İhtiyaç yaklaşımına bağlı kalmayan bu iki hat, talebin iki ufkunu verir.
Alt hattaki talep dilegelmiş taleptir; şu veya bu ihtiyacın doyurulması talebidir ve dildeki şu veya bu darboğazdan geçerek ifade bulmak zorundadır.
Ama talep sadece dilegelmekle kalmaz, eğer varolacaksa muhatap –Başkası– aracılığıyla imleyenler düzlemine geçmelidir: Koşulsuz sevgi talebi buradan gelir ve muhatabın simgelenmesine bağlı kalır, yani yokluk arkaplanında varlık göstermesine, namevcut halde mevcut olmasına, üst hattaki ufukta belirmesine bağlı kalır. Herhangi bir nesneye aşık olunacaksa –sevilen nesnenin Eros’una ihtiyaç duyulacaksa– önce talep konumu kurumlaşıp sevgi talebi ufkunu yaratmalıdır.
Bu iki hat şemada ayırt edilmiştir: İhtiyaç giderme talebi alt hattadır, sevgi talebi üst hattadır. Topolojik nedenlerle onları ayırt ederiz ama aslında ikisinin ortak bir kaynaktan geldiğini de unutmayın: Annesine derdini anlatan çocuk.
Öznenin ihtiyaçlarının imleyenlerle dilegeldiği o iki hatta olan bitenlerin muğlak ve eşzamanlı açılım süreçleriyle üst üste binmeleri sürekli karşımıza çıkar ve hemen örneklenebilir: Freud’un eserleri boyunca aktarım kavramı –analizdeki aktarım işi– ile telkin kavramı arasında süreklileşen muğlak geçişkenlik işte tam da budur.
Freud bize hep şöyle der: Aktarım aslında telkindir, telkine yarar. Ama sonra hemen ekler: Biz telkin yapmayız, aktarım işinde bambaşka bir yarar buluruz, o da telkini yorumlamaktır. Telkini yorumlayabilmek elbette telkinin bir arkaplana bağlı kalması sayesindedir: Telkinin arkasında aktarımın gücü hissedilir.
Aktarımın mevcudiyeti iyi bilinir, hemen size örnekleyeyim. Aktarımın gücünü hissettirmesi zaten telkini çözümlemenizi mümkün kılan şeydir. Telkinde özneye dümdüz dayatılan öğenin ikinci dilegelişidir sonuçta aktarım.
Telkinin yer aldığı ufuk talep seviyesindedir, sadece orada olmak hasebiyle öznenin analiste yönelttiği talepler seviyesindedir. Nedir bu talepler? Nerede yer alacaklar? Bu çok çeşitli talepleri hızlıca tasnif etmek ilginç olabilir.
Kimilerinde sahiden deva talebi sürekli gündemdedir. Biraz bilgilenmiş olanlar devayı yarına ertelemesini bilirler. Bazılarıysa deva için değil görüp anlamak için gelmiştir. Bazılarının da tek derdi analist olmaktır.
Talebin yerini bilmek neden önemlidir? Sonuçta analist talebe karşılık vermez, onun verdiği tek karşılık kurumlaşmış olmasıdır, bütün telkin etkileri o kurumlaşmaya bağlıdır. ‘Telkin aktarım sayesinde işler’ demenizin yeterli olacağını zannetmeyin. Genelde böyle düşünürüz. Hatta Freud bile metinlerinde aktarımı kurumlaştırmanın münasip oluşunu meşru güç kullanımına bağlar ama hangi güç? Aktarımdan gelen telkin gücüdür bu: Aktarım, analist özneye nüfuz edebilsin diye özneyi analiste bağlı tutan duygudur ve yorumlar işlesin diye bu gücü kullanmak meşrudur.
İyi de bu yaklaşım telkin kullandığını açıkça ilan etmek değil mi? Amiyane tabirle: Hastaya kendimizi sevdirebilirsek yaptığımız yorumları ona yutturabileceğiz, telkin düzlemi budur.
Elbette Freud’un niyeti telkin düzleminde kalmak değildi. ‘Peki o zaman biz de aktarımı çözümleriz’ denince de çok kritik bir ikilem belirir ve aktarım yitirilir: Aktarım –bu konuda yapılan bütün tartışmalarda ima edildiği gibi– özneye nüfuz eden bir duyguya indirgenir ve yitirilir.
Hastasına nüfuz ederek yaptığı yorumları kabul ettiren telkincilere benzememek için bu nüfuzu çözümleyeceğini iddia etmek asıl meseleyi ilelebet ertelemek değil de nedir? Sonuçta öznenin şu veya bu yorumu kabul edip etmemesini çözümlemeniz yine aktarıma bağlı kalacaktır. Bu yolu izleyenler telkin cehenneminin kısır döngüsünden çıkamazlar.
Oysa bir yol daha vardır, o da aktarımın güç kullanımı olmadığıdır. Aktarım aslında açık bir alandır, imletici dilegelişler özneyi kendi talebine hapsetmeyebilir.
Üstteki aktarım hattını ufuk çizgisi yapmanın meşruiyeti buradan gelir, aktarımın içeriğinden değil. Alttaki telkin hattında talep seviyesinde dilegelen şeylerin ötesinden kendi gücünü hissettiren bir başka dilegeliştir üstteki aktarım hattı.
Ufukta belirenler talepten türeyen şeylerdir; Başkasının simgelenmesidir ve koşulsuz sevgi talebidir. Nesnenin sonradan geleceği yer de burasıdır, özne aşk nesnesine buradan yönelecektir. Öznenin yöneldiği aşk nesnesini sonradan gelip ikame eden özdeşimin Freud’a göre gerileme/regresyon olması yine aktarım hattının telkin hattına kattığı muğlaklıkla ilgilidir.
Benim de zamanında formülleştirdiğim gibi, özdeşim ilk önce telkin hattında oluşur, onun büründüğü biçime de epey aşinayız: Başkalarını taleplere muhatap kılan nişanelerle özdeşimdir, talepleri doyurup doyurmama gücüyle özdeşimdir, doyumlara izini bırakan öğeyle özdeşimdir: Onun diliyle, onun sözüyle özdeşimdir.
Annenin çocukla sözlü ilişkisinin önemini vurguladım. Diğer bütün işaretler, dün akşam bahsettiğimiz annelik pandomiminin tamamı, annenin çocukla iletişimindeki ‘duygusal dışavurumların’ konvansiyonel (saymaca, itibari, yapılagelen, uzlaşımlı) karakterinde kristalleşen imleyenler cinsinden dilegeliyordur. İnsanlardaki ‘duygusal dışavurumların’ hepsi konvansiyonel karakterdedir. ‘Duyguların’ sözümona ‘spontan dışavurumlarını’ yakından incelerseniz onların hem sorunlu hem de yüzergezer olduklarını fark edersiniz, bunu algılamak için Freudcu olmanız da gerekmez. İmletici dilegelişin bir alanındaki ‘duygusal dışavurum’ başka bir alanda bambaşka bir ifade değeri kazanabilir.
Özdeşimin gerileme/regresyon olmasının asıl sebebi aktarım hattının telkin hattına kattığı muğlaklığın süreklileşmesidir. O zaman analizdeki gelişme ve dolambaçlar esnasında yaşanan gerileme/regresyonun bir dizi eşlenik özdeşimle noktalanarak ritm ve tempo kazandığını görünce şaşırmayalım. İkisi ayrıdır zaten, aynı anda hem özdeşim hem gerileme/regresyon olmaz. Biri diğerinin esleri ve duraklamalarıdır. Her halükarda ortada bir aktarım varsa telkinden ayrı bir düzlemde süregittiği kesindir. Ufuktaki aktarım hattını ayırt eden özellik hiçbir talebi doyurmamak değil, imletici dilegeliş olmaktır.
Peki o ikisi hangi işlemle birbirinden ayrı tutulur? Bu işlem tam olarak perhiz veya çekimserliktir. Talebi asla karşılamazsınız. Bunu biliyoruz zaten, perhiz elzemdir ama tek başına yetmez. O zaten apaçıktır; eşyanın tabiatı gereği o iki hat ayrık kalabilir ve kalır. Ayrık kalırlar çünkü özneye göre onlar ayrıktır ve aralarında koca bir alan vardır, orası –Allaha şükür– sıkça dokunmuştur ve asla feshedilmez. Oraya arzu alanı denir.
Bizden istenen tek şey orada Başkası olarak mevcudiyetimizin bu iki hattın birbirine karışmasına yol açmamasıdır. Başkası olarak oraya gelmek bize yeter, analizde müsamaha denen şey adına orada olmak bize yeter, ama o müsamaha sadece sözel düzlemdedir. Niçin? Hastayı doyurmak için değil tabi, hasta gerçek öğelerle doyurulmaz. Hastayı talep seviyesinde doyurursanız aktarım hattı ile telkin hattı iyice birbirine dolaşacaktır.
Mevcudiyetimiz ve hastayı dinlememiz hasebiyle aktarım hattını talep hattıyla birbirine karıştırmaya meyilliyiz. Demek ki biz ilke olarak zararlıyız, bu bu demektir. Yolumuz regresyon yoludur, o da geri çekilme yoludur. Eylemimizin hedefi değil dolambacıdır. Bunu hep aklımızda tutmalıyız. Allaha şükür bu karmaşıklığı önleyen bir şeyler var.
Gerçi bu karışıklığı beslemeyi meslek edinen bir analiz tekniği de vardır, o da ister istemez aktarım nevrozu ile sonuçlanır. La Revue Française de Psychanalyse dergisine yazdıklarına göre: Aktarım meselesini çözmek için yapılacak tek şey hastayı güzel güzel oturtup ona tatlı şeyler göstermek, dışarıdaki hoşlukları anlatmak ve kapı eşiğinden sessizce geçmesini önermektir, yeter ki sineklerin rahatı bozulmasın… Usta bir teknisyen anlatıyor bunları üstelik!
Neyse ki aktarım hattı ile telkin hattı arasında onların karışmasına karşı duran bir şeyler var, o da tabikide arzudur.
İki hattın ayrıklığı o kadar aşikardır ki hipnozcular –veya hipnoz özentileri diyelim– iyi bilir ki hiçbir telkin, ne kadar başarılı olursa olsun, özneye tam nüfuz edemez. Peki nedir telkine direnen? Öznenin şu veya bu arzusudur demeyeceğim, o kadarı besbelli ama esasen: arzulu olma arzusudur. Gerçi o da besbelli ama biz yine de söylemiş olalım.
Seminer 5’ten
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
aktarım aktarım için midir?
aktarım telkin için midir?































Geri bildirim: Teşhissiyat — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Söz devası ~ Orhan Gencebay | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Acemsaçı ~ Erkin Koray | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Meşru bat! Meşru bat! Freudcu Talep Nesneleri (Meme, Dışkı), Lacancı Arzu Nesneleri (Sesbakış, Nazarseda) ve Žižekçi Yüce Nesne (İmleyen, Sinyalgürültü) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Boomer Mutabakatına Karşı Lacancı Mıncık Teorisi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Aktarıma Müdahalenin Aktarımı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER