Tag Archives: Jacques Lacan

Otoyol — Jacques Lacan

Yol, işte ele almaya değecek bir imleyen – yol, çeşitli ulaşım araçlarınızla seyahat ettiğiniz otoyol, Mantes’tan Rouen’e giden yol mesela. Paris demeyeceğim, o özel bir vaka.

Mantes ve Rouen arasında bir otoyol bulunması, tek başına, araştırmacının tefekkürüne kendini sunan bir olgudur.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Yazılarımı neden yazdım — Jacques Lacan

Yazılarımı [Écrits] insanlar onları anlasın diye yazmadım, insanlar onları okusun diye yazdım. Bu ikisi hiç aynı şey değil. İnsanlar hiçbir şey anlamıyor, doğrudur elbette, bir süreliğine, ama yazılar onlara bir şey yapıyor. Bu yüzden de – dışarıdan dikizleyip hayal edilenin aksine – insanlar onları okuyor, buna inanmaya eğilimliyim. İnsanların Yazılarımı satın alıp hiç açmadıkları hayal ediliyor. Foldur bu [false]. Hatta insanlar yazılar üstüne çalışarak kendilerini tüketiyor. Tabii ki Yazılarıma başlayan birinin yapabileceği en iyi şey onları anlamaya çalışmaktır. Ve onları anlayamadığı için, çalışmayı sürdürür. Bile bile onları insanların anlayamayacağı bir hale sokmadım – mevcut şartların neticesi böyle oldu. Konuştum, çok tutarlı ve kavranabilir dersler verdim, ama onları her yıl tek bir makaleye çevirince konuşma konularının toplamına kıyasla inanılmaz yoğuşmuş yazılar çıktı, ve onları Japon çiçekleri gibi suya koymak gerekir açımlanmaları için. Bu kıyaslamadan ne çıkarılacaksa odur.

Jacques Lacan EN: 2013 Dinin Galibiyeti’nden bir alıntı

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Not: Japon Žižekleri

3 Yorum

Filed under Çeviri

KAyıplı olmak — Jacques Lacan

(aynı metnin daha güncel çevirisi için tıklayınız)

Ayrıca rüyaya verilen ifadenin askıya alınışı denebilecek noktada öznenin kendini nasıl konumladığı da görülsün. Öznenin kendisi, kendini konumladığı gibi, kendini üstlendiği gibi, biliyordur, böyle denir, çünkü öteki, ötekinin öznel konumunu bilmiyordur. Ve bilmediği, KAyıplı öznel konumudur, böyle denir. Ölmüş olduğu, sonuçta, elbette ona dokunamayacak bir beyandır. Ölmüş olmaya dair bunun gibi her simgesel ifade, onu geçindirir, esasında onu muhafaza eder. Olan aslında tam olarak bu simgesel konumun paradoksudur: oluşta olmayışın bulunmasıdır, ölmüş olmanın onaylanışının bulunmasıdır, ki bu belli bir tarzda onu ölümsüzleştirmiş olmaz. Rüyadaki mesele de aslında budur. Fakat bu KAyıplı öznel konum, bu küçülmüş öznel değer, onun ölmüş olmasına yönelmez, özünde şudur: bunu bilmeyen o. Öznenin kendini ötekinin karşısında konumlaması işte böyledir. Ayrıca öteki bakımından işletilen bu türde bir korunma –ki anlamı sadece onun bunu bilmemesi değildir, diyebilirim ki sınır noktasında bunun ona söylenmemesi mecburiyetidir de– insanlar arası her iletişimin kökünde hep az çok bulunan bir şeydir, onun neyi bilmesine izin verilebileceği ve neyi bilmesine izin verilemeyeceğidir. Analitik söylemle uğraştığınız her seferinde etkisini tartmanız gereken bir şey bu. Dün akşam, kendini ifade edemeyenlerden, aslında söylemle alakalı engeller hakkında, dirençler hakkında konuşamayanlardan söz ettik. Bu boyut sayesinde bu rüya başka bir rüyaya bağlanabilir: Troçki’nin günlüğünün son sayfasından alınmış bir rüya bu, son savaşın başlangıcında Fransa’da kaldığı son günlerden sanırım. Özellikle etkileyici bir rüya bu. Troçki’nin, belki de ilk defa, bitmez tükenmez dirimsel enerjisinin azaldığına dair ilk ipuçlarını tecrübe etmeye başladığı ana ait bir rüya. Rüyasında gördüğü yoldaşı Lenin, sağlığının yerinde olmasından ve boyun eğmez karakterinden dolayı onu tebrik eder. Diğeri ise, hep diyaloglarda olan muğlaklıkla değerlenen bir tarzda, eski yoldaşına, belki de bu sefer kendisinde, önceden hep bildiğiyle aynı zeminde olmayan bir şey bulunduğunu anlatmak ister. Fakat düşünür, ve dirimsel evrimindeki bu kritik dönüş anında böylesine belirgin tarzda ortaya çıkan bu eski yoldaşına kıyamaz. Ve tam olarak, onun bile, Lenin’in bile çabasının boşa çıktığı zamanlara atıf yapan bir şeyi anımsatmak isteyerek, ona öldüğü zamanı şöyle belirtir: çok çok hasta olduğun zaman. Sanki meselenin tek solukta tam olarak formülleştirilmesi, varoluşunun aynı dönüş noktasındaki aynı Troçki’nin devam eden rüyasında karşısına çıkan bu gölgeyi dağıtacakmış gibidir.

Jacques Lacan 1958-1959 Seminer 6: Arzu ve yorumlanışı, s. 80

Not: Kayıplı ve ayıplı sözcükleri “en défaut” anlamı vermek üzere CAPSLOCK kayması gibi bileşerek KAyıplı oldu. https://fr.wiktionary.org/wiki/%C3%AAtre_en_d%C3%A9faut

8 Yorum

Filed under Çeviri

Mecaz üzerine — Jacques Lacan

Dilin ilkel biçiminde sıfat işlevini üstlenen şeyin mecazlar olduğu söylenmiştir. Öznede bunu confirm ederiz, gerçi burada kendimizi ruhun gizemli ilkel bir işletimi karşısında bulmayız, dildeki yapısal bir gereklilik karşısında buluruz: İmlenen düzeninde bir şey doğurulacaksa, bir imleyenin başka bir imleyenin yerine geçirilmesi zorunludur.

Bana diyeceksiniz ki: Sen bunu nerden biliyorsun? Yani sen niye “hav hav”ın köpeğin yerine geçirilmesini öne sürüyorsun. Öncelikle size derim ki yaygın –ve yakın zamanda bana getirilmiş– bir gözleme göre çocuk, köpeğe “hav hav” diyebildiği andan itibaren, köpekle kesinlikle hiçbir alakası olmayan bir sürü başka şeye de “hav hav” diyecektir, böylece dolaysızca gösterecektir ki buradaki esas mesele aslında işaretin imleyene dönüştürülmesidir: Bu imleyen çok çeşitli yerine geçirmelerle o anda hiçbir önemi kalmayan şeyler bakımından, başka imleyenler ya da gerçeğin birimleri olabilen şeyler bakımından test edilir. Çünkü buradaki mesele imleyenin kudretinin test edilmesidir.

Bunun doruk noktası –size bahsettiğim bilimsel konuşmanın sonunda dediğim şey bununla ilgiliydi– çocuğun en yüksek yetke ve en müthiş ısrarla şöyle bildirdiği kararlaşma anıdır: Köpek “miyav” der, ya da kedi “hav hav” der. Kesin bir kararlaşma noktasıdır bu, çünkü ilkel mecaz, ki saf ve basitçe imleyici yerine geçirmeyle teşkil edilmiştir, bu anda, imleyici yerine geçirmenin uygulanışıyla, nitelendirme kategorisini doğurur.

Jacques Lacan 1958-1959 Seminer 6: Arzu ve yorumlanışı, s. 114

İlk atıf orada teşkil edildiği ölçüde, bu bir mecazdır – “Köpek miyav diye bağırır, kedi hav hav diye bağırır” diye ilan eden atıfla, çocuk, bir çırpıda, hayvanı sesinden kopararak, işareti imleyen işlevine yükseltir, gerçekliği imlemenin sofistikeliğine yükseltir, gerçeğe uygunluğa gösterdiği küçümseme ile, aynı şeye ait çok sayıda nesneleştirmenin doğrulanmasını gerekli kılar.

Jacques Lacan, Écrits

3 Yorum

Filed under Çeviri

Kardeşlik üzerine — Jacques Lacan

Herkesin kardeş olmasına harcadığımız enerji, kardeş olmadığımızı açıkça kanıtlar. Doğuştan kardeşimizle bile kardeş olduğumuzun hiçbir kanıtı yoktur — tamamen ters kromozom gruplarını almış olabiliriz. Bu kardeşlik arayışı, geri kalanları – özgürlük ve eşitliği saymazsak, epey olağandışı bir şeydir, ve burada neyin örtüldüğünü fark etmek yerinde olur.

Kardeşliğin — yani insan/hüman, her zaman humus kardeşliğinin — bildiğim tek bir kaynağı var, tecrit. Tabii biz öyle bir çağdayız ki tecrit, ıyy! Artık hiçbir yerde asla tecrit yoktur, gazeteleri okursanız bu duyulmamış bir şeydir. Ama işte sosyetede — buna “insan/hüman” demek istemiyorum çünkü terimleri ihtiyatla kullanırım, ne dediğime dikkat ederim, solcu adamlardan değilim, gözlem yaparım — varolan herşey, öncelikle ve ilk olarak kardeşlik, tecrit üstüne kuruludur.

Başka hiçbir kardeşlik tasavvur bile edilemez, ufacık bir temeli yoktur, az önce dediğim gibi, ufacık bir bilimsel temeli yoktur, insanların beraberce tecrit edilmeleri, geri kalandan tecrit edilmeleri haricinde. İşlevinin kavranması ve niye böyle olduğunun bilinmesi meselesidir. Ama sonunda bunun böyle olduğu kafanıza dank eder, ve sanki bu böyle değilmiş gibi yapılması, mutlaka zorluklar getirecektir.

Jacques Lacan 1969-1970 Seminer 17: Psikanalizin İçyüzü, s. 114

1 Yorum

Filed under Çeviri

Termodinamik üzerine — Jacques Lacan

Kölenin bilgisini ondan çıkartan şey –yakından bakarsak– Hegel’in evrelerini adım adım izlediği tarihin tamamıdır. Hegel’in bu tarihi istikametini görmeden izleyebilmesi olağandışıdır ve haklı bir nedenle: Hegel Newton’un keşifleri alanındaydı henüz, termodinamiğin doğuşuna tanık olmamıştı henüz. Termodinamik adını alarak bütünleşen bu alanı oluşturan formülleri Hegel eğer devreye sokabilseydi, belki orada imleyenin hükmünü tanıyabilecekti. Orada imleyen üst üste tekrarlanır: S1, gene S1. Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

Entropi: İz’in İhtişamı — Jacques Lacan

(robot özet)

İmleyen bir özneyi bir başka imleyene temsil etmekle ifadelendiriliverir. Keyfiyete [jouissance] yönelen o başlatıcı yinelemeye bu yolla anlam veririz.

Böylece şunu kavrarız: Öyle bir düzey vardır ki bilgiye hükmeden, onu ifadelendiren, saf formel lüzumlardır, yazının lüzumlarıdır. Bunların güncel karşılığı da belli bir mantık tarzıdır ki mantık zaten yazının ele alınması demektir. Çağdaş mantık deneyimiyle desteklenen bu bilgi, analitik klinikte yinelemenin etkisini ölçerken işleyen bilginin aynısıdır. Bize en damıtık gözüken bilgi odur, ampirik gözlemden damıtıp çıkarılamayacağı besbelli olsa bile.

Okumaya devam et →

16 Yorum

Filed under Çeviri

Aşk üzerine — Jacques Lacan

(öncesi: Değildir)

Aşk [l’amour] (adamı) işaret eder (imler) ve her zaman karşılıklıdır/müşterektir/karşıldır, eskiden beri dediğim gibi.

Nazikçe söyledim, “hisleriniz hep karşılıklı” dedim, şöyle sorasınız diye:
— Peki ya, peki ya, aşk nasıl, aşk nasıl, o da hep karşılıklı mı?
— Hiç olmaz mı, hiç olmaz mı!
Bilinçdışı zaten bu iş için icat edilmedi mi? İnsan kendi arzusunun Başkasının arzusu olduğunu fark etsin diye. Sevgi tutkusu bu arzuyu bilmezden gelse de onu tamamen kapsar. Yakından bakılırsa bunun tahribatı görülür.

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri

Ben Üzerine Bazı Düşünümler — Jacques Lacan

Jacques Lacan — 1953 — Uluslararası Psikanaliz Dergisi

Freud’un Ben [ego] üzerine görüşlerinin gelişimi onu görünüşte çelişkili iki formülasyona götürmüştür. Ben, narsisizm kuramındaki nesnenin karşısında taraf tutar: libidinal ekonomi kavramı. Libidinal yükün kişinin kendi bedenine bağışlanması hipokondriyasis acısına yol açarken, nesnenin yitimi intiharla bile sonuçlanabilecek depresif bir gerilime yol açar.

Öte yandan Ben, algı-bilinç sisteminin işleyişinin topografik kuramındaki nesnenin tarafını tutarak O’na [id] direnir, yani salt haz-ilkesince yönetilen dürtüler bileşimine direnir.

Burada bir çelişki varsa da, gerçeklik-ilkesinin naif kavrayışının dışına çıkıp şu olguya dikkat ettiğimizde çelişki yok olur – ki bu noktada Freud net olsa da beyanları bazen net değildi: düşünceyi öncelese de, gerçeklik, öznenin onla uğraşma yordamlarına göre farklı biçimler alır.

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Çalınmış Mektup — Jacques Lacan

Çalınmış mektup için diğer nesneler gibi bir yerde var veya yok olmalıdır diyemeyiz, daha ziyade onlardan farklı olarak, nereye giderse gitsin orada var ve yok olacaktır diyebiliriz.
…
Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri