Delirme tehlikesi tam da insanın hakikatini ve varlığını yatırdığı özdeşimlerin cazibesiyle ölçülür.
Yani delilik insanın organizmasında rastlanan bir acizlik değil, onun özünde açılan bir delik/fay/uçurum/yar’ın sürekli/kalıcı görcüllüğüdür.
Delilik hiç de özgürlüğe “hakaret” değildir, aksine onun en sadık yâridir, gölgesi gibi hep onun peşindedir.
İnsan-varlık delilik olmadan anlaşılamaz; hatta dahası: Özgürlüğün sınırında deliliği barındırmasa o varlık insan olamazdı.
Elbette ki –gençliğimden bir espriyle bu kasveti dağıtmak için hastane odamızın duvarına astığım özlü sözü anayım– “Öyle her isteyen deli olamaz” [Ne devient pas fou qui veut].
Öte yandan deliliği sarmalayan tehlikeler de öyle her isteyeni etkilemez.
Aciz bir organizmanın kafasını karıştıran hayaller ve yetkinliklerini aşan çatışmalar delirmek için kafi gelmez. Çok sağlam özdeşimlere tutunan kaya gibi bir bünyenin bile yıldızlara yazılmış kaderin ağlarını örmesiyle deliliğe doğru cezbedilmesi epey muhtemeldir.
Saikle Sebepleniş Üzerine Sunum’dan (Écrits)
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Bkz “Yasaya rağmen Lacan” Jacques-Alain Miller






























Geri bildirim: Pürüzma — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER