Tag Archives: Maria Aristodemou

Özgür dünyada özgürlük: Uzakın hukuka dönüşür — Maria Aristodemou

Özet

Makalem Robert Burt’un yazısından yola çıkarak Lacancı hukuk analizinin Robert Burt’ün (haklı olarak) reddettiği şeyden ve Burt’ün geliştirdiği alternatif psikoterapötik senaryodan nasıl farklılaştığını vurgulamaktadır. Lacancı analizde yeni karakteristikler dediğim şeylere odaklanmaktayım, özellikle de insan öznesinin dille iğdiş oluşundaki ısrarına, ki bu iğdiş “özgürlük” ve “özgür konuşma” anlayışımızı, dolayısıyla Hukuk’un kendi iğdiş oluşunu sorun eder. Özne adına Ben [Ego] psikologlarınca yapılan iddiaları birer birer soymamız, Lacancı analizin idealde açığa çıkardığı şeye, yani öznenin uzakın nüvesine ulaşmamızı sağlar. Bunu Öldürme Edimi [The Act of Killing] filmiyle örneklemekteyim, bu belgesel öznenin kalbindeki uzakın nüveyi göstermekle kalmaz, bizzat Hukuk olan uzakınlığı da gösterir. Hukuk ve psikanaliz arasındaki karşılaşma, vardığım sonuca göre, müşterek anlayışa götürmenin çok ötesinde, analizanın mazeretlerinin çözdürülmesine götürür, ve böylece, psikanalizin sahneden tamamen çekilmesine götürür.

Anahtar sözcükler

Hukuk; Psikanaliz; Lacan; Freud; İğdiş; Dil; Uzakın

Dümdüz Kaynak Yerlendiricisi

http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0160252716301455

(İngilizce özet)

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim, Makale

Konuşma üzerine — Maria Aristodemou

Buna koşut bir şekilde, konuşan varlıklar olarak öznelliğimizin merkezi öğeleri, fiilen konu ettiğimiz kırıntılar değil ancak bilinçdışı olarak bilebildiğimiz ve bu yüzden konu etmekte zorlandığımız kırıntılardır. Nitekim Lacan’a göre, düşünmeyi bıraktığımız, aptalca şeyler zikrettiğimiz zamanlarda arzu hakkında bir şey bulabiliriz: “Özne düşünen kişi değildir. Özne tam olarak aptalca şeyler zikretmeye teşvik ettiğimiz kişidir (onu büyülemek için diyeceğimiz gibi ‘her şeyi söylemeye’ değil, her şey söylenemez)… Tam olarak onun artık bunu düşümek istemediği ölçüde belki onun hakkında bir şeyler daha öğreniriz.”
….
Eğer dil, özneye değil de Büyük Öteki’ye aitse ve onun insafına kalmışsa, ve daha özne doğmamışken bile bu böyleyse, o zaman özgür konuşmadan bahsetmenin ne anlamı olabilir ki? Psikanalize göre göreceğimiz karşıtlıklar özgür ve zoraki konuşma arasında değildir, dolu ve boş konuşma arasındadır.

“Yasa, Psikanaliz, Toplum” kitabından (M. Aristodemou)

TR: IBF

Žižek & The Slovenian School grubunda paylaşan Barbara Friedrich

—

“In a parallel way, the central elements of our subjectivity as speaking beings,are not the bits we actually speak but the bits we know only unconsciously and therefore find it difficult to speak. Indeed for Lacan it is when we stop thinking, when we utter stupidities, that we may find out something about desire: “The subject is not the one who thinks. The subject is precisely the one we encourage, not to say it all, as we tell him in order to charm him, but rather to utter stupedities… It is precisely to the extent that the guy is willing not to think anymore that we will perhaps learn a little bit more about it.”
….
If language belongs to and is at the mercy of the Big Other, not of the subject, and before the subject is even born, then what sense, if any, does it make to talk about free speech? For psychoanalysis, the contrasts as we will see is not between free and coerced speech but between full and empty speech.”
From “Law, Psychoanalysis, Society” (M. Aristodemou)

via Barbara Friedrich @ Žižek & The Slovenian School

1 Yorum

Filed under Çeviri