Tag Archives: Lacancı

Psikanaliz ve Programlama Dilleri — Wavell Watson

Wavell Watson — 11 Mart 2017 — PDF

“Sapkının Programlama Dilleri Rehberi” başlıklı belgenin üçüncü kısmıdır. Dipnotları çevirmedim. Programcı çeşitleri yerine çevirmen çeşitleri diye de okunabilir. Konuyla ilgili sunum: https://www.youtube.com/watch?v=mZyvIHYn2zk

IBF

Psikanalizi kullanarak bilgisayar programlama dili tercihini eleştirmek Lacancı yapıların keyif kısmından faydalanır. Her programlama dili her yapıyla uyumludur, ama kimi diller kendilerini özgül yapılara uyduran kurallar kullanır. Mesela histerik yapıdaki bir programcı saplantıcı bir dili kullanırsa, histerik bu saplantılı dili sanki histerik bir dilmiş gibi kullanacaktır. Benimsenen yapıların birbirlerinde bulunan vasıfları taşıyabileceğini hatırlamak önemlidir. Buna göre saplantılı bir dil, histeri ve sapkınlık öğeleri taşıyabilir. Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Programlama

İlişkisizliğin kabullenilmesi — Alenka Zupančič

What is Sex? kitabından küçük bir kısım.

IBF

Özgürleşme çoğu zaman kendimizi (toplumsal) ilişkisizlikten kurtarmak olarak –ya da İlişki İdeali’ne (ulaşılamaz da olsa) yakınlaşmak olarak– kavransa da, Lacan bize çok farklı bir bakış açısı sunar. İlişkisizliği ortadan kaldırma (ve onu bir İlişki’yle değiştirme) amacı aslında tüm toplumsal baskıların alametifarikasıdır. Cinsel fark ve kadınların ezilmesi bunun çok iyi örnekleridir. En ezici toplumlar her zaman cinsel ilişkinin varoluşunu aksiyom olarak ilan eden (dayatan) toplumlar olmuştur: “ahenkli” bir ilişkinin önkoşulu (bu ilişkiye karışan) özlerin ve bu özlere bağlı rollerin tam olarak tanımlanmasıdır. Eğer bir ilişki olacaksa, kadınların şöyle şöyle olması gerekir. Yerini bilmeyen bir kadın ilişki imajını (mesela birbirini tamamlayan iki öğenin bütünlüğü, ya da başka türden bir “kozmik düzen”) tehdit eder. Buna karşılık psikanaliz, kadının aslında bu ezici düzenlerin ona atfettiğinden daha başka bir şey olduğunu söylemez, çok daha farklı ve çok daha güçlü bir iddia ile yanıt verir: Kadın varolmaz. (Daha sonra, cinsel fark ya da bölünme üstüne tartışmamızda buna döneceğiz.)

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

Bir şeyin bilinçsizliğinde olmak — Alenka Zupančič

What is Sex? kitabından küçük bir kısım.

IBF

O zaman insan hayvanı ile diğer (cinsel) hayvanlar arasındaki fark ne olur? Doğanın insan istisnasına dayanmayan, onun yerine bizatihi cinsiyetlenmiş doğanın belli bir çıkmazına farklı bir tür ifade verilmesine dayanan bir fark mı olur? Cevabımız şu yönde gidecek: insan cinselliği cinsel ilişkiye bağlı imkansızlığın (ontolojik olumsuzluğun) bizatihi belirdiği, gerçekliğin parçası olarak “kaydedildiği” noktadır. Freud’un keşfettiği tekil biçimde, bilinçdışı biçiminde kaydedilir.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Bilmek ve cinsel ilişkinin yokluğu — Alenka Zupančič

What is Sex? kitabından küçük bir kısım.

IBF

Adem ve Havva’nın bilgi ağacından yedikleri zaman bildikleri şey tam olarak neydi? İncil’de bu hiç açık ve net değildir. Açık ve net olan, “iyi ve kötünün bilgi ağacı” formülasyonundaki “iyi ve kötü” (rov wa-ra) ifadesinin iyi ve kötünün bilinmesine ve ayırt edilmesine atıf yapmadığıdır (bu gayet taraflı bir okuma olurdu), aslında bu “herşey” anlamına gelen sabit bir ifadedir (“şudur budur” dememizde olduğu gibi). Yani İncil’in bize dediği sadece onlar bilgi ağacından yedikleri zaman, Adem ve Havva’ya bilgi verildiğidir. Ve eğer bunun Lacancı bir okumasına kalkışırsak, şöyle ekleyebiliriz: şu veya bu belirli şeyin bilgisi değil, bizatihi bilginin (imleyici) yapısı onlara verilmiştir. Ve “bizatihi bilginin (imleyici) yapısı” ile gelen şey, bilinçdışının ayırısıdır/çatlağıdır: tam olarak bilgiyi enformasyon ve veriden ayırt eden şeydir. Başka bir deyişle, onlara iletilen şey tam olarak bilgiyi teşkil edici olan Urverdrängung‘un ayırısıdır/çatlağıdır. Ve işte bu yüzden bilgi ağacından yedikleri anda, dolaysız sonuç bir duygulanım oldu, kendi çıplak bedenlerinin görünüşünü utanç verici buldular. Bu utanç esasen ontolojiktir: eksik imleyenin (-1) yerinde belirir, bilginin yapısına inşa edilmiş imleyici eksiklikten dolayı: o belirir çünkü orada hiçbir imleyen belirmez…

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Kadın sorunu, tam keyif ve lathouse’lar — Slavoj Žižek

Yeni çıkan Incontinence of the Void kitabından bir kısmın Türkçe çevirisidir.

IBF

Felsefî olarak, “kadın sorunu” (bu eski, hiç münasip olmayan sözü kullanırsak) ne Badiou’nun önerdiği gibi yeni bir simgeleştirme ile çözülebilir, ne de kadının simgeleştirmeye direnen bir varlık olarak, simgeleştirme sürecinin “bölünemez kalanı” olarak yükseltilmesiyle çözülebilir. Bu ikinci yolu Schelling tutturmuştu, o “‘kadın’ gibi bir ifadenin ilkelerden türetilemeyeceğini biliyordu. Türetilemeyen şey anlatı hâline getirilmeli.” [1] Schelling’in gerçekliğin mantıksal yapısından (mefhumlar sistemi gibi sunulabilir) çıkıp ilksel dürtülerin Gerçeğine (orada çıkarımlar yoktur, ancak bir öykü anlatılabilir) ulaşması, yani logos‘tan mythos‘a doğru yaptığı hamle, Dişil olanın da öne sürülmesidir. Schelling bu düşünce çizgisini aşırıya götürdü: onun önermesine göre (ya da Sloterdijk’ın Schelling’e atfettiği önermesine göre) [2] dişil orgazm, cinsel hazzın bu en esrik anı (antik Yunanlar bunu zaten biliyordu) insan evriminin en yüksek noktasıdır. Sloterdijk hatta bu deneyimin Tanrı’nın ontolojik kanıtı rolü oynadığını iddia ediyor: orada biz insanlar Mutlak ile irtibata geçeriz. Schelling idealist kapalı çemberden çıkmayı denedi, maddeyi, organizmayı, hayatı, gelişimi getirdi, yani sadece saf mantıksal zihinle ilgilenmekle kalmadı, insan evrimi ile bedensel düzeyde, cinsellikte olup bitenlerle de ilgilendi: saadet sadece Aristocu düşüncenin kendini düşünmesi değildi, aynı zamanda adeta dayanılmaz bir azamiyetle kendi kendinin keyfini çıkaran bir bedendi.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Çeviri

İşaret Değeri Üzerine — Slavoj Žižek

Yeni çıkan Incontinence of the Void kitabından bir kısmın Türkçe çevirisidir.

IBF

Şimdiye dek, temelini ya da sınırlamasını sorgulamadan farklı fazlalık biçimlerine ve farklı fazlalıkların birbirleri içine örülmelerine [intertwinement] başvurduk. Mesela metaların mantığı ile imleyenin mantığı arasındaki benzeşimi sorunlu kılan şey, en başından beri teşkil edici bir kısım olmasına rağmen, Marx’ın kavramlaştırmasında eksik olan bir şey kılığında imleyici boyutun metaların çeperine nakşedilmiş olmasıdır. Marx’ın başlangıç noktası bir metanın ikili tabiatıdır, kullanım değeri ile mübadele değeri arasındaki bölünmedir; fakat kullanım değeri – mübadele değeri çifti bütün kapsamı içermez: bir başka değer boyutu gerekir, Lacan buna “kült değeri” demiştir. Gelin taşlanmış kot metasını ele alalım: onda bir kullanım değeri (onları pantolon olarak giyebiliriz) ve mübadele değeri vardır (fiyat ile ifade edilir), ama bir de ilk ikisine indirgenemeyen üçüncü bir değer vardır, metaya hale olarak yapışan yoğun bir anlam ağı vardır: taşlanmış kotun imlettiği “yaşam tarzı” nedir; gerçekliğe yönelik tutum nedir, onu giydiğimde kendimi nasıl bir imajla sunarım? PD (politik doğrucu) zamanlarımızda çevresel kült değeri öne çıkıyor: yarısı çürük ve daha pahalı “organik” elmaların gerçekten daha sağlıklı olduğuna kim inanır? Öyle ki, onları satın almakla sadece bir ürünü satın alıp tüketmiş olmayız—aynı zamanda anlamlı bir şey yapmış, çevreye duyarlılığımızı ve küresel farkındalığımızı göstermiş, geniş bir küresel projeye katılmış oluruz. … Lacan bu boyuta “kült değeri” derken Thomas Presskorn-Thygesen ile Ole Bjerg buna basitçe “işaret değeri” diyor. [1]

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Psikanaliz ölçünün 1’inin himayesi altında geliştirilemez — Jacques-Alain Miller

Her kelime kendi taşıyacağı değere göre sorgulanmalı. “Ölçü”nün mesela burda çok belirli bir anlamı var, Seminer’in [ç.n. 16’ncı kitap] geri kalanında da onu buluruz. Lacan bize hatırlatır: her ölçü fiiliyatta bir 1 konumuyla kurulur ve psikanaliz ölçünün 1’inin himayesi altında geliştirilemez, onunla ölçüşemez bir terime, a‘ya riayet etmelidir. [ç.n. 8’inci bölüm] Bu iki terimin ilişkisi Seminer’deki sayısız dersi besler.

“Bunca bilgi bakımından, değeri ve etkinliği eksik kalmadan, düşüncenin kendine ölçü aldığı bir kritere dayanmasıyla kendinden emin olmuş hâliyle episteme, bilim adını almayı hak eden bu söylemi ayırt eden şeyin ne olduğunu bilmek” meselesini Lacan’ın koyuş tarzına bir matheme bulmak gerekirse, bu metin bağlamında şunu yazmayı bilmek şart:

1 / a

(Lacanian Ink 32, sayfa 35)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

ç.n. “[%]” diye kodladığım dipnotlarda muhtemelen bu matheme ima ediliyor(du). Mesela bkz. Totoloji hâlinde topoloji ya da tüm arama sonuçları: [%]

1 Yorum

Filed under Şey

Ayaklarımla düşünürüm — Jacques Lacan

Elizabeth Roudinesco anlatmış:

Lacan Boston’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) Roman Jakobson’la yine görüştü ve matematikçi, dilbilimci ve filozoflardan oluşan dinleyicilere bir konuşma yaptı, aralarında Willard Quine ve Noam Chomsky vardı… Lacan Chomsky’nin düşüncelere ilişkin sorusuna verdiği yanıtla herkesi şoke etti:

— Beynimizle düşündüğümüzü zannederiz; ben şahsen ayaklarımla düşünürüm. Katı şeylere gerçekten temas etmemin tek yolu budur. Gerçi ara sıra alnımla düşündüğüm de olur, bir şeye tosladığımda. Ama beyinde düşüncelerin esamesinin okunmadığını bilmeye yetecek kadar elektroensefalogram görmüşümdür.

Bunu duyan Chomsky bu hocanın deli olduğunu düşündü.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

bilgelik vs. bilgidik

Bkz “Sütur-Südur ve Yürümenin Evreleri”, “Dünyanın Merkezi: hakikat zeminine ayak basmak”

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Alethosfer — Jacques Lacan

Bilim, ancak imletim düzeninde biçim verilen ifadelere atıf yaptığı ölçüde, önceden hiçbir şeyin yer bulmadığı bir şeyden inşa edilir.

Bunun kavranması önemlidir, şayet anlamayı istediğimiz şey –neyle ilgiliyse?– bizzat bu etkinin unutulmasıyla ilgiliyse. Olduğumuz bu halde, hepimiz, belki de sahamız bilimin usta söylemi gibi işlemesi sayesinde genişlediğinden, her birimizin ne ölçüde –hiçbir noktada bunu bilmemiş olmamız nedeniyle– ilk başta küçük a nesnesi gibi belirlenmiş olduğunu bilmeyiz.

Bilimin genişlemesinin –ki ilginçtir, oluşun ne olduğunu belirlemekte çok etkili olduğu görülür– yeryüzünün çevresini kuşattığı bu çeperlerden, bilimin bulduğu şeyleri oluş diye tarif ettiği bu bölgeler kümesinden size önceden söz ediyordum. Bilimin kurguladığı şeylerin yer bulduğu bu yeri neden hesaba katmayalım ki, şayet bu şeyler formelleşmiş hakikat etkisinden başka hiçbir şey değilse? Bu yere ne ad vereceğiz?

Burada yine söylemek istediğim şeyi fazlaca vurguluyorum, ve bu sefer öne sürdüğüm şeyden öyle fazla gurur duymuyorum, ama bu soruyu gündeme getirmenin işe yarayacağını zannediyorum, niyesini göreceksiniz, ve bu bir nomenklatür sorusu değildir.

Bu soru iyice ve hakikaten iş(ti)gal edilmiş bir yere dairdir – burayı iş(ti)gal eden şey nedir? Demin size dalgalardan söz ediyordum. Buradaki mesele budur. Hertz dalgaları ya da diğer dalgalar – algıya dair hiçbir görüngübilim bize onlara dair bir kez olsun ufacık bir fikir bile vermemiştir, hiçbir görüngübilimin bizi onlara ulaştırmayacağı kesindir.

Bu yere kendimizin doldurduğu zannedilen bir “noosfer” adını vermeyeceğimiz kesin. [1] Eğer cidden arkaplanda olmuş bulunan, bizi ilgilendirebilecek her şeyin yirmibeş satır gerisinde kalan bir şey varsa, işte budur. Lakin aletheia‘yı, duygusal anlamda felsefi hiçbir yanı olmadığını kabul edeceğim bir yolla kullanarak, daha iyi bir ad bulana kadar buna alethosfer diyebilirsiniz.

Fazla heyecanlanmayın. Alethosfer kaydedilir, küçük bir mikrofonunuz olması yeter, alethosferle bağlantı kurmuş olursunuz. Sizi Mars’a götüren küçük bir vasıtada olsanız bile alethosferle bağlantı kurabilirsiniz. Bu da hiç fena değildir. Hatta yapının bu şaşırtıcı etkisi sayesinde ay üzerinde gezinmeye giden iki üç kişinin, anlamalısınız ki, her an alethosfer dahilinde kalmış olmalarının becerdikleri exploit bakımından nedensiz olmadığı kesin.

Bu –onlara verilen adla– astronotlar, son dakikada çıkan minör sorunları muhtemelen bu kadar iyi atlatamazlardı –küçük makinelerle ilişkilerinden bahsetmiyorum bile, çünkü bunları kendi başlarına atlatmaları mümkündü– şayet bütün o süre boyunca bu küçük a – insan sesi onlara eşlik etmemiş olsaydı. Bu ses sayesinde bütünüyle abuk [conneries] konuşmalar yapabildiler, her şey kötüyken her şeyin iyi gittiğini söylemek gibi. Ama mesele bu değil. Mesele onların alethosfer dahilinde kalmış olmalarıdır.

(sonrası: Unutuk)

[1] Teilhard de Chardin’in Yunanca noos‘tan [zihin] türettiği neoloji.

Jacques Lacan 1969-1970 Seminer 17: Psikanalizin İçyüzü, s. 160

tmp_6954-12227830_1946187472272501_6804442393232848663_n1721597039

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

(Žižek and the Slovenian School)

3 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim

Trimetilamin — Jacques Lacan

Freud İrma rüyasını anlatıyor:

… İltihabın nereden geldiğini de doğrudan biliyoruz. Yakınlarda dostum Otto, İrma fenalaştığında ona bir preparat enjekte etmişti, içinde propil vardı, propilen … propriyonik asit … trimetilamin (ve formülünü karşımda kalın harflerle görüyorum) … böyle enjeksiyonlar hafife alınmaz … Muhtemelen şırınga da temiz değildi. Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim