Tag Archives: Alenka Zupančič

PARANOYAK GÜÇ — Alenka Zupančič

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

28 Haziran 2025

2006/2007’de, Londra’daki Freud Müzesi’nde “Paranoya” adlı bir sergi yer aldı. Serginin amaçlarından biri (çoğunlukla sanat eserleri aracılığıyla) “11 Eylül sonrası dünyada ‘teröre karşı savaş’ın ortaya çıkardığı aptallık, önyargı ve batıl inançlara yönelik kolektif şaşkınlığı yansıtmak”tı.[1] Sergiye eşlik eden metnin, Freud’dan alınan çeşitli alıntılara dayanan ve ön plana çıkardığı paranoya mekanizmalarından bazıları şunlardır: yansıtma, gerçeklik denetiminin yokluğu, gerçeğin bizde hiçbir etkisi olmaması, günah keçisi yaratma ve saldırganlığa eğilim.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Eviri

Kadın olmak hiçbirşey olmaktır — Alenka Zupančič

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Mesele “kadın” kimliğini doğru içerikle doldurmak değil, onun bütün içeriğini boşaltmaktır. Daha doğrusu, onun tek olumlu içeriğinin kendi biçimi olduğunu, olumsuzluğu olduğunu tanımaktır. Kadın olmak hiçbirşey olmaktır. Ve bu iyidir, feminist slogan bu olmalıdır. Elbette burada “hiçbirşey” kıymet belirten bir niteleyici değildir, bir ad olarak güçlü anlamıyla kullanılmıştır.

Alenka Zupančič

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

***

The point is not to fill in the identity of “woman” with the right content, but to empty it of all content. More precisely, to recognize its form itself, its negativity, as its only positive content. To be a woman is to be nothing. And this is good, this should be the feminist slogan. Obviously, “nothing” is not used as an adjective here, describing a worth, it is used in the strong sense of the noun.

Alenka Zupančič

***

zupancic.pdf erişimi için tıklayın

2 Yorum

Filed under Şey

İlişkisizliğin kabullenilmesi — Alenka Zupančič

What is Sex? kitabından küçük bir kısım.

IBF

Özgürleşme çoğu zaman kendimizi (toplumsal) ilişkisizlikten kurtarmak olarak –ya da İlişki İdeali’ne (ulaşılamaz da olsa) yakınlaşmak olarak– kavransa da, Lacan bize çok farklı bir bakış açısı sunar. İlişkisizliği ortadan kaldırma (ve onu bir İlişki’yle değiştirme) amacı aslında tüm toplumsal baskıların alametifarikasıdır. Cinsel fark ve kadınların ezilmesi bunun çok iyi örnekleridir. En ezici toplumlar her zaman cinsel ilişkinin varoluşunu aksiyom olarak ilan eden (dayatan) toplumlar olmuştur: “ahenkli” bir ilişkinin önkoşulu (bu ilişkiye karışan) özlerin ve bu özlere bağlı rollerin tam olarak tanımlanmasıdır. Eğer bir ilişki olacaksa, kadınların şöyle şöyle olması gerekir. Yerini bilmeyen bir kadın ilişki imajını (mesela birbirini tamamlayan iki öğenin bütünlüğü, ya da başka türden bir “kozmik düzen”) tehdit eder. Buna karşılık psikanaliz, kadının aslında bu ezici düzenlerin ona atfettiğinden daha başka bir şey olduğunu söylemez, çok daha farklı ve çok daha güçlü bir iddia ile yanıt verir: Kadın varolmaz. (Daha sonra, cinsel fark ya da bölünme üstüne tartışmamızda buna döneceğiz.)

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

Bir şeyin bilinçsizliğinde olmak — Alenka Zupančič

What is Sex? kitabından küçük bir kısım.

IBF

O zaman insan hayvanı ile diğer (cinsel) hayvanlar arasındaki fark ne olur? Doğanın insan istisnasına dayanmayan, onun yerine bizatihi cinsiyetlenmiş doğanın belli bir çıkmazına farklı bir tür ifade verilmesine dayanan bir fark mı olur? Cevabımız şu yönde gidecek: insan cinselliği cinsel ilişkiye bağlı imkansızlığın (ontolojik olumsuzluğun) bizatihi belirdiği, gerçekliğin parçası olarak “kaydedildiği” noktadır. Freud’un keşfettiği tekil biçimde, bilinçdışı biçiminde kaydedilir.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Bilmek ve cinsel ilişkinin yokluğu — Alenka Zupančič

What is Sex? kitabından küçük bir kısım.

