23-29 Ağustos 2003 tarihinde Lütfü Kırdar Kongre Sarayı – Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresinde sunulmuş bildiriden.
Gelelim zamanımızın topluluklarına ve zamanımızın teknolojisine. Örneğin bilgisayar oyunlarını ele alalım. Çok küçük yaşta bu teknolojiyle tanışan çocukların çoğunluğu bu tür oyunlara aşina. Bir zamanlar çocuk çizgi romanları ne derece heyecan verici idiyse, şimdiki zamanın bilgisayar oyunları da öyle. Ama bu oyunlarla bir zamanların çizgi romanları arasında temel bir fark var: Artık çocuk oyunun hakimi olabiliyor ve oyunun kaderini belirleyebiliyor, ki bu çocuğun kendi yetilerini geliştirmekle beraber (yani strateji geliştirmek, atak olmak..vs) belirli bir sınırdan sonra tamamıyla bir yanılsama içinde kendisini ve çevresindekileri de birer bilgisayar kahramanı olarak görmesine yol açıyor. Amerikan liselerindeki katliamlar üzerine yapılan bir araştırmanın sonucunda bu katliamların faillerinin çok uzun süreler evde yalnız kaldıkları ve bilgisayar oyunlarında usta oldukları belirtilmişti. Megalomaniyi ve tümgüçlülüğü körükleyen bu bilgisayar imgelerinin insanları gerçeklik ilkesinden koparıp regresif bir hareketle bebekliğin o ilk narsisizm evresine, yani Freud’un deyimiyle bebeğin kendisini ideal olarak gördüğü evreye doğru yönlendirdiği söylenemez mi? Bilimkurgu eserlerindeki klonlanmış makine adamlar (özellikle Terminatör 3) bir bilgisayarla özdeşleşmiş insanların habercisi gibi değil midirler?
































