‘Almancı’ sözü, yirmi birinci yüzyıl Türk beyaz yakalısının ağzında bir köken bilgisi vermekten çok bir sınıf hükmü bildirir. Bu söz, Almanya’da doğmuş, Almancayı ana dili olarak konuşan, ülkenin okulundan geçmiş, kurumlarını bilen ve kamusal hayatına katılan Türk kökenli kişiyi eski bir göçmen karikatürüne sıkıştırır. Almanyalı-Türkün yerel bilgisi sıradanlaştırılır. Türkçesindeki Almanca izleri zekâ ve zevk kusuru gibi fiyatlandırılır. Ailesinin işçi geçmişi kültürel düşüklük işaretine çevrilir. Aynı sözü kullanan yeni beyaz yakalı ise İngilizcesini, diplomasını, yabancı şirketini ve uluslararası hareketliliğini yüksek kültür belgeleri olarak sergiler. ‘Almancı’ yaftası hedef aldığı kişiden önce konuşanın sınıfsal arzusunu açığa çıkarır.
Avrupa’nın kurucu inancı, diyalektiğin gurmelik üzerinde durması gerektiğini söyler. Diyalektik sahilik ilkesini taşır. Gurmelik haz ilkesini örgütler. Sahilik, insanların karşılaşma içinde kendi konumlarını dönüşüme açmasını gerektirir. Gurmelik dünyayı tat, seçicilik, incelik ve prestij üzerinden derecelendirir. Avrupa, kişisel hazzın ortak hayata hükmeden kuvvetini diyalektik sahiliğe bağlamak ister.
Türkiye’de 2015’ten sonra gelişen muhalif ekran düzeni, olayları aktarmakla yetinmedi. Bazı yüzleri sürekli öne çıkardı, bu yüzlere temsil yetkisi verdi ve onların duygularını toplumun ortak duygusu gibi dolaşıma soktu. Bir siyasetçi, gazeteci, sanatçı, akademisyen veya sendikacı ekranlarda yeterince sık göründüğünde kendi kurumunun sözcüsü olmayı aştı. Doğru öfkenin, doğru yasın, doğru umudun ve doğru tepkinin ölçüsüne dönüştü.
Ruşen Çakır’ın yorum makinesi iki vitesle çalışıyor: gaz verme ve geri vites. Gaz verirken ihtimal tarihsel zorunluluğa yükseliyor. Miting kalabalığı toplumsal dönüşüm oluyor. Sakin üslup seçim kazandıran yasaya dönüşüyor. Yeni bir genel başkan “mucize” mertebesine çıkıyor. Bir siyasetçinin görünür yenilgisi, daha derindeki “realitesini” ortadan kaldırmaya yetmiyor. Geri viteste ise kesin hükmün hacmi küçülüyor. Tarihli öngörü kişisel hissiyata iniyor. Kaçınılmaz olayın takvimi belirsizleşiyor. Başladığı ilan edilen dönem “sekteye uğramış” sayılıyor. Seçimi kazanacağı söylenen adayın yenilgisi, doğru tarihsel fırsatı değerlendiremeyen aktörlerin hesabına yazılıyor.
Dijital oyunlarda yay taşıyan kadın, 2000 yılından itibaren giderek genişleyen bir iktidar biçiminin taşıyıcısı haline gelmiştir. Amazon, Farah, Lara Croft, Ellie, Aloy, Kassandra, Eivor, Kena ve Naraa farklı çağlarda, farklı dünyalarda ve farklı oyun türlerinde yaşar. Bu karakterleri aynı tarih içinde buluşturan unsur yalnız silah seçimleri değildir. Yay, savaş alanını düzenleyen bakışla duygusal ilişkileri düzenleyen bakışı tek kişide birleştirir. Kadın kahraman düşmanın zayıf noktasını gördüğü gibi anlatının hangi kişiye yaklaşacağını, hangi kişiden uzaklaşacağını ve hangi kişinin merkezde kalacağını da belirler.
NewsLab, Türkiye’deki gazetecilik krizini çözmek üzere çalışan bir medya destek kuruluşu görüntüsü altında platformların, donörlerin ve ölçüm panellerinin ihtiyaç duyduğu uysal medya öznesini yetiştiriyor. Kurum işsizliği ve güvencesizliği adaptasyon dayağına çeviriyor. Gazetecinin boynuna marka tasması takıyor. Kuluçka programıyla konuşacak yüzleri seçiyor. Mentorlukla seçilmiş kişilere öz-denetim kazandırıyor. Mikro hibeyle uyumu ödüllendiriyor. Analytics üzerinden metrik kırbacını haber odasına sokuyor. Hedef kitle araştırmalarıyla halkı davranış ahırlarına bölüyor. Hibe dersleriyle donörün sesini gazetecinin ağzına yerleştiriyor. Araştırma birimiyle kuruma yönelen itirazları öğütüyor. ‘Dijital Kültürler’ dizisiyle kendi ürettiği yaraları uzmanlık ürününe çeviriyor. Yapay zekâ aracılığıyla terbiyeyi seri üretime bağlıyor. Sinerji 360 ile aynı yönetim dilini seçilmiş haber odalarına yayıyor.
Türkiye muhalefetinde 2015 yazında yeni bir cemaat biçimi kuruldu. Suruç ve Ankara katliamlarından sonra ölülerin yüzleri, son fotoğrafları, tabutları ve cenaze kortejleri milyonlarca ekranda tekrarlandı. Aynı görüntüleri gören insanlar aynı yas cümlelerini kullandı. Aynı cümleleri kullanan hesaplar birbirlerini “biz” sözüyle tanıdı. Algoritma bu tekrarları yükseltti. Muhalif medya seçilmiş yüzleri olayların merkezine yerleştirdi. Siyasetçiler ekranlarda büyüyen tepkiyi kamuoyu saydı. Ortak maruziyet ortak irade duygusu üretti.
Geç-Z kendisini maxxledi; Alfa maxxing’in kendisini maxxleyerek onu saçmalığa indirdi. Maxxing, sosyal medya çağında insanın yüzünü, bedenini, dersini, uykusunu, çalışma düzenini ve sosyal etkisini yükseltilebilir değerlere ayıran genel fiil haline geldi. Her özellik ölçülebilir bir stat, her eksik bir geliştirme görevi, her günlük alışkanlık bir performans programı kazandı. Alfa kuşağı aynı eki brainrot’a, Skibidi’ye, yaşa, aptallığa, terminal hale ve herhangi bir rastgele sözcüğe ekledi. Böylece maxxing, belirli bir özelliği yükselten programdan sınırsız birleşim üreten bir dil kalıbına dönüştü. Bu dönüşümün ardından Alfa’nın kendi karakteristik hitabı belirginleşti: Chat, is this real?
İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın altmışbeşinci bölümünde önce kendini tanıtacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak, sonunda vedalaşacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı metaforik çarpıcı sürükleyici konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve bağlamı ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): (metaforik belirtmeli açıkça bildirmeden, metaforlar fazla fiziksel olmamalı): “Sızlayan Taş” (enstrümantal), “Ayazda Kıvılcım” (enstrümantal), “Randevu yok” (vize krizi), “Bazen Piro” (CHP krizi), “Instagram Mağdurları” (estetizm), “Wortgrube”, “Das Fegefeuer” (estetizmi yakan kutsal yürek), “Siebenhundert Intellektuelle beten ein Rechenzentrum an” (brecht’in öltank şiirinin uyarlaması), “Kızılca Kraliyet Adına” (king crimson uyarlaması), “Bayan, sizde pipi var mıydı?”
İyi akşamlar. Ben Perde Cümledar. Sayıların yön gösterdiği, kelimelerin ise yönümüzü şaşırttığı Nümerik Esintiler’in altmış beşinci bölümündeyiz. Bu gece on ayrı eşikten geçeceğiz. Bazılarında sözler susacak, bazılarında tek bir cümle bütün bir düzenin cilasını kaldıracak. Şimdi dışarıdaki gürültüyü biraz geride bırakalım; çünkü içeride, henüz adı konmamış başka bir uğultu başlıyor.
Bugünkü Yersiz Şeyler kenar çubuğunda bir psikanaliz dersliği, bir görsel çağrışım arşivi, bir yapay zekâ radyo programı, bir düşünce cephesi, bir üretim tezgâhı, bir açıklama makinesi ve bir operasyon merkezi aynı sütunda yan yana durur. Bu bağlantılar benzer biçimde görünür; her biri farklı bir tarihte, farklı bir ihtiyacın içinden ve farklı bir işi üstlenerek ortaya çıkmıştır. Bir sayfa sözcükleri saklar. Bir başkası görüntüleri konuşturur. Bir diğeri metni şarkıya dönüştürür. Bazıları güncel olayları teşhis eder. Bazıları ortak ad, manifesto, strateji ve hüküm üretir.