IBF

Adem ve Havva’nın bilgi ağacından yedikleri zaman bildikleri şey tam olarak neydi? İncil’de bu hiç açık ve net değildir. Açık ve net olan, “iyi ve kötünün bilgi ağacı” formülasyonundaki “iyi ve kötü” (rov wa-ra) ifadesinin iyi ve kötünün bilinmesine ve ayırt edilmesine atıf yapmadığıdır (bu gayet taraflı bir okuma olurdu), aslında bu “herşey” anlamına gelen sabit bir ifadedir (“şudur budur” dememizde olduğu gibi). Yani İncil’in bize dediği sadece onlar bilgi ağacından yedikleri zaman, Adem ve Havva’ya bilgi verildiğidir. Ve eğer bunun Lacancı bir okumasına kalkışırsak, şöyle ekleyebiliriz: şu veya bu belirli şeyin bilgisi değil, bizatihi bilginin (imleyici) yapısı onlara verilmiştir. Ve “bizatihi bilginin (imleyici) yapısı” ile gelen şey, bilinçdışının ayırısıdır/çatlağıdır: tam olarak bilgiyi enformasyon ve veriden ayırt eden şeydir. Başka bir deyişle, onlara iletilen şey tam olarak bilgiyi teşkil edici olan Urverdrängung‘un ayırısıdır/çatlağıdır. Ve işte bu yüzden bilgi ağacından yedikleri anda, dolaysız sonuç bir duygulanım oldu, kendi çıplak bedenlerinin görünüşünü utanç verici buldular. Bu utanç esasen ontolojiktir: eksik imleyenin (-1) yerinde belirir, bilginin yapısına inşa edilmiş imleyici eksiklikten dolayı: o belirir çünkü orada hiçbir imleyen belirmez…

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Biyo-ahlak üzerine — Alenka Zupančič

Alenka Zupančič — 25 Şubat 2012 — philosophy.atmhs.com

alenka

Çağdaş ideolojik iklimde başımıza gelen bütün korkunç şeyleri nihayetinde olumlu bir şey —diyelim ki gelecek hayatımızda meyvesini verecek kıymetli bir tecrübe— saymamız mecburi olmuştur. Olumsuzluk, noksanlık, tatminsizlik, mutsuzluk, giderek daha çok ahlaki kusurlar —daha kötüsü, bizzat oluş halimiz veya yalın hayatımızda bir yozlaşma— olarak algılanıyor. Biyo-ahlak diyebileceğimiz şeyde (aynı zamanda his ve duygulara bağlı ahlakta) görkemli bir yükseliş var. Teşvik ettiği aksiyom şudur: kötü hisseden bir kişi kötü bir kişidir. Dolaysız hisler/duyumsamalarla, çağdaş ideolojik mutluluk retoriğine özgül rengini veren ahlaki değer arasındaki kısa devredir bu. Sesini yükseltmeye cüret edenlere karşı bu çok verimlidir. Olgu itibariyle mutlu olmadığını ve hayatındaki bütün hayal kırıklıklarını geleceğe yatırılacak olumlu tecrübelere dönüştürmeyi beceremediğini —veya daha kötüsü böyle bir derdi olmadığını— söylemeye cüret edenlere karşı, bu çok verimlidir.

Kendi başarısızlık ve talihsizliklerimizden her zaman sorumlu olduğumuzu söyleyen klasik girişimci formülünden önemli bir farkı var. Klasik formül yine ne olduğumuzla başarımızın simgesel değeri arasında belli bir aralığı imletir. En azından ilkede şunu imletir: başka türlü yapabilirdik ama yapmadık (ve bu yüzden mutluluk noksanlığımızdan sorumluyuz). Yukarıda bahsedilen biyo-ahlak, klasik sorumluluk mefhumunun yerine hasarlı veya yoz bir oluş mefhumu koyuyor: mutsuz ve başarısız olanlar bir şekilde zaten kendi yalın hayatları düzeyinde yozdurlar, ve bütün hatalı eylem veya eylemsizlikleri kendi kaçınılmaz zorunlulukları gereğidir. Başka deyişle buradaki mesele, başarı ve verimliliğin geç kapitalist sosyetemizin üstün değeri olmasından ibaret değildir (bu sosyetenin eleştirmenlerinden sıklıkla duyduğumuz gibi) — bunda hiçbir belirli yenilik yok; başarının (farklı tanımlarıyla) sosyal teşviki fi tarihinden beri varolmuştur. Mesele daha ziyade şu: başarı neredeyse biyolojik bir mefhuma dönüyor ve böylelikle özgün bir başarı ırkçılığının temeli oluyor. En yoksul ve en sefil olanlar artık sosyoekonomik bir sınıf olarak algılanmıyor, onun yerine neredeyse kendi başına bir –ırk– olarak, özel bir hayat biçimi olarak algılanıyor… Basit bir örneği alırsak: bir “başarılı sanatçı” TV gösterisine ziyaretçi olarak çağırıldığında, pratikte asla çalışmasına odaklanılmaz, onun yerine, ne tarzda yaşadığına, gündelik alışkanlıklarına, nelerden keyif aldığına vesaire odaklanılır. Teşhir etme merakından ibaret değildir bu; bize iki öğeyi sistemlice sunan bir yordamdır: bir yanda “Başarı”, öbür yanda bu başarıya tekabül eden hayat — tabii ki bu ikisi arasında güçlü ve dolaysız bir eşdeğerlik imletilir. Nesnel fazlalık/artakalan, maddi çalışmanın kendisi, daha en baştan elimine edilmiştir. Başka deyişle, hayat tarzlarımız, alışkanlıklarımız, hislerimiz, az çok kendimize özgü keyiflerimiz — bütün bunlar merakımızı tatmin etmek için incelemeye alınmış ‘özel meseleler’den ibaret değildir artık. Her türlü sosyoekonomik ve ideolojik farklılığın adım adım ‘insan farklılıklarına,’ oluşumuzun tam nüvesindeki farklılıklara dönüştürülmesine yol açan mühim kültürel katalizörlerden birisi olurlar, böylece yeni bir ırkçılığa zemin oluşturmaları mümkün olur.

1 Yorum

Filed under Çeviri