Tag Archives: Işık Barış Fidaner

Oyunlarda Çeviri ve Yerelleştirme: Türkiye’den Bir Örnek — Işık Barış Fidaner

Işık Barış Fidaner – Boğaziçi Üniversitesi

Oyunların yerelleştirilmesi bir yandan oyunların altyapılarını ve yayıncıların işleyişini etkilerken, öte yandan çevirmenlerin iş alanlarını da genişletiyor.

Dijital oyunlar ülkemizde uzun bir süre İngilizce olarak oynandı. Son zamanlarda Ogame ve Travian gibi birkaç tarayıcı oyunu ile birlikte Türkçe oyunlar görmeye başladık. Oyunların farklı dillere çevrilmesindeki en büyük etken, İnternet kullanımının artması ile bu oyunların daha geniş kitlelere açılma, daha genç oyunculara doğru yaygınlaşma olanağı bulmasıydı. Oyunların yerelleştirilmesi bir yandan oyunların altyapılarını ve yayıncıların işleyişini etkilerken, öte yandan çevirmenlerin iş alanlarını da genişletiyor.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Görüşme, Oyun

Ludum Dare 48 saat — Işık Barış Fidaner

Işık Barış Fidaner

Ludum Dare çevrimiçi bir oyun geliştirme yarışması. Kural basit: Tema belirlendikten sonra 48 saat içinde ses-grafik dahil her türlü materyali tek başınıza ürettiğiniz bir oyun geliştirmeniz gerekiyor.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Deneyim, Oyun, Programlama

GDC notları (3) Oynanış laboratuvarı — Işık Barış Fidaner

(Önceki yazı: Arka raflar)

Işık Barış Fidaner

Belki de yaşamımıza dışarıdan girdikleri için, bilgisayar oyunlarını oldukları gibi benimseriz: C64 veya Amiga gibisi olmamıştır veya CStrike hastası ya Diablo’nun hayranıyızdır. Bu yüzden pikselli ve jetonlu eski günleri yad eder, Quake 5 yapmak gibi imkansız hayaller kurarız.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Deneyim, Makale, Oyun, Programlama

GDC notları (2) Arka raflar — Işık Barış Fidaner

gdc

(Önceki yazı: Networking)

Işık Barış Fidaner

Oyunlar filmleri örnek aldıkça, endüstrinin kültürel yapısı sinema filmlerindeki ayrışmaları tekrarlamış. Bir yanda “sıkı” oyuncuların ilgisi ile büyüyen blockbusterlar, öte yanda özgün ve farklı oyunlar görmek isteyenlerin sahip çıktığı bağımsız oyun geliştiricileri… Fakat oyunlar gerçekte film olmadığı ve sürükleyici olmak için öykü ve karakterlere ihtiyaç duymadığı için (Tetris!) bu aslında yanıltıcı bir tablo.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Deneyim, Makale, Oyun, Programlama

GDC notları (1) Networking — Işık Barış Fidaner

Işık Barış Fidaner

Oyun yapım süreci birçok iş rolü içeriyor: Oyun tasarımı, görsel tasarım, programlama, müzik, ses efektleri, mekan tasarımı, görsel sanat, karakter modelleme, canlandırma, oyun testleri, bölüm ve bulmaca tasarımı… Bu roller farklı şekillerde birbirleriyle kesişiyor ve tanımlar birbirine karışıyor. Dolayısıyla şirketler eleman ihtiyaçlarını karşılamak için kişisel ilişkilere yöneliyorlar.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Deneyim, Makale, Oyun, Programlama

Bir postmortem denemesi — Işık Barış Fidaner

Işık Barış Fidaner

Cuma sabahı ATOM‘daydık. Üç konuşma yurtdışından görüntü kaydı olarak gelmişti. IGDA‘dan Susan Gold’un sunuşu, Kyle Gabler’ın açılış için hazırladığı film ve Don Daglow’un Türkiye için özel olarak hazırladığı konuşma filmi… Onlar anlattı, biz televizyon gibi izledik. Don Daglow, Türkiye tarihini araştırarak geliştirdiği “Byzantine: The Betrayal” oyunundan dolayı Türkiye’ye özel bir önem veriyordu. Yine de salondaki sesi ve perdedeki görüntüsü başka bir dünyadan geliyor gibiydi.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Deneyim, Makale, Oyun, Programlama

