Tag Archives: Jacques Lacan

Ayaklarımla düşünürüm — Jacques Lacan

Elizabeth Roudinesco anlatmış:

Lacan Boston’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) Roman Jakobson’la yine görüştü ve matematikçi, dilbilimci ve filozoflardan oluşan dinleyicilere bir konuşma yaptı, aralarında Willard Quine ve Noam Chomsky vardı… Lacan Chomsky’nin düşüncelere ilişkin sorusuna verdiği yanıtla herkesi şoke etti:

— Beynimizle düşündüğümüzü zannederiz; ben şahsen ayaklarımla düşünürüm. Katı şeylere gerçekten temas etmemin tek yolu budur. Gerçi ara sıra alnımla düşündüğüm de olur, bir şeye tosladığımda. Ama beyinde düşüncelerin esamesinin okunmadığını bilmeye yetecek kadar elektroensefalogram görmüşümdür.

Bunu duyan Chomsky bu hocanın deli olduğunu düşündü.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

bilgelik vs. bilgidik

Bkz “Sütur-Südur ve Yürümenin Evreleri”, “Dünyanın Merkezi: hakikat zeminine ayak basmak”

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Alethosfer — Jacques Lacan

Bilim, ancak imletim düzeninde biçim verilen ifadelere atıf yaptığı ölçüde, önceden hiçbir şeyin yer bulmadığı bir şeyden inşa edilir.

Bunun kavranması önemlidir, şayet anlamayı istediğimiz şey –neyle ilgiliyse?– bizzat bu etkinin unutulmasıyla ilgiliyse. Olduğumuz bu halde, hepimiz, belki de sahamız bilimin usta söylemi gibi işlemesi sayesinde genişlediğinden, her birimizin ne ölçüde –hiçbir noktada bunu bilmemiş olmamız nedeniyle– ilk başta küçük a nesnesi gibi belirlenmiş olduğunu bilmeyiz.

Bilimin genişlemesinin –ki ilginçtir, oluşun ne olduğunu belirlemekte çok etkili olduğu görülür– yeryüzünün çevresini kuşattığı bu çeperlerden, bilimin bulduğu şeyleri oluş diye tarif ettiği bu bölgeler kümesinden size önceden söz ediyordum. Bilimin kurguladığı şeylerin yer bulduğu bu yeri neden hesaba katmayalım ki, şayet bu şeyler formelleşmiş hakikat etkisinden başka hiçbir şey değilse? Bu yere ne ad vereceğiz?

Burada yine söylemek istediğim şeyi fazlaca vurguluyorum, ve bu sefer öne sürdüğüm şeyden öyle fazla gurur duymuyorum, ama bu soruyu gündeme getirmenin işe yarayacağını zannediyorum, niyesini göreceksiniz, ve bu bir nomenklatür sorusu değildir.

Bu soru iyice ve hakikaten iş(ti)gal edilmiş bir yere dairdir – burayı iş(ti)gal eden şey nedir? Demin size dalgalardan söz ediyordum. Buradaki mesele budur. Hertz dalgaları ya da diğer dalgalar – algıya dair hiçbir görüngübilim bize onlara dair bir kez olsun ufacık bir fikir bile vermemiştir, hiçbir görüngübilimin bizi onlara ulaştırmayacağı kesindir.

Bu yere kendimizin doldurduğu zannedilen bir “noosfer” adını vermeyeceğimiz kesin. [1] Eğer cidden arkaplanda olmuş bulunan, bizi ilgilendirebilecek her şeyin yirmibeş satır gerisinde kalan bir şey varsa, işte budur. Lakin aletheia‘yı, duygusal anlamda felsefi hiçbir yanı olmadığını kabul edeceğim bir yolla kullanarak, daha iyi bir ad bulana kadar buna alethosfer diyebilirsiniz.

Fazla heyecanlanmayın. Alethosfer kaydedilir, küçük bir mikrofonunuz olması yeter, alethosferle bağlantı kurmuş olursunuz. Sizi Mars’a götüren küçük bir vasıtada olsanız bile alethosferle bağlantı kurabilirsiniz. Bu da hiç fena değildir. Hatta yapının bu şaşırtıcı etkisi sayesinde ay üzerinde gezinmeye giden iki üç kişinin, anlamalısınız ki, her an alethosfer dahilinde kalmış olmalarının becerdikleri exploit bakımından nedensiz olmadığı kesin.

Bu –onlara verilen adla– astronotlar, son dakikada çıkan minör sorunları muhtemelen bu kadar iyi atlatamazlardı –küçük makinelerle ilişkilerinden bahsetmiyorum bile, çünkü bunları kendi başlarına atlatmaları mümkündü– şayet bütün o süre boyunca bu küçük a – insan sesi onlara eşlik etmemiş olsaydı. Bu ses sayesinde bütünüyle abuk [conneries] konuşmalar yapabildiler, her şey kötüyken her şeyin iyi gittiğini söylemek gibi. Ama mesele bu değil. Mesele onların alethosfer dahilinde kalmış olmalarıdır.

(sonrası: Unutuk)

[1] Teilhard de Chardin’in Yunanca noos‘tan [zihin] türettiği neoloji.

Jacques Lacan 1969-1970 Seminer 17: Psikanalizin İçyüzü, s. 160

tmp_6954-12227830_1946187472272501_6804442393232848663_n1721597039

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

(Žižek and the Slovenian School)

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Trimetilamin — Jacques Lacan

Freud İrma rüyasını anlatıyor:

… İltihabın nereden geldiğini de doğrudan biliyoruz. Yakınlarda dostum Otto, İrma fenalaştığında ona bir preparat enjekte etmişti, içinde propil vardı, propilen … propriyonik asit … trimetilamin (ve formülünü karşımda kalın harflerle görüyorum) … böyle enjeksiyonlar hafife alınmaz … Muhtemelen şırınga da temiz değildi. Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Hiatus irrationalis — Jacques Lacan

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

Terin ve özsuyundan akan bu şeyler,
Fırın ya da kanda doğurduğun biçimler;
Senin selin benim rüyam kadar yoğun değil,
Ve bu bitimsiz arzuyla kavga etmezsem eğer,

Senin suyunu aşar, gölge-düşerim çarpmaya
Nereye çektiyse beni şeytanî zihnimin yükü.
Yalnız biri düşer, tepesinde uçtuğu sert zeminin üstüne,
Kara bahtlı, kör ve sağır, hususi anlam tanrısı.

Ama sözlerin hepsi yok oluverir boğazımda,
Fırın ya da kanda doğurduğun şeyler,
Doğa, – öğenin akışı içinde kendimi kaybederim:

İçimde yanarlarken, kışkırtan şeyler seni,
Terin ya da özsuyunda yoğurulan biçimler,
İşte bu alevle ölümsüz aşığın olurum senin.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

>>> Robot şarkı 🤖🌈 <<<

ç.n.: Simon McNamee’nin yaptığı yamultucu çeviriyi beğenmeyerek Žižek and the Slovenian School grubunda kendi çevirimizi yaptık:

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri, Robot şarkı, Şiir

Famillionaire: bana dengi gibi davrandı, gayet samilyonerce beni dostanatına kabul etti — Jacques Lacan

Geçen sefer bıraktığımız yerden anlatımıza devam edelim, yani Hirsch-Hyacinth’in Lucca kaplıcasında gördüğü Reisebilder yazarıyla konuşurken şunu dediği andan:

Ve Allah’ın bana tüm iyilikleri vereceği ne kadar doğruysa öyle, Salomon Rothschild’le oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet samilyonerce beni dostanatına kabul etti. [*]

İşte başlayacağımız yer burasıdır, böylece kendi bahtı da açılmış samilyoner/dostanat (famillionaire) sözüdür. Bu söz Freud’un çıkış noktası olmakla bilinir. Ben de size bu yolla Freud’un şakalara nasıl yaklaştığını göstereyim.

Bu analiz amaçlarımız bakımından önemlidir –ve maalesef buna muhtacız– çünkü Freud’la birlikte bilinçdışı mekanizmalar diyeceğimiz yerde imleyenin taşıdığı tartışılmaz önemi bize göstermektedir.

[*] “And, as true as God shall grant me all good things, Doctor, I sat beside Salomon Rothschild and he treated me quite as his equal, quite famillionairely.” “Und so wahr mir Gott alles Gute geben soll, Herr Doktor, ich saß neben Salomon Rothschild und er behandelte mich ganz wie seinesgleichen, ganz famillionär.”

samimice + milyoner = samilyonerce
dostane + saltanat = dostanat

Seminer 5’ten

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

4 Yorum

Filed under Çeviri

Suret olmayan bir söylem — Jacques Lacan

Suret olmayan bir söylem hangi kapsamdadır? O benim durduğum yerden ve önceki dediklerim bakımından söylenebilir, her halükarda onu söylediğim vakidir. Dikkat edin: O ben onu söyledim diye de vakidir. Onu alev sayabilirsiniz, yani düşünün ki o benim onu söyleyişimden ibarettir.

Size yapıntının söyleminden bahsettim çünkü yapmadan söylem vaki olmaz, yani söylem söylenmeden vaki olmaz. Söylenen vaka tamamen o söylemin vakasıdır. Yapıntı dediğim işte budur ve elbette onun derdi indirgemektir, ama yapıntı dedim diye farklı bir şey aklınıza gelmesin, zorluklarını göğüsleme hatasına düşerseniz içinden çıkamayacağınız bir tabiat aklınıza gelmesin.

“Söylenebilir mi yoksa söylenemez mi?” değildir mesele, şudur: Ya söylenmiştir ya da söylenmemiştir. Yapıntısıyla sizi orada tutabildiği farzedilen söylenmişliklerden yola çıkarsınız. İşte tam o anda kesin, sakın şunu eklemeyin: “keyif fazlası basıncı altında oradasınız”

O anda kesin dedim çünkü benim söylemim etrafında keyif fazlası telaşıyla toplanmadığınız ne malum? Kim ne düşünürse düşünsün vaka kararlaşmış değildir, size sunduğum beyanlar dizisiyle suret olmayan bir söyleme adım attığınız kesin değildir.

Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Çeviri

Değildir — Jacques Lacan

O halde ben sizi o yatakta kendi ilhamlarınızla başbaşa bırakayım. Dışarı çıkarken bir kere daha kapının üstüne yazayım ki oradan çıktığınızda o yatakta kovalamış olacağınız düşleri hatırlayabilesiniz. İşte kapıya yazacağım cümle: “Başkasının keyfiyeti,” büyük B harfiyle, “Başkasının bedeninin keyfiyeti, Başkasını simgeleyen bedenin keyfiyeti, sevgi işareti değildir.”

Yazdım bunu ama akabinde “Son” veya “Amin” veya “Öyle olsun!” demedim. İşaret değildir o – ama ondadır yegane cevap.

(sonrası: Aşk üzerine)

Jacques Lacan 1972-1973 Seminer 20: Yine, s. 3

~~~

Ek 1:

Cm87dewXgAAiUSV

Ek 2:

20160717_142457

10 Yorum

Filed under Çeviri

Cinsel ilişkinin yokluğu ve iki evrensel — Jacques Lacan

Gelin biz gene bu yanıt işlevini bir apologla örnekleyelim, psikologun bize sağladığı bağıran bir logla örnekleyelim, çünkü can bağırır, hatta, petit (a) telaffuzu ile, b(a)ğırır [1].

Sorun şu ki psikolog, kendi sahasını ancak teolojiyle destekleyebildiğinden, psişik olanın normal olmasını ister, sonuçta onu baskılayacak şeyler geliştirir.

Özellikle de Innenwelt ve Umwelt, böylece insanın hiç çıkmadığı labirenti yapan voltacı-insana [homme-volte] dikkatini vermekle daha iyi edecektir.

Uyaran-yanıt çifti ona bu icatlarını itiraf ettirir. Yanıt bireyin kendini canlı tutmasını sağlayan şeydir, ne güzel, ama bunun çabucak ve kötü bitmesiyle beliren soruyu, hayatla bireyin tekrar-üremesi çözer, dolayısıyla soru da tekrar-üremiş olur, yani bu durumda tekrar-LAN!-mış olur. [2]

Bilinçdışında keşfedilen şey aslında budur, sonradan bunun bir yanıt olduğu anlaşılır, ama uyaran olmasından dolayı.

Gene bu yüzden, ne olursa olsun, psikolog voltacı-insanın tekrarlamasına geri döner, bunun da bilinçdışında üretildiğini biliriz.

Hayat kuşkusuz ürer, niye ve nasıl Allah bilir. Yanıttan gelen şeyse olsa olsa bir soru olur, hayatın üremesini destekleyen bir ilişki barındırmaz.

Bilinçdışından gelen şu formül hariç: “İnsan nasıl ürer?”

— “Sorunun üremesiyle” diye yanıtlanır. Ya da “seni konuşturmak için” denir, ya da bilinçdışında dışarılmış olur.

İşte buradan iki tane evrensel elde etmemiz gerekir, (“lar” olup kendi oluşlarına inanan) konuşmacıları birbirinden ayırmaya yetecek tutarlılıkta iki tane bütün, eş-adımlarla ulaşırken ayakları fazla birbirine dolanmayacak iki tane yarım-benlik [3] elde etmemiz gerekir.

(L’Étourdit, EN: C. Gallagher)

[1] ç.n. Fransızcadaki sözcüğün “köşeye sıkışmak” “havlamak” gibi anlamları var.

[2] ç.n. Fransızcadaki ré-pète, İngilizcede re-fart yani tekrar-osurmak anlamına geliyor.

[3] ç.n. Fransızcadaki moitiés: “yarımlar” demek ama hemen sonraki cümlede “moi” (ben) ile ilişkilendirilecek.

4 Yorum

Filed under Çeviri

Efsane ve şeytanîlik — Jacques Lacan

İşte burada konuşmacımız Diotima şeytanîlik mefhumunu öne sürer: Ölümsüzler ile ölümlüler arasında, tanrılar ile insanlar arasında aracı gibi şeytanîlik mefhumunun burada anılması elzemdir, zira tanrıların ne olduğunu düşünmemiz gerektiğine dair size dediğim şeyi onaylar, yani tanrıların gerçeğin alanına ait olduklarını onaylar. Bize tanrıların varolduğu söylenir, varoluşlarına hiç karşı çıkılmadığı söylenir; şeytanî olanın, iblisin, daimonların, ki aşk dışında birçok başkaları da vardır, tanrıların ölümlülere mesajlarını duyurdukları aracılar olduğu söylenir “uyanık da olsalar uykuda da olsalar” (…)

Şunu demekle yetinelim: Efsane, şeytanîliğin düzenini, psikolojimizde animizmin dünyasından söz edilen yere yerleştirir. İlkelin dünyasını animist saymaktaki aceleciliği düzeltmemiz için bize cesaret vermesi de hesap edilir. Bize burada geçerken söylendiğine göre bu dünya, muammalı mesajlar diyebileceğimiz şeylerin dünyasıdır, bu da bizce, öznenin mesajda kendi oynadığı rolü bilmediği mesajlardan ibarettir. Bilinçdışının keşfi elzemdir, zira -simgeselliği temel alan birer mesaj olduklarını- doğrulayabildiğimiz mesajların alanını genişletmemizi sağlar, yani gerçeğe ait mat birer mesaj saydıklarımızın birçoğunun kendimize ait olduğunu gösterir, tanrıların dünyasında fethedilen yerdir burası, aynı zamanda ulaştığımız yerdir, daha fethedilmemiş olan yerdir.

Jacques Lacan 1960-1961 Seminer 8: Aktarım, s. 107

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

2 Yorum

Filed under Çeviri

Dolu konuşma — Jacques Lacan

Dolu konuşma, bir kişiyi başka bir kişinin tanımasında kurulduğu haliyle hakikati hedefleyen, hakikati biçimleyen konuşmadır. Dolu konuşma, icra eden konuşmadır. Öznelerden birisi sonradan kendini, önceki olduğundan başka halde bulur. İşte bu yüzden analitik deneyimde bu boyuttan kaçınılamaz.

Analitik deneyimi yanılsamaya dayalı, telkine dayalı bir oyun, bir tuzak, bir dolap gibi düşünemeyiz. Onun meselesi dolu konuşmadır. Bu nokta belirtildikten itibaren, zaten fark etmiş olabileceğiniz gibi, bir sürü şey tasnif olur ve netleşir, fakat bir sürü paradoks ve çelişki belirir. Bu tasavvurun değeri tam olarak bu paradoksları ve çelişkileri açığa çıkarmasıdır, ki bu onları mat ya da müphem kılmaz. Aksine çoğu zaman ahenkli ve kavranabilir gözüken şeylerdir matlığı barındıran. Ve öbür yandan antinominin içinde, ayırının/çatlağın içinde, zorluğun içindeyken berraklaşma fırsatları ile karşılaşırız. İşte bu, yöntemimizin üstüne temellendiği bakış açısıdır, ve umuyorum ki ilerleyişimizdir.

Jacques Lacan 1953-1954 Seminer Kitap 1: Freud’un Teknik Makaleleri

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

6 Yorum

Filed under Çeviri