Evet bugünkü konuğumuz, şeker yığarak parayı vuran Mark-Zucker-berg ve meşe ağacından reçine toplayan Elon-Musk’tan sonra sosyal medya başağalığı sektörüne bomba gibi düşen Jekyll Akın.
Okurlarımız bu bölümde Jekyll beyin nevi şahsına münhasır yönlerine eğilmemizi ve pek şanslı ailesine gösterdiği sımsıcak yüzünü tanıtmamızı istediler ama en iyisi bugün o konuya hiç girmeyelim, değil mi Jekyll abi?
JA: Evet hocam aynen öyle! Artık yüzüğümle değil, tüzüğümle gündeme gelmek istiyorum! (Gülüşmeler)
Jekyll bu Yapay Zeka olayı nedir abi, ne acayip tabir bu ya? Okumaya devam et →
Slavoj Žižek, toplumsal cinsiyet rollerini ve modern kültürdeki ilişkileri eleştirirken, özellikle sinema ve edebiyat üzerinden derin analizler sunar. Onun düşüncesine göre, melodramlar sadece bir kurgu türü değil, aynı zamanda toplumsal yapımızı anlamak için bir araçtır. Erkek ve kadın arasındaki ilişkilerin bu dramatik yapı içinde nasıl şekillendiğini çözümleyen Žižek, erkeklerin sevgi ve sorumluluk arasında kurdukları ikiliği analiz eder. Özellikle erkeklerin, aşklarını yüksek idealler uğruna feda ediyormuş gibi görünse de aslında bu fedakarlığın, aşık olduklarını kanıtlamak için bir strateji olduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda, Žižek’in tespit ettiği “melodramların numarası”, toplumsal ilişkilerin ardındaki karmaşıklığı kavramamızda bize rehberlik eder.
Slavoj Žižek’in Gerçeği Sorgulamak kitabından bir alıntı okuyorum şimdi size:
Bir yana kadının başkasına göre ve başkası için oluşu, erkeğin narsisistik yansıtması oluşu, eril kadın imgesi oluşu konurken, öbür yana eril söylemin ötelerinde bulunan ‘asıl kadının ta kendisini’ koymak pek isabetli olmaz. Hatta bunun tam tersini öne sürmek isterim: ‘Kadının ta kendisi’ mefhumu eril düşlemin son kalesidir, erkeklerin kadınlara dair söylemlerindeki bünyevi çıkmazları sonuna kadar takip ettiğinizde ise ‘asıl kadın’ın çok daha yakınına varırsınız. İşte o eril simgesel düzenin ötelerinde bulunan ve asla dile getirilemeyen semiyotik falan filan denen o kadın… işte bu ötelik mefhumu eril düşlemin son kalesidir, böyle diyelim.
Hava sıcaklığından dikkatinizi uzaklaştırmak için kuramsal spekülasyonlarda kendinizi kaybettiğinizde klasik bir Freud vakası olduğunuzu fark edersiniz.
Isıdan nefret ederim. Bugünlerde Norveç’in kuzeyinde Kuzey Kutbu tarafındaki Svalbard adalarında olmayı hayal ediyorum. Ama evimde kaldığım için yapabildiğim tek şey klimayı açmak ve okuma yapmak … tabi ki süren ısı dalgaları ve küresel ısınma hakkında.
Tam da okunacak konu. 50°C’ı aşan sıcaklıklar artık çok haber olmuyor, Emirlikler’den güney İran’a kadarki hilal üzerinde, Hindistan’ın bazı yerlerinde, Ölüm Vadisi’nde süreklileşmiş, şimdiyse öğreniyoruz ki gidişat çok daha karanlık, sadece çöl bölgelerini tehdit etmiyor. Vietnam’da birçok çiftçi dayanılmaz ısı yüzünden gündüz boyunca uyuyup gece çalışmaya karar veriyor.
Çok çok tekinsiz olan bu belgede (tek “ilacı” psikanaliz olan) berbat bir distopya tarif edilmiş.
“Yapay Zeka” yerine “Sunî İstihbarat” [·] dememdeki maksat “böcek” sayılan şeylerin aslında “parapraksis” olduklarının görülmesidir. [*]
Hakikatle bağını koparmış bu “bilgilenme” yöntemini Çim Topu Sahası Katliamı gibi “fayda getirici” #AlternatifOlgular uydurmak için bir el kitabı sayabilirsiniz.
[·] Belgede içeriğinde ifade verilen distopiklik seviyesi gözönünde bulundurulmak suretiyle S.İ. kısaltmasının Türkçe’de aşina olduğumuz “Si—!” ya da “Sie—!” tarzında telaffuz edilmesi gayet münasip olacaktır.
[*] Uppsala Üniversitesi’ne yazdığım mektupta bu ilişkiyi anlattım. Süreç hâlâ sürmekte olduğundan şimdi burada o konuyu açmam mümkün değil.
[+] Boston Raporu‘nun kapak sayfasında ve 2’nci bölümünde Asilomar konferans merkezinin büyük salonunu görebilirsiniz. Yayın ve Gizlilik Notu‘nda ise Asilomar yolcularının gelip geçtiği SFO havalimanından fotoğraflara yer verilmişti.
Sunî İstihbarat şimdiden dünyadaki insanlarca her gün kullanılan fayda getiren araçlar sağlamış. Aşağıdaki ilkelerin rehberliğinde devamlı geliştirilmesi onyıllar ve yüzyıllar boyu insanlara yardım edip güçlendirici şaşırtıcı fırsatlar sunacak.