Peter Nasıl Örümcek oldu? — Davetsiz Misafir

spiderman_3_black_costume_trailer.jpgSıradan bir öğrenci yaşantısı olan Peter Parker, nasıl olur da gökdelenlerin damlarında gezen bir “süper-kahraman” olur çıkar? Böyle bir öyküyü beyaz perdede inandırıcı kılmak, herhalde çeşit çeşit, renk renk kostümlü olağanüstü tiplere alışık olan çizgi romanların dünyasında olduğundan daha zordur. Radyoaktif örümcek ısırınca süper güçler kazanılır mı bilinmez; ama gerçek insanlar gördüğümüzde gerçekçi tepkiler bekleriz. İyilerin iyi, kötülerin kötü olmak için sebeplere ihtiyacı vardır. Buna saf iyi ve kötünün olmadığı, bunların zaman zaman birbirine karıştığı ikilemler de eklenirse; ilk bakışta basit görünebilen bir süper-kahraman öyküsünün nasıl zorluklar içerdiği ortaya çıkar.
Bu yazıda, sorduğumuz sorunun rehberliğinde, iki film boyunca olan olayların akışına şöyle bir göz atacağız.

“Fedakarlık”
Peter, zeki ve çalışkan (gözlüklü!) bir öğrencidir. Ben amcası ve May halası ile yaşamaktadır. Pek sosyal olduğu söylenemez, okulda fazla arkadaşı yoktur, altı yaşından beri kapı komşusu ve aynı zamanda okul arkadaşı olan Mary Jane’e olan ilgisini açmaya çekinmektedir.

Derken olanlar olur, bir gün kaza ile Peter’ı ısıran radyoaktif örümcek, vücudunda büyük değişikliklere yol açar. Eve hasta gibi gelen Peter, ertesi gün uyandığında kartal gibi keskin gözleri, tonlarca ağırlığı kaldırabilecek kasları, inanılmaz refleksleri vardır. Önce yeni güçleri ile oyuncağı olmuş bir çocuk gibi oynar, eliyle ağ atar, damdan dama dolaşır ve bu yetenekleri nasıl kullanacağını öğrenir. Daha sonra ilk aklına gelen, bunları kendi çıkarları için kullanmaktır. Para kazanmak için ödüllü bir dövüşe katılır; fakat buradan çıkarken önünden geçen ve durdurmadığı bir hırsız gidip amcasını öldürünce, bu olay için kendini suçlayan Peter, amcasının öğütlediği gibi “büyük güçlerin büyük sorumluluk getirdiğini” yaşayarak anlamış olur.

Kolay paradan vazgeçen Peter, kendi ayakları üzerinde durmak ister. Arkadaşı Harry’nin zengin babasının iş ayarlama teklifini reddeder. Daily Bugle gazetesinde Örümcek Adam’ın fotoğrafını çekenlere para vaat eden ilanı görünce bu fırsatı değerlendirir ve fotoğrafçılık yapmaya başlar. Fakat bu gazetenin sahibi Jonah Jameson, Örümcek Adam’dan nefret ettiği için bu fotoğrafları onun aleyhinde haberler uydurmak için kullanmaktadır. Dolayısıyla Peter daha en baştan bir fotoğrafçı olarak mesleki varlığını Örümcek kimliği ile çelişki içinde bulur.

Yeşil Cin, askeri deneylerin sonucunda elde ettiği güçleri kendi çıkarı için kullanan “kötü adam”, aynı zamanda Harry’nin babasının ikinci kişiliğidir. Örümcek Adam’a “ne yaparsa yapsın, insanların yine ondan nefret edeceklerini” söyleyerek ona katılmasını ister. Örümcek, Daily Bugle’da Jonah Jameson’un yazdıklarıyla beslenen nefretten rahatsızdır, ama kendi çıkarlarından bir kere vazgeçmiş, sorumluluğunun bilincindedir ve Yeşil Cin’e katılmayı reddeder.

Peter, amcasının ardından elindeki güçleri adaleti korumaya adamıştır; fakat, yine de sevdiklerinin başı dertten kurtulmaz. Örümcek’in gizli kimliğini öğrenen Yeşil Cin önce May halasını, sonra MJ’in hayatını tehdit eder. Peter, bu olaylar için hep kendisini suçlar ve bu yüzden giderek daha içine kapanık biri olur.

Bir teleferikteki çocuklar ve MJnin hayatını aynı anda tehdit eden Yeşil Cin “Hangisini kurtaracaksın?” dediğinde adeta Örümcek Adam’ın vicdanını sınamaktadır. Örümcek kimseyi kaderine terk etmez ve böylece kendi çıkarlarını üstün tutmadığını kanıtlar. Ve sonunda yenilen Yeşil Cin’i taşlayan halk, Örümcek’in yalnız olmadığını, nefret edenler kadar sevenleri de olduğunu gösterir.

Yeşil Cin, Örümcek Adam için hazırladığı tuzağa düşerek ölür. Babasının Yeşil Cin olduğunu bilmeyen Harry’nin cenazede Örümcek Adam’a intikam yemini ettikten hemen sonra Peter’a sarılması, bu iki kimlik arasındaki karşıtlığın başka bir yansımasıdır.

Finalde en çok merak edilen, MJ ile Peter arasında ne olacağı. MJ Harry’den ayrılmış, Peter’a ilgi duymaya başlamıştır. Peter’da ise baştaki naif çekingenliğin yerini, sevdiklerini düşmanlarından korumaya yönelik bir kaçınma duygusu almıştır. MJ’i her zamanki kadar sevmektedir, ama ileride duyabileceği suçluluk duygusundan korkmaktadır ve MJ’e olan aşkını bastırarak “koruyucu melek” rolünü benimser. Böylece birinci öykünün sonunda Peter, Örümcek Adam olmakla kendi istek ve hayallerini feda etmiş olur.

“Kendin olmak”

İkinci filmin başında, Örümcek olması nedeniyle kendi hayatını ihmal etmiş bir Peter Parker ile karşılaşırız. Dersleri kötüye gitmiştir. Kaldığı dairenin kirasını ödeyememektedir. Halası ekonomik dara düşmüştür. MJ, oynadığı tiyatroya bile gelemediği için “boş bir koltuğa” benzettiği Peter’dan umudu kesmiş, başka bir ilişkiye başlamıştır. Peter’ın Örümcek olmakla hayatında kenara attığı, ihmal ettiği her şey, sıkıntı ve eksiklik olarak geri dönmektedir.

Tanıştığı bilimci Otto Octavius, Peter’a kullanmadığı zekasının değerini, bastırmaya çalıştığı aşkının gücünü hatırlatır. Böylece MJ’siz yapamayacağını anlayan Peter onu etkilemek umuduyla şiir okumaya başlar. Burada Peter, Örümcek sorumluluğunun ötesinde bir kişilik arayışı içine girer. Çamaşır makinesinde beyaz çamaşırlarına renk veren kostümü, hayatının düzenini bozan Örümcek’i anımsatır.

Peter, hiç beklemediği bir anda Örümcek güçlerini kaybeder. Bu durumun görünürde bir sebebi yoktur, fakat bir doktora dolaylı olarak danıştığında aldığı yanıt onu düşündürür: “Belki de duvarlarda gezmemelisin, her zaman bir seçme şansın vardır”. Sanki Örümcek, verdiği zararın telafisine yardımcı olmak için geçici olarak Peter’ı terk etmiş gibidir. Peter, bu yaşadıklarından sonra amcasının büyük sorumluluklar ile ilgili öğüdünü hatırlar ve düşünde ona farklı bir yanıt verir: “Kendime ait bir yaşam istiyorum. Artık yalnızca Peter Parker’ım, Örümcek Adam değilim.”

Eski gözlüğünü takan Peter, derslere girmeye, ödevlerini yapmaya başlar. MJ’in oynadığı tiyatroya gider ve çıkışta MJ’ye “artık değiştiğini, boş bir koltuk olmadığını” söyler. Evlenme planları yapan MJ’in kafası karışır, çünkü Peter gerçekten değişmiştir.

Peter kendi varlığını ortaya koydukça cesareti artar. Halasıyla oturdukları bir gün, amcasının ölümünde olanları itiraf eder. Örümcek olmadığı halde yanan bir binanın üst katında kalan çocuğu kurtarır. Halasının kahramanlık üzerine söyledikleri Peter’ı etkiler ve yine Örümcek olmak ister. Ama ilk denemesinde bunu “damdan düşer gibi” yapamayacağını anlar.

MJ, Peter’ı son gördüğünde etkilenmiş ve konuşmaya gelmiştir; fakat bu sefer Peter’ın aklında Örümcek olmak vardır ve yine MJ’den kaçınmaya başlar. Peter, iki kutup arasında gidip gelmektedir. Fakat aşk ve kahramanlık arasındaki bu kısır döngü, Otto Octavius’un dönüştüğü “kötü adam” Dr Ahtapot’un MJ’i kaçırması ile kırılacaktır. Örümcek güçleri tam zamanında geri gelir ve MJ’in hayatını kurtarır.

Güçlerini kaybetmesi Peter’ın kendi hayatına odaklanmasına yardımcı olmuştu. MJ’in “kurtarılacak kadın” durumuna düşmesi ise iki kişiliği için bir uzlaşma zemini yaratır ve böylece Örümcek geri dönerek Peter ile aynı kişi olur. İlerleyen sahnelerde köprüye sürüklenen treni durdurarak insanların hayatını kurtaran kahramanımız, artık maskesiz bir Peter-Örümcek’tir. Yine aynı kahraman, maskesini çıkararak Otto Octavius’un vicdanına seslenir ve onu doğru yola çağırır.

Bu arada MJ de kahramanımızın kimliğini öğrenmiştir. Peter hala mesafeli kalarak onu korumak istese de, MJ, artık Peter’ı gerçekten tanımıştır ve düğününden kaçmak pahasına Peter’ın “kapısına gelir”.

Gelgitler ve gerilimler

Baştaki soruya dönersek: Peter Parker nasıl Örümcek Adam oldu? Peter ve Örümcek kimliği arasındaki gelgitler ve gerilimler, bir anlamda bu iki filmin genel akışının omurgasını oluşturuyor.

Peter birinci filmde sevdiklerinin iyiliği için kendi isteklerinden, hayallerinden vazgeçmeyi öğreniyor; ikincide ise kendisinden vazgeçmeden, kendisi olarak, kişiliğiyle bu iyiliği sağlamayı… Böylece birinci filmin sonundaki Örümcek, Peter’ın kendi hayatından fedakarlık etmesinin ifadesiyken; ikinci filmin sonundaki Örümcek, artık Peter ile aynı kişi oluyor. İlk Örümcek, Peter kimliğinin antitezi gibi görünüyor, ikinci Örümcek ise Peter ile birleşerek sentez rolü oynuyor.

İki film, kendi içlerinde bütün olmalarının yanında daha genel bir akışı oluşturan parçalar olarak da görülebiliyorlar. Şu sıralar gösterime giren üçüncüsünün aynı akışı nasıl sürdüreceğini hep beraber göreceğiz.

Işık Barış Fidaner

(Davetsiz Misafir, 15 Mayıs 2007)

Aslında çizgi romanda…

  • “Ağ atıcılar” (web-shooter, ASM#2), örümcek güçlerinin doğal bir parçası değil, Peter’ın geliştirdiği, kola takılan bir aygıttır. Her nesneye yapışan ve bir saat geçtikten sonra buharlaşan bir kimyasal maddeye dayanır. Hatta Örümcek Adam kavganın ortasında ağ kartuşunun bitmesi, yanına yedek kartuş alma gibi sorunlar yaşar.
  • Örümcek sinyali”, kartuşlarını taşıdığı kemerindeki feneri kullanarak yansıttığı, suçluları korkutmak için kullandığı bir görüntüdür.
  • Peter’ın başka bir icadı “örümcek izleyici” (spider tracer, ASM#35), yapıştığı nesneyi izlemesini sağlayan, örümcek şeklinde ufak bir cihazdır.
  • Daily Bugle’daki sekreter Betty Brant ile Peter tanıştıktan sonra aralarında duygusal bir ilişki yaşanır.
  • Flash Thompson ile çıkan “okulun güzel kızı” da Mary Jane değil, Liz Allan’dır.
  • Mary Jane Watson, May halanın arkadaşının yeğeni, Peter’a ayarlamaya çalıştığı bir “iyi aile kızıdır”. Peter uzun süre MJ ile tanışmaktan kaçınır. Tanıştıklarında (Amazing Spider-Man #42) Peter’ın sevgilisi Gwen’dir. Betty, Liz, Gwen ve MJ karakterleri filmde birleştirilmiştir.
  • Peter, Örümcek Adam kostümünü çöpe attığında (ASM #50) güçlerini kaybetmiş değildir.
  • Yeşil Cin’in kaçırıp köprünün tepesine götürdüğü sevgilisi Mary Jane değil, Gwen Stacy’dir. ASM #121-122′de anlatılan öyküde Gwen köprüden düşerken ölür. Örümcek Adam, sonraki birçok macerasında köprüden düşen Gwen’in anısıyla yüzyüze gelir ve Ben amcanın ölümündeki gibi suçluluk duyar.

1 Yorum

Filed under Makale

Evrensel Gençlik yazıları

(1-88 bütün sayılar)

Sayı 4 (22 Temmuz 2003): Sorunlar karşısında bilim

Sayı 6 (5 Ağustos 2003): Türkiye’de bilim politikaları

Sayı 7 (12 Ağustos 2003): Elektronikleşen devlet

Sayı 8 (19 Ağustos 2003): Kongreden notlar… (Seçil Aracı ile)

Sayı 11 (9 Eylül 2003): Bilişim: Nasıl bir dünya?

Sayı 13 (23 Eylül 2003): YÖK’te olan YEK’e (Seçil Aracı ile)

Sayı 14 (30 Eylül 2003): Bilim ve demokrasi

Sayı 14 (30 Eylül 2003): AMERİKA’YA HAYIR!

Sayı 15 (7 Ekim 2003): Adım adım özelleştirme

Sayı 16 (17 Ekim 2003): 50 yıl sonra aynı oyunlar

Sayı 17 (21 Ekim 2003): Seçkinciliğin ardındaki ırkçılık

Sayı 18 (28 Ekim 2003): Her öğrenci kendi bacağından…

Sayı 19 (4 Kasım 2003): Yeni Bir Dünyanın Kurucuları

Sayı 19 (4 Kasım 2003): Geleceği kurmak için

Sayı 22 (25 Kasım 2003): Emperyalizmin Ürünü El Kaide

Sayı 25 (16 Aralık 2003): Akademik özgürlük tartışması

Sayı 27 (30 Aralık 2003): Beyin göçü ve gelecek sorunu

Sayı 29 (13 Ocak 2004): Üniversiteleri TASARLAYAN TASARLAYANA…

Sayı 32 (3 Şubat 2004): Mizah neyin aracı?

Sayı 34 (17 Şubat 2004): Vizontele ve nedenleri unutulmuş devrimcilik

Sayı 37 (9 Mart 2004): Reklamlar!

Sayı 38 (16 Mart 2004): Katilleri bulunmalı

Sayı 39 (23 Mart 2004): NATO’nun “vicdanlı” katilleri

Sayı 40 (30 Mart 2004): Müşteri değil öğrenciyiz!

Sayı 44 (27 Nisan 2004): Bilim neye hizmet etmeli?

Sayı 46 (11 Mayıs 2004): ARTIK GÜVENDEYİZ!

Sayı 47 (19 Mayıs 2004): Bağımsızlık mücadelesi ve halk iktidarları

Sayı 48 (2 Haziran 2004): Bilim ve öznelci karanlık

Sayı 49 (16 Haziran 2004): BUSH TÜRKİYE’YE GELİYOR!

Sayı 50 (30 Haziran 2004): Sorunların düğümlendiği nokta

Sayı 51 (14 Temmuz 2004): Türkiye’de bilim nereye gidiyor?

Sayı 52 (28 Temmuz 2004): Yıldızlar ne anlatır

Sayı 53 (11 Ağustos 2004): Bilim dergilerinin gündemi

Sayı 55 (8 Eylül 2004): Bilim dergilerinde teknoloji

Sayı 55 (8 Eylül 2004): ALTI GÜNLÜK ORKESTRA

Sayı 56 (22 Eylül 2004): Pop oturup pop kalkıyoruz!*

Sayı 57 (6 Ekim 2004): Gerçek ve sahte kahramanlar

Sayı 57 (6 Ekim 2004): Bilim dergilerinde bu ay

Sayı 58 (20 Ekim 2004): Bilim araştırma, tartışma ve düşünme ile olur

Sayı 59 (3 Kasım 2004): Okuldaki teknik olanaklar yetersiz kalıyor

Sayı 60 (17 Kasım 2004): Kapitalizm yoğun bakımda

Sayı 60 (17 Kasım 2004): Bilim dergilerinde bu ay

Sayı 62 (15 Aralık 2004): 1789’dan geriye ne kaldı?

Sayı 64 (12 Ocak 2005): Profesörü “döndüren” neydi?

Sayı 68 (16 Mart 2005): Ön yargılarımız değişmeli

Sayı 76 (6 Temmuz 2005): Temmuz ayında bilim dergileri

Sayı 77 (20 Temmuz 2005): Savaşın gölgesinde bilim – 1. kısım

Sayı 78 (3 Ağustos 2005): Savaşın gölgesinde bilim – 2. kısım

Sayı 80 (7 Eylül 2005): Müzik Atölyesi

Sayı 81 (21 Eylül 2005): “Bilişim çağı”nın kökenleri

Sayı 82 (5 Ekim 2005): Gündemimiz güncel sanat

1 Yorum

Filed under Dergi

Gündemimiz güncel sanat — Evrensel Gençlik

sayi82a

9. İstanbul Bienali devam ediyor. Yedi mekana yayılmış sergilerden oluşan bienal, adına güncel, çağdaş, ne denirse densin, alışılmışın dışındaki bir sanat biçimini öneriyor. İlk bakışta teknolojinin kullanılması, görüntü ve ses ile desteklenerek tasarlanmış mekanları ile dikkat çekiyor. Daha yakından bakıldığında ise küratörlük, sponsorluk gibi uygulamalarıyla, dünyadaki diğer bienallerle birlikte, ideolojik ve ekonomik yükümlülükler taşıyan bir çeşit kültür-sanat örgütlenmesi olduğu görülüyor.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Makale, Programlama

“Bilişim çağı”nın kökenleri — Evrensel Gençlik

sayi81a

Bilgi çağı her yerde. Ondan kaçamıyoruz. Her sokakta vitrinleri süsleyen, melodilerine aşina olduğumuz cep telefonları; her gün yenisi çıkan sesli görüntülü elektronik oyuncaklar ve tabi ki kader gibi dünyanın her köşesine ağlarını ören internet… Yoksa insanlık bilgeliğin sırrına mı ulaşmakta? Belki bu “çağın” öncülüğünü yapan en önemli teknolojilerin, cep telefonları ve internet’in geçmişine kısaca bakarsak bu soruya bir yanıt bulabiliriz.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Bilim, Görüşme, Makale, Programlama