🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️
Slavoj Žižek
1997 Umbr(a), lacan.com
Jacques-Alain Miller’in işaret ettiği gibi, “analizdeki inşalar” kavramı “analist her zaman haklıdır” (şaibeli) iddiasına dayanmaz (bu iddiaya göre hasta, analistin önerdiği inşayı kabul ederse inşanın kusursuzluğunu doğrudan tasdiklemiş olur; reddederse, bu durum direnç işaretidir ve dolayısıyla yine inşanın hakikate dokunduğunu tasdikler); buradaki mesele daha ziyade işin öbür yanıdır — “analizan her zaman, tanımı gereği, haksızdır”. Bunu anlamak için inşa ile inşaya karşılık gelen yorum arasındaki kritik ayrıma ve bu ayrımın bilgi / hakikat çiftiyle olan bağıntısına odaklanmak gerekir. Buna göre yorum, her zaman analizan ve analist arasındaki öznelerarası tanıma diyalektiğine gömülü bir jesttir ve bilinçdışının belirli bir oluşumuna (bir rüyaya, semptoma, dil sürçmesine) dair hakikat etkisini ortaya çıkarmayı hedefler. Öznenin yorumcunun önerdiği gösterimde kendisini “tanıması”, bunu tam olarak öznelleştirmesi, önerilen gösterimi “kendine ait” olarak üstlenmesi beklenir (Evet Allahım, bu benim, bunu gerçekten istedim). Yorumun başarı ölçüsü işte bu “hakikat etkisidir”, analizanın öznel konumunu ne düzeyde etkilediğidir (o ana dek derince baskılanmış travmatik karşılaşmaların anılarını uyandırması, şiddetli bir direnç provoke etmesi). Buna açıkça zıt olan inşa ise (ki numunelik örneği asli fantazidir) hiçbir zaman öznelleştirilemeyen, öznenin kendi hakikati olarak, kendi varlığının en iç nüvesiyle karşılaştığı hakikat olarak hiçbir zaman üstlenemediği bir bilgi statüsüne sahiptir. İnşa, saf mantıksal açıklayıcı bir önvarsayımdır, çocuğun “Bir çocuk dövülüyor” fantazisinin ikinci aşamasına benzer (Babam tarafından dövülüyorum) ki Freud’un da vurguladığı gibi bu ikinci aşama o kadar radikal bir anlamda bilinçdışıdır ki hiçbir zaman hatırlanamaz:
Okumaya devam et




























