Yarasa? Yarasa?” İlinti: correlation: core elation: sevinçekirdek → sevgilinti: “Sevgilinti: Leyla ile Mecnun”

son-ar
yara-salık

Hayvanların gerçek dünyayı görmediklerini ve bizim ise gördüğümüzü düşünmek, bir yarasanın kuşların gerçek sesleri duyamadığını düşünmesi gibi olur. (1996’da yazdığım metinden)

Bkz “Damdan Düş, Er Gibi: Erişimiznu’nun Laneti, Ekhosensiz Olmaz”, “Gündüz Yarasaları” Oruç Aruoba

asla: hiçbir şey
yok: hiç birşey
katiyen: hiçbirşey
namevcut: hiç bir şey

“Rüyamda yırtıcı kuşlar gördüm ama annem değildi.”

Terapist: E kuş zaten?

“Evet tabi ki kuş! Kelebek olacak hali yok ya?”

Terapist: Ha? Ne kelebeği?

“Yok gece kelebeği!”

Terapist: Gece mi?

“Değil ama karanlık, sanmayın ki yarasa!”

Terapist: Yarasa?

“Ah ah keşke yarasa!”

11 Yorum

Filed under Çeviri