(öncesi: Dilde İşaretin Tabiatı 1: Seda Kavramı İmletir)
Dilde tanımladığımız işarette gözlenen iki temel karakter aynı zamanda dil üzerine her çalışmada gerek duyulan iki temel ilkeyi oluşturur.
Birinci İlke: İşaretin Keyfi Tabiatı
İmleyen-imlenen bağı keyfidir. İmleyen ve imlenenin bağlaşım yapısına ‘işaret’ dediğime göre şunu da diyebilirim: Dilde işaret keyfidir.
‘Kızkardeş’ fikrini Fransızcada o fikri imleyen s-ö-r ses dizisine bağlayan hiçbir iç ilişki yoktur; aynı fikir bambaşka seslerle de imlenebilirdi, dillerin birbirinden farklı olması da bu özelliği ispatlar: Aynı ‘öküz’ imleneni hudutların bir yanında b-ö-f ile imlenir, öbür yanında o-k-s ile imlenir.
İşaretin keyfi tabiatı ilkesi tartışmalı değildir ama bir hakikati yerli yerine oturtmak onu keşfetmekten daha zordur. Birinci İlke dilbilime tamamen hakimdir ve sayısız neticeye yol açar. Bu neticelerin hepsi ilk bakışta o kadar aşikar olmasa da çok sayıda dolambaç katettikten sonra onları fark edersiniz ve bu ilkenin temel önemini algılarsınız.
Bu arada bir konuya değinelim: Semiyoloji bir bilim halinde örgütlendiği zaman tamamen doğal [keyfi olmayan] işaretlere dayanan ifade tarzlarını da (pandomim gibi) içerip içermediği sorusu gündeme gelecektir. Yeni bilim o işaretleri içerse bile onun asıl derdi işaretin keyfiliği zeminine oturan sistemler grubu olacaktır. Toplumda başvurulan her ifade aracı aslında konvansiyon denen kolektif davranışlara dayanır. Mesela nezaket jestleri doğal bir dışavurumla yüklenmiş olsalar dahi (mesela dokuz kere secde ederek imparatorunu karşılayan Çinli) aslında kural ile sabitlenmiştir; insanı o jestlere başvurmaya sevkeden unsur o jestlerin kendi iç değeri değil, o jestleri sabitleyen kurallardır. Keyfi işaretler semiyolojik sürecin ülküsüne keyfi olmayan işaretlerden daha elverişlidir; dolayısıyla dil, ifade sistemlerinin hem en karmaşık ve evrensel olanıdır, hem de en karakteristik olanıdır; buna göre bütün semiyoloji dallarının ana gövdesi dilbilim olabilir, semiyolojik sistemlerden sadece biri olmasına rağmen dil temelinde semiyoloji örgütlenebilir.
Dilde işaretin kendisine veya imletici kısmına ‘simge’ adı verilmiştir ama Birinci İlkeye göre simge terimi elverişsizdir. Simge karakteri icabı asla tamamen keyfi olamaz, boş değildir, imleyeni imlenene bağlayan doğal bir kalıntıdan koparılamaz. Mesela adaletin simgesi terazidir ve rastgele bir başka simgeyi –mesela at arabasını– onun yerine koyamazsınız.
Bu arada ‘keyfi’ kelimesine de değinmeliyiz. ‘Keyfidir’ derken imleyen seçiminin konuşmacının keyfine kaldığını kastetmiyorum (dil topluluğunda yerleşen işaretleri değiştirmeye bireylerin gücü asla yetmez); ‘keyfidir’ derken imleyenin gerekçesiz olduğunu kastediyorum, ‘imleyen keyfidir’ yani imlediği şeyle doğal bir bağıntısı yoktur.
Birinci İlkeye gelebilecek iki itiraz konusuna değinerek konuyu bağlayalım:
1) Onomatopeler (imlediği kavramın sesini yankılayan kelimeler) imleyen seçiminin keyfi olmayabileceğine delil gösterilebilir. Ama onomatope oluşumları hiçbir zaman dil sisteminin organik öğeleri değildir. Zaten onlar sanıldığından çok daha az sayıdadır. Fransızca fouet/kamçı ve glas/çan imlediği kavramın sesini yankılarmış gibi gelebilir kimi kulaklara, oysa onların bu özelliğe bağlı kalmadığını anlamak için Latince kaynaklarını incelemeniz yeterlidir (fouet’nin kaynağı fagus/kayın ağacıdır, glas’ın kaynağı classicum/borazan sesidir). Şu anki seslerine atfedilen vasıflar fonetik evrimin tesadüflerinden türemiştir.
Sahiden onomatope olan kelimelerse (glug-glug, tik-tak, vb.) hem sayıca azdır hem de kısmen keyfi seçilmiştir, imledikleri seslerin ancak yaklaşık veya az çok konvansiyonel bir taklitleridir (havhav’a İngilizce bow-bow, Fransızca ouaoua denmesindeki gibi). Zaten onlar dile girdikten itibaren diğer kelimelerle aynı (fonetik/morfolojik) evrimlerden geçerler (mesela pigeon/güvercin Latince halk onomatopesi pipio’dan türemiştir): Dilde işlendikçe özgün karakterlerini yitirip gerekçesiz genel işaretlere dönüştükleri böylece ispatlanır.
2) Ünlemler de onomatopeler gibidir ve benzer bir itirazın konusu olabilir ama onlar da keyfilik ilkesini çürütemez. Ünlemlerde adeta gerçeklik doğal kuvvetlerle kendiliğinden dışavurulup dayatılıyor gibidir. Oysa ünlemlerin çoğunda imleyen-imlenen bağının sabit olmadığı gösterilebilir. İki dili kıyaslarsak diller arasında ifadelerin ne kadar değiştiği görülecek (mesela Fransızca ‘aie!’nin İngilizce eşleniği ‘ouch!’tur, Türkçesi ‘ah!’tır). Zaten birçok ünlemin bir zamanlar anlamlı kelimeler oldukları da bilinir (mesela Fransızca diable! ‘lanet!’ mordieu! mort Dieu yani Tanrının ölümünden türemiştir).
Onomatope oluşumları ve ünlemler ikincil önemdedir, simgesel kaynakları da tartışmaya açıktır.
İkinci İlke: İmleyenin Doğrusal Tabiatı
İmleyen işitseldir ve sadece zaman ekseninde açımlanır, böylece şu karakterleri edinir: (a) onun bir müddeti vardır (b) o müddet tek eksende ölçülebilir; yani özetle imleyen doğrusaldır.
İkinci İlke aşikar da olsa dilbilimciler kendilerine fazla basit gelen bu ilkeye pek değinmediler; yine de o temeldir ve sayısız neticeye yol açar. İkinci İlkenin önemi Birinci İlkeye denktir, dil mekanizması tamamen onlara bağlıdır. Görsel imleyenlerle (denizcilik sinyalleri vb.) birçok eksende eşzamanlı gruplamalar yapılabilir, işitsel imleyenler ise ancak zaman eksenine hakim olabilirler. İşitsel öğeler dizi halinde sunulur ve zincirlenir. Yazılı temsilde bu özellik besbellidir: Grafik öğelerin uzamsal dizilişi seslerin zamansal dizilişini ikame etmiştir.
Bazı durumlarda imleyenin doğrusal tabiatı insana aşikar gelmeyebilir. Mesela sözdeki bir heceyi vurguladığım zaman o noktada birden fazla anlam öğesini yoğuşturduğum düşünülebilir. Oysa bu bir yanılsamadır, hece ile vurgu bir ve aynı seslendirme eylemine dahildir. Seslendirme eylemi dahilinde hiçbir ikileme bulunamaz, sadece öncül ve ardıl öğelerle kurulan karşıtlıklarda farklılaşmalar gözlenir.
Genel Dilbilim Kursu’ndan
Türkçesi: Işık Barış Fidaner






























Geri bildirim: Dilde İşaretin Tabiatı 1: Seda Kavramı İmler — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Seda Kavramı İmletir, Sessel İmge Kavramı Göstermez: Tahsin Yücel Saussure’ü Anlamayınca Biz De Anlamamış Sayıldık — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yerlişhanı: Kavramsal Açıdan Dilde Değer — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Müşkül Şehir: Seda-Kavram Bağının Politik Karşılığı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Seda — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yankılaşım — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saussure Dil Lokantası — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER